"Madem cüz-ü ihtiyarînin icada kabiliyeti yok. Bir emr-i itibarî hükmünde olan kisbden başka, insanın elinde bir şey bulunmuyor..." Buradaki soruyu ayrıntılı olarak açar mısınız?

Yazar: Sorularla Risale, 20-3-2017

"Eğer denilse: Madem cüz-ü ihtiyarînin icada kabiliyeti yok. Bir emr-i itibarî hükmünde olan kisbden başka, insanın elinde bir şey bulunmuyor. Nasıl oluyor ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanda, Hâlık-ı Semâvât ve Arza karşı, insana âsi ve düşman vaziyeti verilmiş; Hâlık-ı Arz ve Semâvât, ondan azîm şikâyetler ediyor, o âsi insana karşı abd-i mü’mine yardım için kendini ve melâikesini tahşid ediyor, ona azîm bir ehemmiyet veriyor?"(1)

Yaratmak ve bir şeyi vücuda getirmek, sadece Cenab-ı Hakk'ın takdir ve tasarrufunda olan bir meseledir. Kainatta hiçbir varlığa bir şeyi vücuda getirmek ve onun devamını temin etmek gibi bir salahiyet verilmemiştir.

İnsan, en müstesna ve mükerremiyet arşında yaratılmakla, bütün mahlukatın üzerinde halife, tasarruf ve salahiyetle donatılmakla beraber sadece gücü, kuvveti, takati ve iradesi ile hudutlu olup, bu iradenin de elinde kesinlikle icat etme yetkisi yoktur. Sadece ve sadece kisb dediğimiz iradenin meylinden başka hiçbir özelliğe ve muhtevaya sahip değildir. 

- Varlığı ve yokluğu tartışılabilen bu meylin ve irade beyanının, bu kadar acziyet ve zafiyetiyle beraber müessiriyeti sıfır gibi iken, Cenab-ı Hakk'ın insandan azim şikayet etmesi, onu cehennemle korkutması ve tazip etmesi, çok büyük bir iş ve faaliyet ve icat kabiliyeti varmış gibi muhatap almasının hikmeti nedir?

Burada "emr-i itibari olan kesb” ifadesinin açılması icap eder ki, kader mevzu daha açık ve net anlaşılabilsin. İnsanlardan, imtihana girebilmesi için, imtihanın sonucunda lehine ve aleyhine tecelli eden neticelere razı olabilmesi için, o insanın rahatlıkla kullanabileceği ve mahiyeti ile oynayabileceği ve istediği değişikliği yapabileceği bir şeyin veya bir özelliğin bulunması icap eder. Biz buna "kesb veya emr-i itibari" diyoruz. Yani itibarla ortaya çıkan veya takdirle zuhur eden veya etmeyen bir şey insanda mevcuttur. 

Bir insan iradesi ve kudretinin alanı içerisinde hür ve serbest bırakıldığı herhangi bir şeyi tercih edebilir, takdir edebilir ve ona itibar edebilir. O tercih ve o itibar insan tarafından devreye girdikten sonraki bütün merhaleler, silsileler Allah’ın takdir, irade ve kudreti ile yaratılır. Burada, sadece itibar edilerek o şeyin vücuda gelmesinin esas sebebi olan o meyil veya itibar edilen işin ilk tercih ve takdiri insana ait olup, bu alanda insan tamamen mesuldür. Bu irade beyanını veya meylini hayra kullanırsa, Cenab-ı Hak onu hayır olarak yaratır, "es sebebü kel fail" düsturuna göre insan hayır işlemiş olur.

Veya insan; o iradesini ve meylini şerre kullanırsa, bu defa Cenab-ı Hak o şeyi veya mevcudu yaratır, fakat "es sebebü kel fail" sırrınca insan sorumlu olur.

İşte insanın elinde olan ilk meyil ve itibar kula aittir. Bunu istediği gibi kullanabilir, bu mesele itibarla ortaya çıkar. O itibar olmasa o şey başlamaz ve Cenab-ı Hak o vücudu veya mevcudu yaratmaz. Buradaki sadece itibar insanın tercihine ve meyline aittir.

Emr-i itibari dediğimiz şeyler o kadar çoktur ki, bunlardan bir iki örnek vererek bu mevzunun biraz daha anlaşılmasına gayret gösterelim. 

Mesela, sol ve sağ, alt ve üst, iyi ve kötü, küçük ve büyük, metre, derece, kilo gibi her şey emr-i itibariye girer. Yani bunların hakikatte varlığı yoktur ve mevcut değillerdir. Hepsi itibarla ortaya çıkmış ve kabullenilmiş şeylerdir.

Demir mevcuttur varlığı vardır, ama "kilo" diye bir şey mevcut değildir; bu emr-i itibaridir. Yani birileri şu ağırlığa "kilo" diyelim demiş ve böyle kabullenilmiştir. Eğer başka bir ağırlığa kilo denilse veya itibar edilse, bu defa o ağırlık kilo olarak kabullenilirdi.

Sağ diye bir şey yoktur. Sağ sola itibarla vardır. Sol kalktı mı sağ mefhumu da gider. Mesela, koyun tavşana göre büyüktür, deveye göre küçüktür. Koyun büyük müdür küçük müdür? Buna cevap verilemez. Çünkü büyüklük ve küçüklük mukayese ve itibara göredir. 

Bu emr-i itibarilerin hakikatte vücutları yoktur. Yani ağaç gibi, yıldız gibi, su gibi veya demir gibi veyahut herhangi bir mücessem varlık gibi mevcudiyetleri yoktur. Ancak inkarları da mümkün değildir. Zira bunlar olmasa tartılar, farklılıklar, dereceler ve sosyal hayattaki birçok sistemler çöker, birçok işler ve izahlar yapılamaz.

İşte insan halk etme özelliğine haiz olamadığından dolayı, bu emr-i itibarilerin icada kabiliyetleri olmaması lazımdır. Zira vücutları olsa bunlar insanlara isnat edilemezler, o alan Allah’a aittir.

Eğer bu emr-i itibari tamamen yok olsa, bu defa da insan neyle imtihana girecek. Elinde imtihana girebilecek ve ona bir şeyler yaptırma hususiyetinde bir mahiyet ve keyfiyet lazımdır.

Demek ki varlığı ve yokluğu ispat edilemeyen ve insanın kabullenebileceği ve onu istediği gibi kullanabileceği bir şey olmalı ki, insan imtihana medar olabilsin ve imtihanın neticelerine razı olarak katlanabilsin. İşte biz buna meyil, irade-i cüziye veya emr-i itibari diyoruz.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Okunma Sayısı : 301


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !