"Said Nursi Hazretleri hep manevî cihattan bahsetmiş, hiç maddî cihattan bahsetmemiş." iddiasına nasıl cevap vermek gerekir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cihad, kelime anlamı olarak cehd kökünden türemiştir. Cehd ise, bir şeye gayret ve güç sarf etme anlamındadır. Istılah açısından cihad ise, düşmana karşı mücadele etmek, karşı koymak manasındadır.

Cihad iki şekilde değerlendirilmiştir.

Birisi, insanın nefis ve şeytanı ile olan mücadelesidir. Buna büyük cihat denilmiştir.

İkincisi ise, din ve vatan için maddî olarak düşmanla harp etmektir ki, buna da küçük cihat denilmiştir.

Büyük ve küçük tabirinde şöyle bir incelik vardır: İnsan, nefis ve şeytanı ile olan mücadelesini kaybederse, ebedî hayatını da kaybetme tehlikesi vardır. Onun için netice çok büyük olduğundan, bu cihada büyük cihat denilmiştir.

Ama küçük cihatta ise, netice ya şehit olmak, ya da gazi olmaktır. Söz konusu olan küçük cihatta kısa ve az bir ömrün kaybedilmesi ile neticesinde çok büyük bir makamı ve saadeti kazanmak olduğu için, bu cihada küçük cihat denilmiştir.

"Zararı defetmek, menfaatı elde etmekten daima önce gelir." mülahazasınca nefisle yapılan cihat maddi cihattan daha önceliklidir. Ayrıca cihadın çok şubeleri vardır. Kimisi malı ile cihat eder, kimisi ilmi ile cihat eder, kimisi güç ve kuvveti ile cihat eder, kimisi de imkânları ile cihat eder ve hakeza.

Cihadın şekline göre vasıtalar ehemmiyet kazanır. Bir zamanda ve dönemde maddî ve askeri güç hâkimse, burada vasıta olarak kuvvet ve silahlar önem kazanır. Başka bir zaman ve dönemde ikna, delil ve fen hükmediyorsa, ilim ve ispat cihadın en mühim mühimmatı olur.

Cihadın vasıtası tek bir kalıp, tek bir tarz değildir. Zamanın ilcaatı ve gereği neyse, hüküm ve vasıtalar da ona göre önem arz eder. Müminler de ona göre hareket eder.

İslam’da maddî cihadın tanzim ve tedbiri, devletin eli ile yapılır. Şahıslar ve gruplar, kendi başlarına buyruk hareket edemezler. Ederlerse, baği olurlar, yani eşkıya sayılırlar.

Ehl-i sünnet itikadına göre, İslami bir toplumda, İslami bir devletin olmaması durumunda, maddî cihat, manevî cihada inkılap eder. Yani güç ve otorite İslami olana dek, manevî ve ilmi mücadele geçerlidir. Dâhilde silahlı mücadele asla caiz değildir. Ama hariçten gelen düşmana karşı vatan savunmasında bulunmak şarttır. Zira can, namus, mal gibi şeylerin korunması ancak hür bir vatanla mümkündür.

Maddî cihat, günümüzde çok suistimal edilmektedir. Günümüzde maddî cihat hususunda ifrat ve tefrit fikirler öne çıkartılmaya çalışılmaktadır. Bazı aşırı görüşler, cihadı zulüm ve eşkıyalıkla izaha kalkışıyor. Bazıları da buna tepki olarak maddî cihadı tamamen inkâra gidiyorlar.

Orta yol ise, her şeyi yerli yerine koymakla olur. İslam’da maddî cihat da manevî cihat da vardır. Manevî cihat, bütün Müslümanlar üzerine farzdır. Maddî cihat ise devlet ve devletin ordusu üzerine farzdır. Maddî cihat, şahısların altından kalkacağı bir yük değildir. Onun için bu yetki, şahıslara değil, devlete verilmiştir.

Şahısların kendi başına orada burada, sivil, asker, masum, zalim ayırımı yapmaksızın, yapmış oldukları fiiller cihat değil, zulümdür, terördür ve ahiret de vebali çok ağırdır.

Peygamberimizin (asv) cihat ve mücahitlerle alakalı hadisleri, şahısları cihada teşvik için değil, devletin bünyesinde savaşa giden askerleri teşvik etmek içindir.

Bazı tefrit gruplar da İslam’daki cihat mefhumunu tamamen rafa kaldırıp, maddî cihadın bu zamanda geçersiz olduğunu ve lüzum kalmadığını ima ediyorlar. Hâlbuki ne maddî cihat, ne de manevî cihat, kıyamete kadar kalkmaz. Kalkması, kâinatın kanunlarına zıttır, zira Allah, kâinata mübareze kanunu koymuştur. Hak ile batıl, sürekli çarpışır. Bazen olur ki, zamana ikna, fen ve ilim hükmeder. Maddî cihadı inceltir, ama koparamaz. Bazen olur ki, maddî cihat manası hükmeder. Söze ve diplomasiye ihtiyaç ve lüzum kalmayacak bir vaziyete girer, maddî savaş ve cihat kaçınılmaz olur.

Günümüzde ikna, ispat, ilim ve fen hükmettiği için, manevî cihat, ön plana çıkmıştır. Maddî cihadı yapacak askeri ve siyasi güçler oluşmadığı için, Müslümanlar, manevî cihat ile memurlardır. Bununla beraber, devletler, kendi maddî ve askeri güçlerini sürekli arttırmaya çalışırken, Müslümanların da, manevî cihat var diyerek, o sahaları boş ve zayıf bırakmaları akıl kârı değildir. Tabi bu vazife devletindir. Biz de devletimize karşı kendimize düşen yönü ile vazifemizi yapmamız gerekir.

Bugün İslam âleminde Filistin, Irak, Libya gibi Müslüman ülkeler kâfirin bombası altında can veriyor ise, bunun yegâne sebebi maddî cihadın unsurları olan askeri ve iktisadi gücümüzün yeterli ve caydırıcı olmamasıdır.

Millet olarak varlığımızı devam ettirmemiz, maddi ve manevi terakkiye bağlıdır. Bu da ilim, marifet, sanat ve ticarette tekâmülle mümkündür. Hangi millet, sanat, ticaret ve teknoloji ile donanmışsa, ilerlemiş ve gelişmiştir.

Avrupa fen ve teknik sahada büyük bir hızla terakki ederken, bizim yerimizde saymamız, İslam dininin ulviyeti ve kudsiyeti ile asla bağdaşmaz. Garb’ın faydalı sanatlarını, ilmi buluşlarını, fen ve teknik sahasındaki gelişmelerini almak elbette ki elzemdir.

“Neden dünya herkese terakki dünyası olsun da, yalnız bizim için tedenni dünyası olsun!” (Münazarat)

Maddeten güçlü olmayan devletler hiçbir meselede söz sahibi olamaz; zengin ve gelişmiş devletlerin tahakkümü altına girmeye mecbur kalırlar. İlim ve irfandan mahrum olan bir millet hakir ve zelil olarak yaşamaya mecburdurlar. Her zaman hakları ellerinden alınır, mazlum durumuna düşer, tedenni eder, sefil ve perişan bir vaziyette yaşamaya mahkûm olurlar. İslam âleminin bugünkü durumu buna şahittir. Başta Filistin olmak üzere birçok İslam ülkesi maddî güçleri olmadığından dolayı, canavarlaşmış İslam düşmanlarının zulmü altında inim inim inlemektedirler.

Bir ayet-i kerimede mealen şöyle buyurulmaktadır: “Karşıtlarınızı caydırmak için olanca gücünüzle kuvvet hazırlayın!” (Enfal Suresi, 60) Düşmanın şerrini defetmek ve saldırılarını önlemek için yeterli kuvvet toplamak İslam’ın mühim bir emridir. Bu hal sadece belli bir zamana mahsus olmayıp, kıyamete kadar geçerlidir. Aksi halde namus ve izzetimizi, vatan ve milletimizi koruyup muhafaza edemez, perişan oluruz. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) minberde bu ayetin tefsirini yaparken şöyle buyurmuştur: Ey Ashabım! Dikkat edin! Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.

Atmak, sadece ok atmak değil, zamanın gerektirdiği silahı atmak ve kullanmak demektir. Düşmana galip gelmemiz için, kuvveti elimizde bulundurmamız lazımdır. Biz zayıf düşersek ve kuvvet düşmanın elinde olursa, düşmanın bu kuvvet ile bize galip gelmesi kaçınılmazdır.

NATO ve Birleşmiş Milletler gücüne mukabil Müslüman âleminin de haksızlık ve zulümleri önlemeye yönelik askeri ve siyasi bir gücün olması zaruridir. İslam barış gücü altında her Müslüman devlet askeri ve siyasi bir birlik kurmaları iktiza eder ki, bu da ancak askeri bir güç ile mümkündür.

Manevî cihat asıldır ve süreklidir. Maddî cihat ise, tehlikeli durumlarda devreye giren geçici bir hâldir. Lakin maddî cihadın hükmü kalkmış, kılıcı kınına ebediyen girmiştir demek, hem akli hem de İslami olmaz. Üstad Hazretlerinin de böyle bir iddia ve sözü yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

bychatlack
sayın editörüm burda bir sual aklıma geliyor. islamda cihad anlayışında çocukların ve size saldırmayan kadınların ve mabed yerlerinin yıkılması caiz değildir. hatta üstad kendisi ermenilerin çocuklarını onlara geri göndermiştir. şimdi eğer maddi bir cihad olsa bombalar konuşuyor. bir bomba orada çoluk çocuk demeden öldürüyor bu yüzden artık savaş souk savaş olmuş cihad bitmiş diyenere nasıl cevap vermek lazım...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Bu bakış açısı tamamen hevai ve gerçeklerle örtüşmeyen bir bakış açısıdır. Maddi cihadın hükmü asla kalkmaz sadece siviller açısından dikkat ve itina ister denilebilir. Şimdi teknoloji gelişti askeri hedefler sivillere zarar vermeden vurulabilir. Silah insanın emrindedir insan bunu hayır ve adalette kullanabileceği gibi şer ve zülumde de kullanabilir. Batı ve İslam düşmanları her türlü askeri silahlanmayı yaparken bizim gibi geri kalmış üçüncü sınıf ülkeler bu tarz saçmalıklarla silahsızlaştırılıyor. Güç ve kuvvet adaletin abdestidir güç ve kuvvet olmadan adalet temin edilemez. Silah adaletin emrinde olursa adalete vesile olur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...