"Bâb-ı Rububiyet ve Saltanattır ki, ism-i Rabbin cilvesidir." cümlesini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Birinci Hakikat'te mâlikiyet ve hâkimiyet hakikatlerinin ve İlâhî isimlerden “Rab” isminin âhirete olan işareti izah ediliyor.
“Bâb-ı Rubûbiyet ve Saltanattır ki, ism-i Rabbin cilvesidir:”
“Rab” ismi her şeyi terbiye ve idare eden demektir. “Rubûbiyet” terbiye edici olma manasında İlâhî şuunuttan bir şe’ndir.
Rab isminin iki ciheti olan terbiye ve idare âhireti iktiza ediyor. Çünkü âsi olanların cezalandırılması, muti’ olanların da mükâfatlandırılması gerekir. Hâlbuki bu dünyada mükâfat ve mücâzat tam olarak verilmiyor.
Tarihte bütün sultanlar, saltanatın haşmetini ve izzetini muhafaza etmek için, âsi olanları en ağır bir şekilde cezalandırmışlardır. Hâl böyle iken, nihayetsiz izzet ve saltanat sahibi Allah’ın kendi saltanatını inkâr eden kâfirleri ebedî azapla cezalandırması bedihîdir.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Onuncu Söz, Birinci Hakikat hakkında bilgi verir misiniz?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Burada saltanatı neden rububiyyetle beraber ele alınmış izah edermisiniz
Saltanat (hükümranlık) ve Rububiyet (Rab olma vasfı) kavramlarının beraber ele alınması, Allah’ın evren üzerindeki mutlak otoritesini ve bu otoritenin işleyiş biçimini açıklamak içindir.
Bu iki kavram arasındaki derin bağı şu başlıklarla izah edebiliriz:
1. Rububiyetin Doğal Bir Sonucu Olarak Saltanat
Rububiyet; yaratma, rızık verme, terbiye etme ve yönetme sıfatlarını kapsar. Bir varlığın "Rab" olabilmesi için, üzerinde tasarrufta bulunduğu mülkün tam ve rakipsiz sahibi olması gerekir.
Rab, terbiye eden ve çekip çevirendir.
Sultan, emir ve iradesini yürüten mutlak güç sahibidir.
Eğer Allah’ın Rububiyeti varsa, bu ancak bir "Saltanat" (egemenlik) ile mümkündür. Saltanatı olmayan bir yaratıcılık, mülkü üzerinde söz sahibi olamayan bir yöneticiye benzer ki bu ilahlık vasfıyla bağdaşmaz.
2. İdare ve Nizam (Kozmik Düzen)
Evrendeki her şeyin bir nizam içinde yürümesi, Rububiyetin bir tezahürüdür. Ancak bu nizamın devamlılığı, bir irade ve zorlayıcı güç gerektirir. İşte bu noktada Saltanat devreye girer. Yıldızların yörüngesinden hücrenin işleyişine kadar her detay, Allah’ın "Melik" (Hükümdar) sıfatıyla koyduğu kanunlara boyun eğer. Bu, kâinatın büyük bir saray veya devlet gibi yönetildiğini gösteren bir Saltanat tablosudur.
3. İbadet ve İtaat İlişkisi
Kur'an-ı Kerim'de Fatiha Suresi’nde "Rabbil âlemin" (Alemlerin Rabbi) ifadesinden hemen sonra "Maliki yevmiddin" (Din gününün maliki/hükümdarı) gelmesi tesadüf değildir.
Rububiyet, kulun ihtiyacını karşılar ve onu yetiştirir.
Saltanat, kuldan sadakat ve itaat ister.
İnsanın Allah’ı sadece bir "yaratıcı" olarak değil, aynı zamanda hayatına hükmeden bir "Sultan" olarak görmesi, kulluk bilincinin temelidir. Saltanat, Rububiyetin hukukunu korur; yani Rab olan Allah, aynı zamanda koyduğu yasalarla (şeriat ve fıtrat kanunları) nizamı muhafaza eden bir hükümdardır.
4. Vahdet (Birlik) Delili
Eğer Rububiyet (yönetim) ve Saltanat (otorite) tek bir elde toplanmasaydı, evrende tam bir kaos hakim olurdu. İslam düşünürleri, "Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozulup giderdi" (Enbiya, 22) ayetinden yola çıkarak, Saltanatın parçalanamaz bir bütün olduğunu savunurlar. Bu, Rububiyetin ancak tek bir Sultan’ın eliyle kemale ereceğinin kanıtıdır.
Özetle; Rububiyet bir fiildir (beslemek, büyütmek, yönetmek), Saltanat ise bu fiilin arkasındaki mutlak kudret ve hukuki otoritedir. Biri olmadan diğeri eksik kalır.