Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"İşte, kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar her şey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır. Biz ve muhakemâtımız onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun." İzah eder misiniz?

Yazar: Sorularla Risale, 26-9-2009

Allah’ın zatı gibi sıfatları da ezelîdir. Allah, ezelî ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi birlikte bilir. Birini önce, diğerini sonra bilmesi söz konusu değildir.

Bizim zâtımız da sıfatlarımız da sonradan yaratılmıştır. Elbette biz O’nun ne zâtını, ne de sıfatlarını lâyıkıyla bilemeyiz, ezeliyetini ve zamandan münezzeh oluşunu hakkıyla kavrayamayız. Çünkü, biz zamanın ne olduğunu bile henüz anlamış değiliz.

Biz zamanla kayıtlıyız. Dünümüz var, yarınımız var. Bunlar, ömür denilen hayat süresinin safhalarıdır. Lâkin bu safhalar hep nispîdirler, yâni birbirine göre bu isimleri alırlar. Bu günümüze, yirmi saat önce, yarın deniliyordu. Sabaha çıktığımızda ondan söz ederken, dün diyeceğiz. Geçmiş ve gelecek zaman da dün ve yarından farklı değildir.

İnsan, zamanla kayıtlı olduğu için, olayları ancak vuku bulduktan sonra bilebilir ve öğrenebilir. Bu sınırlı ilmiyle, zamandan münezzeh olmayı ve ezelî ilmi kavraması elbette mümkün olmaz.

“Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfûz) O'nun yanındadır.” (Ra’d, 13/39)

Zaman, başlangıcı ve sonu olan ve eşyanın bir tertip ve düzen ile oluştuğu bir mahluktur.

Mesela, bir çocuk zaman içinde büyür, gelişir ve olgunlaşır, bu süreç ise sıra ve tertip ile olur; yani öncesi, şimdisi ve sonrası olan bir durumdur. Önce olmadan şimdi olmaz şimdi olmadan da sonra olmaz. Gelecekteki hâl ancak yaşanarak kavranır ve anlaşılır.

Tabi bu kaideler insan için geçerlidir. Yani zamanın içinde olan her şey -buna insan da dahil- gelecekteki olayları yaşanmadıkça idrak edip anlayamaz. Ben bugün kurtuluş savaşını olduğu için biliyorum, yarın ne olacak onu bilemiyorum, zira sırası gelip gerçekleşmedi. Ama zamanın bu kayıtlarından kurtulmak ve üstüne çıkmak imkanı olsa idi, zamanın şeridini yani öncesi, şimdisi ve sonrası ile görebilse idim yani ihata edebilse idim o zaman olayların olmasını beklemeden bilebilirdim.

Ezeliyet, başı ve sonu olmayan zamandan ve mekândan münezzeh olan ve hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan, Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki bütün kayıt ve kaideler burada geçerli değildir. Yani Allah ezeli ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için onun ilminde geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur, o her şeyi şimdiki hâl gibi bir tutar. Üstad Hazretlerinin ayna örneği  burayı izah ediyor.

Mesela, büyük bir ayna yere yaklaştıkça tuttuğu alan daralır, yukarı çıktıkça tuttuğu alan genişlenir; ne kadar yüksekte ise tuttuğu alan da o kadar genişler. Burada yer zamandır, ayna ise Allah’ın ezeli ilmidir. Allah’ın ilmi zamanın üstünde, onu ihata edecek bir mevkide olmasından, yani zamandan münezzeh olmasından dolayı  zamanın bütününü tutar ve ihata eder. Onun için Allah, her şeyi olmadan önce de bilir ve görür.

İnsanlar ezeliyetin manasını iyi idrak edemedikleri için, ezeliyi zamanın içinde sanmışlar. Yani bunlara göre "ezel" zamanın üç halinden maziyi temsil eder. Onun için ezel zamanın içinde gibi, zamanın mazi tarafına ezel demişler ve eşya vücuda geldikçe maziye yani ezele akar, ondan sonra Allah duruma vakıf olur, diye hayal ediyorlar. Böyle olunca insanın başına gelecek olaylar daha vuku bulmadığı için, yani maziye ve ezele akmadığı için, Allah bizim geleceğimizi bilemez, diye safsata yapıyorlar.

Yani insan kendini Allah’ın ezeli ilminin haricinde addetmekle cebirden güya kurtulmuş olacak. Halbuki tam tersi, ezel zamanın içinde değil zaman ezeliyetin içindedir. Böyle olunca zamanın her şeyi yani üç boyutu olan geçmiş, şimdiki hali ve geleceği Allah’ın ezeli ilminin içindedir. O zaman her şeyi ile insan Allah’ın ilmindedir, manası hak olan manadır. Yani insan da onun düşünce ve seçimleri de kaderin dairesi içindedir. İnsanın kalıbının kaderin içinde olup da muhakeme ve seçimlerinin dışında olması mümkün değildir.

Özetle, yaratılmış her şey zaman ve mekânın içindedir, onun dışında olması imkansızdır. Aynı şekilde zaman ve mekân da Allah’ın ezeli ilminin içindedir, onun dışında ve haricinde olması mümkün değildir. Öyle ise ezeli ilmin içinde olan zamanın bütün boyutlarını (geçmiş, gelecek ve şimdiki hali) Allah’ın bilmesi ve bunu bir tarafa not etmesi ya da yazması gayet normal ve makul bir durumdur.

“Manzar-ı âlâ” ifadesi, Peygamber Efendimiz (asm)'in torunu Hz. Hüseyin’in vitir namazının Kunut'unda okuduğu bir duada geçmektedir.

Sahabelerin sözlerine, hadis literatüründe "Mevkuf Hadis" denilmektedir.

“Manzar-ı âlâ” ile ilgili konu hakkında, İbn Ebi Şeybe’nin Musannefinde iki rivayet şekli vardır: Senetleri aynı olan bu rivayetler arasındaki tek fark bir kelimedir:

Birinci rivayet şekli şöyledir:

“Allah’ım! Muhakkak ki sen, manzar-ı âlâda / en yüce, en yüksek bir manzarada (her şeyi birden görecek bir bakışa, bir görüş kapsamına sahip) olduğun için (her şeyi hakkıyla) görürsün, fakat ben göremem. Şüphesiz dönüş yalnız sanadır... Ve yine şüphesiz dünya da ahiret de senindir.  Allah’ım! Zillete düşmekten, rezil-rüsvay olmaktan sana sığınırız.”(1)

İkinci rivayet şekli aynıdır, yalnız (meal olarak:) “Sen görürsün,  fakat ben göremem.” ifadesi yerine, “Sen görürsün, fakat görünmezsin.” ifadesine yer verilmiştir.(2)

İbn Sad farklı bir senetle aynı hadisi rivayet etmiştir.(3)

Dipnotlar:

(1) bk. İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, Riyad, 1409, 2/95.

(2) bk. İbn Ebi Şeybe, 6/89.

(3) bk. İbn Sad, et-Tabakat, I/409.

Okunma Sayısı : 3790


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !