"Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir. Elcevab: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir..." Bu suali ve cevabı izah eder misiniz?

Yazar: Sorularla Risale, 18-5-2017

"Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir. Halbuki, o emr-i itibarî dediğimiz kisb-i insanî, bazan yapmak ve bazan yapmamak, eğer mûcip bir müreccih bulunmazsa, tercih bilâ müreccih lâzım gelir. Şu ise, usul-ü kelâmiyenin en mühim bir esasını hedmeder."

"Elcevap: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. Yani, müreccihsiz, sebepsiz rüçhaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır; onun şe’ni böyle bir işi görmektir."(1)

Bu suali gayet iyi anlayamaz isek, cevabını da kavrayamayız. 

Evvela normal bir insanda irade-i cüziyenin hayra veya şerre meyil ihtimali yüzde ellidir. Eğer bu ihtimal yüzde elli olmazsa, fıtratta ağır olan taraf baskın olur. İrade oraya meyleder. Bu meyilde ise yönlendirme ve tahakküm olduğunda irade iş yapamaz veya vazifeyi eksik yapar. 

Normal bir "insan" tabirinden şunu anlamalıyız: İmanı kabul etmesi veya İslamiyeti yaşaması açısından o insanın mizacı, ailesi, çevresi, toplumu ve coğrafyası, iradesini baskı altına alacak mahiyette ve keyfiyette olmamalıdır. 

Bu mesele kaderden ziyade fıkhı ilgilendiren ayrı bir bahistir.

Yani Frengistan diyarında doğmuş, çevre ve etraf hep ona kötü şeyler telkin etmiş veya ailenin baskısı altında kalmış veya toplumun, kültürün, yaşadığı alanların tahakkümünden kurtulamayan veya mizaç itibariyle akli muhakemesi, zekâsı ve fıtratı onu yanlışa sevk edecek bir hususiyet taşımayan normal bir insandan bahsediyoruz. 

Zira bu özellikler mutlaka insanın iradesine menfi tesirler ve etkiler yapabilir. Zaten insanların aynı ve eşit şartlarda imtihana tabi olmamalarının hikmeti budur. 

Burada eşitlikten ziyade adalet esas alınır. Bu manada bir insansın veya bir toplumun muhasebesi yapılırken bu özelliklere ve ayrıntılara dikkat edilir.

 Bu sebepten dolayı Cenab-ı Hak (cc) "Biz peygamber göndermediğimiz bir kavme azap etmeyiz." buyurmaktadır. Bu sebeplerden dolayı insana Cenab-ı Hak takatinden fazla yük yüklemez. Bu sebepten dolayı bilenlerle bilmeyenler bir olmaz. Her şeyde adaletini, şefkatini ve hikmetini müşahede ettiğimiz o Adil-i Hâkim, insanları hangi şartlarda, kültürlerde ve hususiyetlerde yaratmış ise, onları o anlamda adaletle ve hikmetle imtihana tabi tutacaktır.

Kolu olmayana abdestin şartı üçtür. Servet ve zengin olmayana da İslam'ın şartı beş değil üçtür. 

Demek ki hem inanç ve itikat açısından ve hem de muamelat nokta-i nazarından insanlar eşit şartlara haiz olmadıklarından, eşit şartlarda da imtihana tabi olmazlar. Fetret ehlinin yani peygamber gönderilmeyen veya gönderilmiş olup da haberi olmayan insanlar veya hep yanlış haber duyup, işitip doğruya intikal etme imkânları ve şartları olmayanlar fetret ehli diye tabir edilir. Ehl-i fetret ise bilittifak ehli necat olup cehenneme girmeyeceklerdir. 

İşte yukarıdaki nazara verilen esaslar muvacehesinde bu meseleye bakılmalıdır. 

Normal şartlarda normal yapı ve fıtratta olan bir insanın, iradesinin herhangi bir şeye meyli yüzde elli ihtimaldir dedik. Bu şerre de hayra da aynı nispettedir. Yani bir insanın iradesinin şerri tercih etmesi, onun yapısına veya fıtratına şerre temayülün fazla verilmesinden kaynaklanmaz. Bunun tersi de hayır için geçerlidir. Eğer irade bu anlamda fıtraten yönlendirilerek baskı altına alınır, meyilin yüzde ellilik nispeti zayi olursa, irade mecburen o tarafa meyil edecek; bu ise bir tahakkümü veya mecburiyeti ortaya koyacaktır. 

O halde insanın iradesinin hayra ve şerre eşit nispette meyilli olması lazımdır ki, insan iradesini kullandığı taraf ağırlık kazansın ve orayı tercih ettiğinden dolayı da Cenab-ı Hak neticeyi yaratsın.

Yani buradaki tercihin ağır basması, insanın iradesinin takdiri ve tensibi ile ilgilidir. Yoksa hayrın veya şerrin o insanın mahiyetinde ve fıtratında değişik oranlarda yaratıldığı ve verildiği anlamına gelmez. 

İşte iki şey eşitken biri tercih edilmez diye iddiada bulunuluyor. İradenin ise bazen yapmak ve bazen de yapmamak gibi iki arada bir derede kaldığı, eğer hayrın veya şerrin birini ağırlıklı olmaması halinde tercih edilemeyeceği iddia ediliyor. Çünkü irade bir farklılık görmezse oraya meyletmez. Mademki meyil bir yere akıyor ise mutlaka onun bir cazibesi vardır. Burada meyil onu mecburen tercih eder. O zaman insandaki irade iş yapmamış olur. İki şey eşitken biri tercih edilemeyeceğinden irade-i cüziyenin hikmeti ortadan kalkar. Bu ise kader ilminin bir kısmı olan iradeyi reddetme anlamına gelir ki dolayısıyla kader inancı yıkılır anlamında davalarını ispat etmeye çalışıyorlar.

Üstadımız bu mantığı, bu yaklaşımı kesinlikle reddediyor.

Çünkü “Tereccüh bila müreccih muhaldir.” der; yani sebepsiz yani bir insan meylini herhangi bir tarafa kullanması lazım ki o taraf ağır bassın. Tercih edilen mahiyetlerin fıtratlarından ve yapılarından ziyade, buradaki üstünlük irade beyanından ve meylin tasarrufundan kaynaklanmaktadır. İnsanın iradesinin hayra veya şerre meyletme ihtimali yüzde elli olmalıdır ki, iradenin bir anlamı bir hikmeti bir şerefi ve asaleti olsun. İki farklı şeyden birini iradesi az ve zayıf olan çocuklar veya hayvanat ile menfaatini esas alarak tercih edebiliyor. İnsana yakışan iki şey eşitken iradesini kullanarak riski üstüne alıp bir tarafı tercih etmesi lazımdır ki, insan insan olsun ve iradesinin hakkını versin.

İradenin temayülü açısından iki şey birbirine eşit iken, birinin diğerinden üstün olduğunu iddia etmek muhaldir. Ayrıca tercih eden siz veya tercih edeni kabul etmeyerek herhangi bir şeyin ortaya çıkmasını ve meydana gelmesini iddia etmekte muhaldir. Yoksa tercih bilamüreccih, yani iki şey eşitken birini tercih etmek normaldir. Her zaman uyguladığımız bir fiil ve haldir. Zaten iradenin vasfı ve özelliği böyle bir vazifeyi görmektir.

Mesela, insanların fiillerinde ve imalatlarında seri üretim ve fabrikasyon vardır. Diyelim ki bir arabadan veya aynı bir daireden veya aynı kalemden veya bardaktan milyonlarca tıpa tıp eşit özellikte bulunabilir. 

Şimdi bir insan bir bardak almak için bir dükkana gitse, baksa ki bütün bardaklar birbirine benziyor, tıpa tıp aynı. Bu benzeyen bardaklardan birini tercih eder alır mı, yoksa alışverişten vazgeçer mi?

Yani dükkan sahibi dese ki “Kardeşim niçin almıyorsun?” Cevap olarak müşteri dese ki "Bunlar hep birbirine benziyor. Farklılık yok ki birini tercih edeyim." Böyle der mi, yoksa herhangi birini iradesini kullanarak alır mı? İşte kulun iradesinin aslı olan meyelan istediğini istediği şekilde tercih etmede bir eşitlik, bir denge bir yüzde ellilik nispet mevcuttur. Kul meylini nereye kullanırsa, ora tercih edilmiş olur. O zaman ora üstün gelir. İlle meylin bir tarafa akıp tercih etmesi için oranın diğerinden üstün ve farklı özellikte olması icap etmez. 

İki eşit şeyden birine meyletmek tercihtir. İki şeyin birini diğerinden üstün olması tereccühtür. 

İrade-i cüziye bahsinde tercih vardır, tereccüh bu anlamda yoktur. 

İki eşit şeyden meyil birini tercih eder yaratmak Allah’ın işi, O’nun kudretine bakar...

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Okunma Sayısı : 131


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !