Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir." Devamıyla izah eder misiniz?

Yazar: Sorularla Risale, 15-7-2009

"Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona 'ezel' deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir."(1)

Burada Üstad ezel ile zamanın birbirine karıştırıldığına işaret ediyor.

Zaman, başlangıcı ve sonu olan ve eşyanın bir tertip ve düzen ile girdiği bir mahluktur. Mesela bir çocuk, zaman içinde büyür, gelişir ve olgunlaşır. Bu süreç ise, sıra ve tertip ile olur. Yani öncesi, şimdisi ve sonrası olan bir durumdur. Önce olmadan, şimdi de olmaz; şimdi olmadan da, sonra olmaz.

Gelecekteki hal, ancak yaşanarak kavranır ve anlaşılır. Tabi bu kaideler insan için geçerlidir. Yani zamanın içinde olan her şey,  buna insan da dahil, gelecekteki olayları yaşanmadıkça, idrak edip anlayamaz.

Ben bugün, Kurtuluş Savaşını meydana geldiği için biliyorum, yarın ne olacak onu bilemiyorum. Zira sırası gelip gerçekleşmedi. Ama zamanın bu kayıtlarından kurtulmak ve üstüne çıkmak imkanı olsa idi, zamanın şeridini, yani öncesi, şimdiki hali ve sonrası ile görebilse idim, yani ihata edebilse idim, o zaman olayların olmasını beklemeden bilebilirdim.

Ezel ise; başı ve sonu olmayan, zamandan ve mekandan münezzeh olan ve hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki bütün kayıt ve kaideler burada cari değildir.

Yani Allah, ezeli ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için, onun ilminde geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur. O her şeyi şimdiki hal gibi bir tutar.

Üstad'ın, ayna örneği burayı izah eder. Mesela, büyük bir ayna yere yaklaştıkça tuttuğu alan daralır. Yukarı çıktıkça, tuttuğu alan, genişlenir. Ne kadar yüksekte ise, tuttuğu alan da o kadar genişler. Burada yer, zamandır; ayna ise Allah’ın ezeli ilmidir. Allah’ın ilmi zamanın üstünde, onu ihata edecek bir mevkide olmasından, yani zamandan münezzeh olmasından,  zamanın bütününü tutar ve ihata eder. Onun için Allah her şeyi olmadan önce de bilir ve görür.

Burada, insanlar, ezeliyetin manasını iyi idrak edemedikleri için, ezeliyi, zamanın içinde sanmışlar. Yani, bunlara göre ezel, zamanın üç halinden, maziyi temsil eder. Onun için ezel, zamanın içinde gibi sanılmış. Böylece zamanın  mazi tarafına ezel demişler ve eşya vücuda geldikçe, maziye, yani ezele akar, ondan sonra Allah duruma vakıf olur diye hayal ediyorlar.

Böyle olunca, insanın başına gelecek olaylar daha vuku bulmadığı için, yani maziye ve ezele akmadığı için, Allah bizim geleceğimizi bilemez diye safsata yapıyorlar. Yani insan kendini, Allah’ın ezeli ilminin haricinde addetmekle, cebirden güya kurtulmuş olacak.

Halbuki tam tersine, ezel; zamanın içinde değil, zaman ezeliyetin içindedir. Böyle olunca, zamanın her şeyi, yani üç boyutu olan; geçmiş, şimdiki hali ve gelecek, Allah’ın ezeli ilminin içindedir. Bu durumda, her şeyi ile insan, Allah’ın ilmindedir, manası hak olan manadır.

İlgili bahsi okumak için tıklayınız: 

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz İkinci Mebhas.

Okunma Sayısı : 6266


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

demir37 15-Temmuz-2009

yani, Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin ifadesi; Allah geçmişte bir sistem kurmuş o sistemde mahlukat bir mecburiyet içerisinde vücuda geliyor ve Allah'ın müdahalesi olmuyor,ihtiyarda bir manada devredışı kalmış oluyor,anlamına mı geliyor

bakiduman 15-Temmuz-2009

Abi çok güzel bir izah olmuş Allah razı olsun.

burda ezele ilim ebede kudret dersek olmuyor mu. çünkü ''Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar.Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona “ezel” deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir.'' ifadesi ile ilim sıfatı mutabık.mazi hal ve istikbali birden tutmasi ve farazi sahsın kendisini onun haricinde tevehhüm etmesinin hakikat olmaması,zamanın ise daire-i mümkinat içinde uzanıp gitmesi gibi... Bu durumda ebed bir nevi 'an' oluyor ki hem 'mahlukatın bir 'an' nazar-ı rabbaniye mazhariyetleri, vücuda gelip derakab kaybolmaları ile anlatılan ve üstad'a teselli veren hakikat ve mahlukatın bir an kudrete mazhariyetinin onlara ebediyet kazandırmasının ne oldugu hakikatı örtüşür.belki bu hakikatın bizim anladıgımız 'an' yani zamanla alakası olmadığı bilinir. hem de ''Levh-i Mahv, İspat'ta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve mânidar ihtizâzâttır"manası ile ezel mazi silsilesinin bir ucu ebed ise istikbal silsilesini bir ucu olmaktan kurtulurlar.