Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


"Bir kısım feylesofların irade-i İlâhiyeyi nefiy ve bir kısım ehl-i bid’atın kaderi inkâr ve bir kısım ehl-i dalâletin, cüz’iyâta adem-i ıttılaını iddia etmeleri ve tabiiyyunun bir kısım mevcudatı tabiat ve esbaba isnad etmeleri..." Feylesoflar ne diyor? "Cüz'iyâta adem-i ıttılaını" iddia etmek, küfür müdür? Bütün mevcudatı tabiata isnat etmiyorlar mı?

Yazar: Sorularla Risale, 14-11-2017

Farabi ve İbni Sina gibi felsefeciler Allah’ı ilk sebep olarak görüyorlar ve varlıkların da ondan zorunlu bir şekilde çıktığını iddia ediyorlar. Bu teoriye "suduriyet teorisi" de denmektedir.

Sudur, bir şeyin bir şeyden zorunlu çıkmasını ifade eden bir kelimedir. Dolayısı ile sudur ile irade birbirini cerh eden iki tabirdir. Sudur varsa irade yoktur, irade varsa sudur söz konusu değildir.

Sudur nazariyesine göre kainat, İlâhı Varlık'tan tedricî olarak genişleme ve yayılma yoluyla meydana gelmiştir. Her şeyin ilk sebepten suduru (taşması, çıkması, fışkırması), her şey ancak onunla var olur anlamına gelir. Farabi ve İbni Sina bu ilk sebep ilkesine zorunlu varlık (vacibu'l-vücûd) derler. Bu aynı zamanda düşünebilen bir sebeptir. Onun düşünmesi varlığın nedenidir.

Benzer bir görüşte ukul-u aşere (On Akıl) görüşüdür.  

Ukul-u aşere: Kelime olarak on akıl, ilk akıl, hılkî ve cibilli olan akıl demektir.

Bir kısım eski ve sapık felsefecilere ve hususan işrakıyyuna göre; teselsül tâbiri ile müessiriyetini iddia ettikleri sebeplerden birincisidir. Bunun neticesi şirke gider.

Bunlara göre, akl-ı evvel Allah'ın mahluku olup ve bundan ikinci akıl, ikincisinden üçüncü akıl... ve böylece "Ukul-ü Aşere" dedikleri birbirinden türeyen on akıl varlığı tevehhüm edilerek dalâlete gidilmiştir. Ki ilk akıl -haşa- Allah’tan zorunlu çıkmıştır, denilmektedir.

Üstadımız bu hususu şu şekilde ifade ediyor:  

"... Eski felsefenin bir düstur-u itikadiyesinden olan  اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ عَنْهُ اِلاَّ الْوَاحِدُ  'Birden bir sudur eder.' Yani, 'Bir zattan, bizzat bir tek sudur edebilir. Sâir şeyler vasıtalar vasıtası ile ondan sudur eder.' diye, Ganiyy-i alel-ıtlak ve Kadir-i Mutlakı, âciz vasaite muhtaç göstererek, bütün esbaba ve vasaite, rububiyyette bir nevi şirket verip Halik-ı Zül Celâle 'Akl-ı evvel' nâmında bir mahluku verip âdeta sair mülkünü esbaba ve vasâite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan, şirk-alûd ve dalâlet-pişe o felsefenin düsturu nerede? Hükemânın yüksek kısmı olan İşrakıyyun böyle halt etseler; maddiyyun, tabiiyyun gibi aşağı kısımları ne kadar halt edeceklerini kıyas debilirsin."(1) 

“Cüz’iyâta Adem-İ Ittılaını İddia Etmek”

"Allah önemsiz şeyleri bilmez." anlamına gelen bu düşünce tarzı, aslında Mutezilenin yanlış ve hatalı bir tenzih anlayışından ileri geliyor. Mutezileye göre Allah o kadar haşmetli ve azametli ki, cüzi ve önemsiz şeyleri bilmesi ve onları sevk idare etmesi Onun büyüklüğüne ve azametine yakışmaz diyorlar. Bu yüzden Allah önemsiz şeylerle meşgul olmaz anlamında "Allah cüziyatı bilmez" demişler.

Oysa Allah’ın her şeyi bilmesi ve cüzi külli her şeyin daire-i ilminde olması Onun büyüklüğüne halel değil azamet katar. Mutezilenin bu yaklaşımı Allah’ı tenzih maksatlı olduğu için küfür değil dalalet oluyor. Malum dalalet kelimesi küfür, bidat ve fısk olmak üzer üç anlama da gelebiliyor. Ehl-i sünnet alimleri Mutezile imamlarını tekfir etmiyorlar, ama bidat anlamında ehli dalalet diyorlar. Özetle;

“Madem ilm-i İlâhîye ve irade-i Rabbâniyeye mevcudat adedince, belki mevcudatın şuûnâtı adedince delâlet ve şehadet vardır. Elbette, bir kısım filozofların irade-i İlâhiyeyi nefiy,.."(2) 

Suduriyet ve ukul-u aşere düşüncesinde olan felsefecilere işaret ediliyor.  

"Ve bir kısım ehl-i bid'atın kaderi inkâr,"

Mutezile mezhebinin kaderi inkar etmesine işaret ediliyor.  

"Ve bir kısım ehl-i dalâletin, cüz'iyâta adem-i ıttılaını iddia etmeleri,"

Yine Mutezile mezhebinin tenzih maksadı ile "Allah cüziyatla meşgul olmaz." anlamına gelen "cüziyatı bilmez" düşüncesine işaret ediyor.

"Ve tabiiyyunun bir kısım mevcudatı tabiat ve esbaba isnad etmeleri,"

Materyalist ve tabiatçı düşünce yapısına işaret ediliyor.

"... mevcudat adedince muzaaf bir yalancılıktır ve mevcudatın şuûnâtı adedince muzaaf bir dalâlet divaneliğidir. Çünkü hadsiz şehadet-i sadıkayı tekzip eden, hadsiz bir yalancılık işlemiş olur.”(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.
(2) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam.
(3) bk. age.

Okunma Sayısı : 107


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

isahalim 14-Kasım-2017 07:05:54

Ne kadar güzel açıklamışsınız, Allah razı olsun... Son kısımda geçen "Ve tabiiyyunun bir kısım mevcudatı tabiat ve esbaba isnad etmeleri," ifadesinde tabiiyyunun tüm mevcudatı değil bir kısım mevcudatı da tabiat ve esbaba isnad etmedikleri anlamı çıkıyor. Tabiat ve esbaba isnad etmedikleri mevcudat var mıdır ki, örnek vermeniz mümkün mü?

Editör 14-Kasım-2017 07:05:54

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tabiatçılar içinde de atomcular, unsurcular şeklinde farklı ekoller var. Mesela atomcular herşeyi atoma indirgelerler. Demokritos’a göre evren sınırsız bir boşlukla sonsuz sayıda atomdan meydana gelmiştir. Bu atomlar boşlukta hareket eder, birleşip dağılarak tüm evren olaylarını oluştururlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör