Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"İnsanın saadet ve şekavetine medar Beş Nükte’den ibarettir. İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı ve ona gayet câmi bir istîdad verildiği için,.." İkinci Mebhas’ın bir programı hükmünde olan bu giriş cümlesini "ahsen-i takvim" için verilen değişik manaları da naklederek açıklar mısınız?

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.), 01-7-2014

Hasen,  güzel demektir; ahsen ise daha güzel, en güzel ...

Takvim; “kıvama getirmek, nizama koymak, eğriyi doğrultmak, kıymetlendirmek” gibi manalara gelir.

Âyet-i kerîmede geçen “ahsen-i takvim” hakkında verilen manalardan bir kısmı şöyle:

- Mükemmel ve en güzel sıfatlarla nitelenmiş.

- En güzel bir kıvama erebilme istidadında ve en güzel bir biçimde yaratılmış olan. (Doğuştan bu güzelliğe ve bu kemâle doğru yol alabilecek bir kabiliyette yaratılmış bulunan.)

-  En güzel biçimde ve eşsiz bir yaratılışta olmak.

- Hem beden hem ruh itibariyle mükemmel ve en  seçkin bulunmak.

- Bilen, irade eden, konuşan, gören, işiten, düşünüp tedbir alan, bu sayede kendinden daha güçlü varlıklara hakim olan varlık...

İnsanın istîdat yönünden zenginliğini ifade eden bir çok âyet-i kerîme, bir yönüyle de onun ahsen-i takvimde yaratılmış olduğunu beyan etmektedirler. Sadece iki örnek verelim:

“Onu şekillendirip de ona ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secdeye kapanın.”(Sâd, 38/72)

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”(İsrâ, 17/70)

İşte insanın bu üstün yaratılışı onun önüne iki yol açmıştır. Birinde iman ve salih amel ile manen çok yüksek dereceler kazanmak, diğerinde ise küfür ve isyan yolunu tutarak  çok aşağılara düşmek.

Bilindiği gibi, az sermayenin kârı da az olur, zararı da... Herhangi bir hayvan türünü bir an için akıllı farz etsek ve imtihana tabi tutulduğunu düşünsek, bu imtihanı kazananların  saadetleri de kaybedenlerin azapları da sınırlı olacaktır...

İnsanın her bir duygusu onun için hem bir İlâhî lütuf, hem de onu yükseltecek yahut alçaltacak bir imtihan sorusudur.

En büyük sermayemiz akıl... Onu doğru kullananlar hidâyet yolunu seçmekle Allah’ın razı olduğu ve sevdiği üstün kullar zümresine dahil olmuşlardır. Yanlış kullananlar ise batıl inançlara, yanlış felsefî akımlara,  ahlaksızlığın her türüne sapmakla o yüksek insanlık mahiyetini hayvanlıktan çok aşağılara düşürmüşlerdir.

Görme, işitme ve diğer duygular da hem insan için büyük birer sermaye, hem de onu yükselten yahut alçaltan birer imtihan sorusudur.

Hafıza ayrı bir nimet. Onu yanlış yahut faydasız şeylerle doldurmak insanı alçalttığı gibi, faydalı bilgilerle, ibretli hatıralarla doldurmak da insanı yükseklere çıkarır.

Sevgi daha başka bir sermayemiz. Bunun yanlış kullanılmasından nice hatalar, günahlar, isyanlar doğduğu gibi,  yerinde kullanılmasıyla da nice Hak dostları yetişmiş, insanlık âlemine örnek olmuşlardır.

Korku, merak, endişe, tevazu, kibir gibi daha nice hisler, duygular, latifeler de insan mahiyetinin sermayeleridir.

İnsanın istîdadının câmi olması, kalbinden aklına, hafızasından vicdanına, merakından korkusuna kadar bütün latifelerini, duygularını, his dünyasını ifade eder.

İnsanın bu zengin istîdadının onun yükseltmesinde yahut alçaltmasında en önemli rolü  “irade sıfatı” üslenmiştir. Meleklerde de irade vardır, ancak onların iradeleri sadece hayrı kabûl etme ve uygulamada iş görür. Meselâ, Cebrail aleyhisselâm meleklere vazifelerini iradesiyle tebliğ eder, onlar da yine iradeleriyle bunu kabûl eder ve uygularlar. Aksini yapmaları mümkün değildir.

İnsanın meleklerden üstünlüğünün bir ciheti de bu irade sıfatıdır. İradenin yanlış kullanılması elbette kötüdür, çirkindir; ancak iradenin kötüye de kullanılabilmesi insan için bir üstünlük vesilesidir. Zîrâ, yanlış kullanılması da mümkün olan bir sıfatın doğru kullanılması insanı yüceltir.

İşte insan, kendisine ihsan edilen bu çift yönlü irade sıfatıyla, yine kendisine ihsan edilen bütün maddî ve manevî sermayesini doğru kullanmayı tercih ettiği taktirde âlâ-yı illiyîne çıkar, aksi halde esfel-i safilîne düşer.

İnsanın istîdadı yüksek ve câmi olduğu için, bunun sayılamayacak kadar çok kullanılma sahaları vardır. Onun içindir ki insanlar arasındaki mertebe farkları diğer canlılarla mukayese edilemeyecek kadar büyüktür. Bunu Üstat Hazretleri “zerreden şemse kadar” şeklinde ifade ediyor. Bilindiği gibi zerre atom demektir, Milyonlarca atom bir araya gelse bir çakıl taşı kadar olamazlarken, zerre kadar insanlar yanında güneş kadar büyük insanların da olması, insan nevindeki bu mertebe farklılığının çok güzel bir ifadesidir.

Okunma Sayısı : 2969


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !

X