YUSUF KEMAL DURAKOĞLU (BAHTİYAR DOKTOR)
Yirmi Yedinci Mektub'un fıkraları içinde bir doktora yazılan bir mektup vardır. Bu mektup, "Merhaba, ey kendi hastalığını teşhis edebilen bahtiyar doktor, samimi ve aziz dostum" ifadeleriyle başlar.
Nurlarla müşerref olan birçok bahtiyar doktor bulunmaktadır. İşte bu bahtiyar doktorların ilki sayılabilen zat ise, Dr.Yusuf Kemal Durakoğlu'dur.
Dr. Yusuf Kemal, 1900'de Uluborlu'da dünyaya gelmişti.
Tıp Fakültesi'ni İstanbul'da bitirdi. Samsun ve Eğridir'de görev yaptı. Daha sonraları Isparta Hastanesi'ne baştabip olduğu yıllarda, Üstad Bediüzzaman'ı tanıdı ve Nur Risalelerini okumaya başladı. Barla'da Üstad Bediüzzaman'ı ziyaretlerinde ve derslerinde bulundu. Zaman zaman Barla'ya gidip geliyordu. Emekliliğine yakın da İstanbul Gülhane Hastahanesi'nde baştabiplik yaptı. Emekli olunca, memleketi olan Uluborlu'ya döndü. 1969'da vefat etti ve Uluborlu Mezarlığına gömüldü.
Dr.Yusuf Kemal Durakoğlu, Barla Lâhikası'nda Üstad Bediüzzaman'a yazdığı bir mektubun Sözler hakkında şunları ifade ediyordu:
"Mezarıma kadar dinî akidelerinizin esiri ve kurbanıyım. Üstad'ım, sizin Sözler'iniz benim dinî muhayyilemi cidden değiştirdi. Ve daha sevimli bir mecraya sevketti. Şimdi bendeniz, doktorların düşündüğü gibi düşünmüyorum." (bk. Barla Lâhikası, 62. Mektup: Doktorundur)
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Merhaba ey kendi hastalığını teşhis edebilen bahtiyar doktor, samimî ve aziz dostum;
Senin hararetli mektubunun gösterdiği intibah-ı ruhî şâyân-ı tebriktir. Biliniz ki, mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettarı, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılâp etmesi için sa’y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde ve menşe olması cihetindedir. Yoksa, hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek, ânî bir şimşeği sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.
(...)
Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen, malûmatın içinde ne kadar lüzumsuz, faidesiz, ehemmiyetsiz, odun yığınları gibi câmid şeyleri bulursun. Çünkü ben teftiş ettim, çok lüzumsuz şeyleri buldum. İşte o fennî malûmatı, o felsefî maarifi faideli, nurlu, ruhlu yapmak çaresini aramak lâzımdır. Sen dahi Cenâb-ı Haktan bir intibah iste ki, senin fikrini Hakîm-i Zülcelâlin hesabına çevirsin, tâ o odunlara bir ateş verip nurlandırsın. Lüzumsuz maarif-i fenniyen, kıymettar maarif-i İlâhiye hükmüne geçsin... (bk. age., 68. Mektup)
(bk. Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-I)