Külliyat'ta Arama
Aranacak

Detaylı Arama

Lügatler :

âhir : son
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
azamet-i kudret : güç ve iktidarın büyüklüğü
delâlet etmek : işaret etmek
deveran : dönme, dolaşma
ehadiyet : Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
esâsât-ı imaniye : imanın esasları
fevkalâde : olağanüstü
hâlisiyet : samimilik
haşmet-i Rububiyet : Allah’ın bütün varlıkları terbiye ve idare ediciliğinin büyüklüğü, görkemi
haşr : yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
îcaz : veciz söz söyleme, az sözle çok mânâlar anlatma
ihata-i ilim : ilmin kuşatıcılığı ve genişliği
ism-i Hakîm : Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi
işârât : işaretler, belirtiler
kat’iyet : kesinlik
mevcudiyet : varlık
münâcât : Allah’a yalvarma, yakarma
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
Risale-i Münâcât : Münâcât Risalesi (Üçüncü Şuâ)
semâvât : gökler
şümul-ü hikmet : Allah’ın hikmetinin herşeyi kapsaması
talim : öğretme
umumiyet-i hâkimiyet : Allah’ın hükümranlığının kuşatıcılığı
vahdet : Allah’ın birliği
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
vüs’at-i rahmet : rahmetin genişliği
yâ İlâhî : ey İlâhım, ey Allah’ım
yâ Rabbî : ey Rabbim
yakîniyet : şüphesizlik; kesinlik
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Şualar | Üçüncü Şuâ | Münâcât
Münâcât

Bu Risale-i Münâcât, hem vücûb-u vücud, hem vahdet, hem ehadiyet, hem haşmet-i rububiyet, hem azamet-i kudret, hem vüs’at-i rahmet, hem umumiyet-i hâkimiyet, hem ihata-i ilim, hem şümul-ü hikmet gibi en mühim esasat-ı imaniyeyi hârika bir îcaz içinde fevkalâde bir kat’iyet ve hâlisiyet ve yakîniyet ile ispat eder. Haşre işârâtı ve bilhassa âhirdeki şiddetli işârâtı çok kuvvetlidir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

إِنَّ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللهُ مِنْ السَّمَاۤءِ مِنْ مَاۤءٍ فَأَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَاۤبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاۤءِ وَاْلاَرْضِ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
1

Üçüncü Şuâ olan bu Münâcât Risalesi, mezkûr âyetin bir nevi tefsiridir.

Yâ İlâhî ve yâ Rabbî,

Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin göstermesiyle görüyorum ki, semâvâtta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki, böyle intizamıyla Senin mevcudiyetine işaret ve delâlet etmesin.
aaaaaaaaa

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden nice deliller vardır.” Bakara Sûresi, 2:164.
| Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Şuâ / Sonraki Risale: Dördüncü Şuâ