"Alevi" ve "Şia" ne demektir, ibadetleri nasıldır?
Değerli Kardeşimiz;
Alevi, kelime mânâsıyla, Hz. Ali (r.a.)’ye mensubiyeti ifade eder. Şah-ı Nakşibend’e bağlı olanlara Nakşî, Abdülkadir Geylani’ye bağlı olanlara Kadirî, Mevlana’ya bağlı olanlara Mevlevî denildiği gibi, Ali (r.a.)’ye mensup olanlara da Alevî denilir.
Aslında bütün Müslümanlar Ali (r.a.)’ye bağlıdırlar; onu canları gibi sever, onun gittiği yoldan gitmeye çalışırlar. Bununla beraber Alevilik, zamanla belli bir grubun ismi olmuştur. Anadolu Aleviliği, büyük ölçüde Şiilikten etkilenmiş olmakla beraber, aralarında büyük farklar vardır.
Nakşî ve Kadirî ekollerine mensup Müslümanların dergâhları olduğu gibi, Alevilerin de cemevleri vardır. Ancak cemevi, hiçbir zaman caminin alternatifi olmamalıdır, olamaz da. Bir Nakşî veya Kadirî, dergâhta nefsi terbiyesini alıp, ezan okunduğunda ise camiye gittiği gibi, bir Alevi de aynı rahatlıkla camiye gidebilmelidir.
Şia da kelime olarak; bir şeye şiddetli taraftar olmak demektir. Istılah olarak ise, Hz. Ali (ra) taraftarı ve onun muhabbetini esas alan bir mezheptir.
Bu mezhep genel hatları ile iki kısımdır.
Birisi Şia-i Velâyet: Hz. Ali (ra)’nin şahsi kemalat ve şecaatinden dolayı ona muhabbet ile taraftar olanlardır. Bunlar ehl-i sünnete muhalif olarak Hz. Ali Efendimizi diğer üç halifeden üstün görüyorlar. Muhabbet nazarı, mahbubunu en üstün gördüğü için, bunlarda bir art niyet ve bir garaz olmuyor. Bu yüzden, yanlış iddialarında özür sahibi oluyorlar. Hatta evliyalardan bazıları manevî olarak Hz. Ali'ye bağlı olduğundan, onu diğer üç halifeden üstün görmüşlerdir. Bu ehli muhabbet olan şianın özür sahibi olması ancak diğer üç halifeye kin ve öfke duymamak ve İslam’ın usulüne aykırı olmamak şartıyla mümkündür, yoksa onlar da mesul olurlar.
İkincisi olan Şia-i Hilafet ise; Hz. Ali (ra)’nin şahsi kemalat ve velâyetine muhabbetten ziyade, ona siyasi mülahazalar ile taraftar olanlardır. İran gibi birçok eski medeniyet ve kavimler Hz. Ömer (ra) zamanında fethedildiği, onların kılıcı altında saltanatlarını kaybettikleri için, bu üç halifeye, hususen de Hz. Ömer’e karşı bir intikam-ı milli hissi, İran’ın seçkin zümresinde oluştu. Bunlar bu intikam hissini Hz. Ali taraftarı olarak gösterdiler. Yani Üstad'ın ifadesi ile Ali muhabbeti altında Ömer düşmanlığı yaptılar. Bu yüzden, bunların Hz. Ali’ye olan taraftarlıkları siyasidir, art niyetlidir ve garazkâranedir. İran’ın o elit tabakası incinmiş olan milli gururlarını İslam’ı parçalayan Şia’ya taraftar olmak ile kurtarmaya çalışmışlardır. Bunlar içinde daha da ileri gidip dinin esasını inkâr edenler de olmuştur. İsmailiyye ve Rafizilik gibi.
Anadolu Alevileri genel olarak bu iki mezhepten Şia-i Velâyet kısmına giriyorlar. Bu Alevilerde siyasi mülahazalardan çok, muhabbet duygusu hâkimdir. Lakin materyalist felsefenin hâkim olduğu bu dönemde, bazı dinsiz cereyanlar Anadolu Alevilerini İslam’ı mağlup etme yolunda kullandılar. Alevi kardeşlerimiz planlı ve projeli bir şekilde solculuk akımlarına angaje edilmeye çalışıldı ve maalesef başarılı olundu.
Aleviler içinde bir kısım, gulat-ı şia denilen Rafıziliğe gitti. Yani Hazreti Ali (ra) şahsını İlahlaştırarak inkâr etmiş oldular. İstikametten çıkan bir sevginin sonu inkâr ve nefrettir. Hazreti Ali’ye (ra) muhabbet besleyenlerin çoğu, istikametten çıktığı için, muhabbetleri meşru olmayıp, bir cihetle Hazreti Ali’yi (ra) zımni inkârdır. Rafızilik Hazreti Ali’yi (ra) İlahlaştıran sapkın ve dinden çıkmış müfrit bir guruptur. İslam dairesinde bulunan Alevilerle bunları aynı kefeye koymak yanlış olur. Bunlar İslam dışı bir guruptur. Şia, Caferilik, Zeydilik, Alevilik gibi guruplar; İslam dairesinde olmakla beraber, bidat denilen Ehl-i Sünnetin dışında guruplardır. Yani bütün Alevileri bir kalıp içine sokup, bir hükme gitmek yanlış olacağı için hepsi hakkında ayrı bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Alevilerin kahir ekseriyeti İslam dairesi içinde olmakla beraber, yukarıda kısaca değindiğimiz gibi İslam dairesinden çıkıp küfre giren guruplar da mevcuttur. Rafızilik ve İsmailiye buna iki örnektir.
Nakşî ve Kadiri tarikatlarının nasıl kendine mahsus dergâhları var ise, Cem evleri de Alevi kardeşlerimizin kendilerine mahsus bir dergâhıdır, denilebilir. Cami ise bütün Müslümanların ortak değeri ve ortak ibadet yeridir. Cami, Sünni bir Müslüman’ın olduğu kadar, Alevi bir Müslüman’ın da ibadet mekânıdır.
Cami ile cem evlerini karşı karşıya getirmek, birini diğerinin rakibi ve alternatifi gibi kabul etmek samimi bir Müslüman’ın işi olamaz. Olsa olsa Sünni ve Alevi kavgasını körüklemek isteyen dinsizlerin işi olabilir. Nasıl Sünniler içinde farz ibadetlerini yapmayanlar çoğunlukta ise, maalesef aynı durum Aleviler içinde de aynıdır.
Camiye kasıtlı gitmeyen Aleviler ise bu zamanın solculuk akımına kapılan art niyetli ve hâdiseleri ideolojik değerlendiren militan kesimdir. Bunların bu ideolojik yaklaşımları Alevi camiasını bütünü ile mahkûm etmemelidir.
Merhum Mehmed Kırkıncı Hocamızın kaleme aldığı "Alevilik Nedir" isimli eserini okumanızı tavsiye ediyoruz. Bu kitapta Alevilikle alakalı bütün soruların cevabını bulabilirsiniz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü