Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

“İnsanın cihâzât cihetiyle zenginliği şu sırdandır…” Akıl ve fikir sebebi ile duyguların ve hasselerin inbisat ve inkişaflarına misâller verebilir misiniz?

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.), 17-7-2014

Dersin devamında, insanın temel vazifeleri sayılırken bunlardan birinin de “acz ve fakr ve kusurunu ubûdiyet suretinde ilân etmek”  olduğu ifade ediliyor.

Bir başka risalede ise, insanın ubûdiyet tarıkiyle makam-ı mahbubiyete kadar çıkabileceğinden bahsedilir. İnsanın ahsen-i takvimde yaratılmış olmasının esası  bu üç temel özelliktir.

İnsan her şeye muhtaç yaratıldığı için o şeylerin her birine karşı ruhuna bir istek, bir iştiyak konulmuştur. Bunları  düşünmesi ve elde etmeye çalışması için de kendisine akıl ihsan edilmiştir. Bu büyük sermaye ile insanın duyguları inbisat etmiştir. Yani, bu duygular sadece hayatın devamı ve rızıklanmak gibi bir iki gayeye münhasır kalmamış, aynı duygularda hayatın idamesi yanında tefekkür, hayret, muhabbet gibi binlerle görev de üslenilmiştir.

Mesela, bu duygulardan birisi görme duygusudur. Hayvanlarda bu duygu sadece yolunu görmeye ve rızkını bulmaya hizmet ederken insanda, akıl ve fikir sebebiyle bu duygu çok inkişaf etmiş ve Altıncı Söz’de beyan edildiği gibi “rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı” olma şerefine erişmiştir.

Öte yandan, şefkat hissi hayvanlarda çok sınırlıdır. Bir hayvan sadece yavrusuna, belli bir dönemde şefkat eder. Yavru büyüdüğünde şefkati de kesilir. İnsanın şefkati ise hem devamlıdır, hem de çok geniş bir sahayı kaplar. Dünyanın öte başındaki mazlumlara acır, şefkat eder, hallerine üzülür.

İnsanın duygularının inbisat etmesinin bir yönü de şudur:

Diğer canlıların yaptıkları işler sınırlı,  insanınki ise bir cihetle sınırsızdır.  Mesnevî-i Nuriye'de geçen şu cümle bunun en güzel ifadesidir:

“Öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istîdadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor.”

İnsanın, duygularını her şeye yönlendirebilmesiyle bu duygular inbisat etmiş oluyor. Bu yönlendirme hayır ve güzellik dairesinde gerçekleşirse, söz konusu inbisattan inkişaf doğar. İnsan,  yaptığı her hayırlı işten, seyrettiği her ibretli manzaradan, düşündüğü her güzel tablodan ayrı bir feyiz alır ve manen terakki eder.

Bu cümle aynı zamanda, metinde geçen “fıtratın câmiiyeti sebebiyle, pekçok makasıda müteveccih arzulara medar olmuş” ifadesinin de bir açıklamasıdır. İnsanın fıtratında, akıl ve kalbden, hafızaya, vicdana, his dünyasına kadar pek çok latife mevcuttur. Bunların her birisi insan için bir nimet, bir esmâ tecellisi ve bir imtihan sorusudur.

Üstat Hazretleri İnsan Penceresi’nin son kısmında şöyle buyurur:

"Hayatta hissiyat suretinde kaynayan memzuç nakışlar, pek çok esmâ ve şuûnât-ı zâtiyeye işaret eder...”

Her eser ve her fiil Allah’ın esmâsına ayna olduğuna göre, insandaki bu binlerce hissiyat, insanda sair varlıklara göre daha fazla esmânın tecelli etmesine yardım etmekte, bu ise insan için ayrı bir rahmet, ayrı bir kemâl olmaktadır. Bilindiği gibi, bir varlığın değeri onda tecelli eden İlâhî isimlerin çokluğuyla ve tecelli derecesiyle ölçülür. İnsan bütün esmâya mazhar olduğu için bütün varlıklardan üstündür ve Peygamber Efendimiz (asm) de  bütün esmâya azamî derecede mazhar olmakla diğer peygamberlerden ve tüm kâmil insanlardan daha üstündür.

İnsandaki  hisler yerinde kullanıldığında her birisiyle ayrı bir sevap kazanılır  ve ayrı bir kemâle ulaşılır. Yirmi Dördüncü Söz’de geçen,

Esmâ-i Hüsnânın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi olmaya çalış.”

cümlesi  bu dersi vermektedir.

Okunma Sayısı : 1363


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !