Lügatler :

âhir : son
alâkadarlık : ilgili olma
berzah : kabir âlemi
cihet : taraf, yön
cüz’î : ferdî, az, küçük
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
ehl-i dalâlet ve sefahet : zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkün doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler
Eskişehir Hapishanesi :
firak : ayrılık
gayr-ı meşru : helâl olmayan, dine aykırı
hâdisat : hâdiseler, olaylar
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakikat : doğru, gerçek
hal-i hazır : şimdiki zaman
hülâsa : öz, özet, esas
iffet : namus
istikbal : gelecek zaman
itikatsızlık : inançsızlık
izah : açıklama
kat’î : kesin, şüphesiz
kat’iyen : kesin olarak
mâdum : yok, ölü
mezaristan : mezarlık
muhafaza etmek : saklamak, korumak
müşahede : görme, gözlem
nazar : bakış, dikkat
nihayetsiz : sonsuz
raksetmek : dansetmek
sefahet : gayrı meşru zevk ve eğlence
şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp. bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
teellüm : elem, acı çekme
terviç etmek : revaç, kıymet verme, değerini artırmak
vahşetli : ürkütücü
zaman-ı mazi : geçmiş zaman
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Şualar | On Birinci Şuâ | Üçüncü Mes'ele
Üçüncü Mesele


Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur:

Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar kat’î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: “Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.”

Evet, gördüğüm hakikattır, hayal değil. Nasıl ki bu yaz ve güzün âhiri kıştır; öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hâdisatı sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hâdisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefahetin elli altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacaklardı.

Ben o Eskişehir Hapishanesindeki müşahede ile meşgul iken, sefahet ve dalâleti terviç eden bir şahs-ı mânevî, insî bir şeytan gibi karşıma dikildi ve dedi:

“Biz hayatın herbir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma.”

Ben de cevaben dedim:

Madem lezzet ve zevk için ölümü hatıra getirmeyip dalâlet ve sefahete atılıyorsun. Kat’iyen bil ki, senin dalâletin hükmüyle bütün geçmiş zaman-ı mazi ölmüş ve mâdumdur. Ve içinde cenazeleri çürümüş bir vahşetli mezaristandır. İnsaniyet alâkadarlığıyla ve dalâlet yoluyla, senin başına ve varsa ve ölmemişse kalbine, o hadsiz firaklardan ve o nihayetsiz dostlarının ebedî ölümlerinden gelen elemler, senin şimdiki sarhoşça, pek kısa bir zamandaki cüz’î lezzetini imha ettiği gibi, gelecek istikbal zamanı dahi, itikatsızlığın cihetiyle yine mâdum ve
aaaaaaaaa
| Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Mes'elenin Hülâsası / Sonraki Risale: Dördüncü Mes'ele
Bu bölümde görmüş olduğunuz kaynaklı ve lügatli Risale-i Nur külliyatı Söz Basım Yayın tarafından hazırlanmış ve kendilerinin izni ile siteye eklenmiştir.
Sorularlarisale sitemizin kütüphanesine külliyat hediye eden; Söz Basım Yayın, RNK ve Sözler Yayınevlerine de teşekkür ederiz.