Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


"Duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul." Buradaki "sultan" hangi latifemizdir ve "itaat etme"yi nasıl anlayabiliriz?

Yazar: Sorularla Risale, 09-6-2014

"Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul." (1)

O latife, insana verilen kalptir. Kalp insanın duygularının ve mahiyetinin sultanı hükmündedir. Yani insanın beden ülkesinin sultanı kalptir. Kalp düzgün ve istikamet içinde olursa, ona tabi olan diğer duygu ve latifeler de ona uyarak düzgün ve istikamet içinde olur. Bu inceliğe Peygamber Efendimiz (asm) şu şekilde işaret ediyor:

Nu’man b. Beşir’den rivayet edildiğine göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur:

“Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi/doğru/düzgün olursa bütün vücut iyi/doğru/düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” (2)

Bu hadisin yorumu sadedinde Abdurrezzak’ın Musannef’inde Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasul-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Kalp (bedenin) sultanıdır ve onun orduları vardır. Sultan düzgün/iyi olursa askerleri de düzgün/iyi olur. Sultan bozuk/kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultanın tercümanıdır. Eller (tebaasını kuşatan) kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler (kendisine yönelen tehlikeleri bertaraf eden) tuzaklarıdır. Akciğer (hayatın kaynağı) nefestir. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur, sultan kötü olursa askerleri de kötü olur.”(3)

Doğru ve istikamet içinde olan kalbin arkasına takılmak gerekir. Kalp Allah aşkı ile yanarken göz harama bakmaz, dil yalan konuşmaz, kulak haram işitmez, ayak harama gitmez, vs...
* * *
Duygularımızın ve latifelerimizin sultanı kalptir. Kalp, fiziki bedenimizdeki çam kozalağını andıran bir et parçasından ibaret değildir. Kalp, Allah’ın bir ihsan ve ikram eseri olarak bize verdiği vicdandan gelen hissiyat ile dimağdan yani akıldan gelen fikirlerin depolandığı ve şekillendiği bir latife, bir duygudur.

Kalbi besleyecek ve onu çalıştıracak iki kanal, iki kutup vardır. Biri, yaradılışta insana takılan hakkın ve doğrunun kıstaslarını taşıyan, hislerin toplamını temsil eden vicdandır. Bu vicdandaki hakka ve doğruya pusula olan hisler, kalbe uzanan ve onu besleyen ana damardır.

Kalbi besleyen ikinci kanal ise dimağdır. Yani hakkı, batılı, doğruyu, yanlışı, zararı ve menfaati temyiz ve tefrik eden ve bunu fikir olarak kalbe ulaştıran ikinci ana damardır akıl kuvvesi.  Bir çeşit, kalbi besleyen ve şekillendiren iç ve dış etkenlerdir.

Kalp, doğuşta boş bir sayfa iken, bu sayfayı dolduran iki kalem gibi çalışırlar vicdan ve akıl.

Buradaki "latife-i Rabbaniye" kalpten ibarettir. Yukarıda da ifade edildiği gibi; kalp, vicdan ve dimağ kanallarından gelen bilgi ve feyizlerin teraküm ettiği bir latife bir duygudur. Kalp öyle bir latifedir ki, bütün gaybi alemler ile irtibatlıdır. Kelime-i şehadet öyle bir hakikat ki; ancak cami ve manevi harita hükmünde olan kalpte tecelli ile istikrar bulabilir. Cami bir hakikatin tahassungahı; ancak cami bir latife olabilir ki, bu da insanın kalbidir.

Özet olarak kalp; hem imanın hem marifetin hem muhabbetin yuvası ve karargahı olması hasebi ile, insan mahiyetinin sultanı ve efendisi hükmündedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Birinci Nota.
(2) bk. Buharî, İman, 39.
(3) bk. Abdurrezzak, el-Musannef, XI/221.

Okunma Sayısı : 3180


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

inkişaf 09-Haziran-2014 09:29:44

"O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul" (Mesnevi Nuriye) Burada "Latifelerin ve duyguların sultanı" AKIL'dır. İnsan aklı ebedden ve ebedi zattan başkasına razı olmaz. Bu kalpte bulunan akıldır, ki imanla kamil akıl olur, kalp vasıtasıyla hem dünya hem ahiretle münasebettar olur. Dünyadan ahirete bakar, "Esma-i Hüsna" aynasında Rabbini tanır ve anlar ki "Ebedden ve ebedi zattan başkası fanidir." Bu nedenle ancak ona razı olur. Bunun sebeplerini şöyle ifade edebiliriz: Birincisi: Yüce Allah buyurdu: "Ben akıldan daha değerli bir şey yaratmadım. Kime akıl vermişsem onu mutlaka cennetime alırım. Akıl Allah'a yönelirse cenneti ve saadet-i ebediyeyi kazanır. Şayet dünyaya ve eşyaya yönelirse dünya saadetini kazanır, eşyadan istifade eder ve her şeyin mahiyetini keşfeder, demirden uçak ve bilgisayar yapar…. Bunlar hep aklın işidir. İkincisi: Peygamberlerin sıfatları içinde en önemlisi ve Allah'ın muhatabı olan ve vahyi anlayan akıldır. Bu nedenle peygamberlerin sıfatı "FETANET" Akıllı olmak demektir. Üçüncüsü: Din akla hitap eder ve akla kapı açar ihtiyarı elden almaz. "Aklı olmayanın dini yoktur" buyurur peygamberimiz. (asm) Dördüncüsü: Kur'an-ı Kerim "Aklınız yok mu? Düşünmüyormusunuz? Bunu ancak akıl sahiipleri anlar. Ey akıl sahipleri ibret alınız!" gibi pek çok ayeti ile aklı şahit tutar ve insanların akıllarına hitap eder… Beşincisi: Tefekkür dinde çok değerli bir ibadettir. "Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten hayırlıdır." Bir başka rivayette altmış sene ibadetten hayırldıır." "Tefekkür gibi ibadet yoktur." Bu ibadet akılla yapılır. Altıncısı: Ahirette cehennem zebanileri kafirleri ve günahkar fasık ve zalimleri cehenneme sürüklerken sorarlar "Size peygamber  ve kitap gelmedi mi?" Onlar derler ki: "Evet geldi ama biz onu yalanladık. Keşke aklımızı kullansaydık ve akletseydik hiç bu cehenneme düşer miydik? Böylece suçlarını itiraf eder ve akılsızlıklarından dolayı bu hale geldikleirni itiraf ederler." (Mülk Suresi, 67:10-11) Yedincisi: Akıl o kadar değerlidiri ki hiç kimse Allah'ın kendisine verdiği aklı verip cenneti dahi almak istemez. Zira akılsız cennet hiçbir şeye yaramaz… Bunun için peygamberimiz hz. Ali'ye "Ya Ali! Herkes bir amelle Allah'a yaklaşmak ister, sen aklınla Allah'a yaklaş!" buyurdu. Sekizincisi: Peygaberimize sordular "Kişi ne ile Allah'a yaklaşır ve rızasını kazanır?" Peygamebrimiz (asm) buyurdu: "Akılla!" Dediler: "Ya Resulallah! Kişi ameli ile Allah'a yaklaşmaz mı?" Peygamberimiz (asm) buyurdu: "Nice ahmaklar vardır ki bir ömür işlediği amelini akılsızlığı ve ahmaklığı ile bir anda yok eder."

Editör 09-Haziran-2014 11:54:18

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kalp özetin özetidir. Yani insan kainatın özeti iken kalpte insanın özetidir. Dolayısı ile kainatta ve insanın mahiyetinde Allah’ın isim ve sıfatlarını anlama ve idrak etmede var olan bütün mizan ve mihenkler ince ve latif bir hat ile insanın kalbinde de vardır.

Öyle de, şu şecere-i kâinatın semeresi olan beşer, kâinatın vücudundan ve icadından maksud odur ve icad-ı mevcudatın gayesi de odur. Ve o meyvenin çekirdeği olan insanın kalbi dahi, Sâni-i Kâinatın en münevver ve en câmi bir aynasıdır. Otuz İkinci Söz

Kainatta iç içe bulunan alemlerin her birinde Allah’ın isim ve sıfatları tecelli ediyor. Hatta her bir alemde bir isim öne çıkıp kendini haşmet ile o alemde sergileyip gösteriyor. Kainat ve bu alemler hem çok büyük hem de dağınık olduğu için akıllar bu alemi tek başına kuşatamıyor. Bu yüzden Allah insana öyle bir mahiyet ve kalp vermiş ki bu alemlerde tecelli eden her bir ismin küçük bir merkezi ve bir ucu bu kalp ve mahiyet-i insanda temerküz etmiş yani merkezileşmişir.

Bu sebeple insanın kalbi kainatın küçük bir özeti özlü bir sayfası niteliğindedir. Yani kainat küçültülse kalb-i insan kalb-i insan büyütülse kainat ayarında ve önemindedir. Bu yüzden kalb-i insan nazargah-ı İlahidir. Hatta bir kudsi hadiste “Ben yere göğe sığmadım, ancak mü'minkulumun kalbine sığdım.” denilmiştir.  El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ II/165; İmam ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, III/14.

Çekirdek içinde ki ince program itibarı ile nasıl ağacın latif bir özeti ise insanın kalbi de aynı çekirdek gibi kainatın latif ve nurani bir özeti bir çekirdeği mesabesindedir.  Yani kainat ağaç ise insanın kalbi de bu ağacın çekirdeği gibidir.  Kalp hem kendi mahiyeti itibarı ile tefekküre şayan bir tecelligah olduğu gibi hem de kainatta ki tecellileri anlamaya ve okumaya yarayan bir dürbündür. Bu yüzden kalp hem okunacak bir sayfa hem de kainatı  okutacak bir gözlüktür.

Akıl kalbin önemli bir hizmetkarıdır o kadar.  

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

inkişaf 09-Haziran-2014 20:05:06

MÜRŞİD-İ RABBANİ “Akıl bir âlettir. Eğer Cenab-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş'um ve müz'iç ve muacciz bir âlet olur ki; geçmiş zamanın âlâm-ı hazînanesini ve gelecek zamanın ehval-i muhavvifanesini senin bu bîçare başına yükletecek, yümünsüz ve muzır bir âlet derekesine iner. İşte bunun içindir ki: Fâsık adam, aklın iz'ac ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikî'sine satılsa ve onun hesabına çalıştırsan; akıl, öyle tılsımlı bir anahtar olur ki: Şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini, saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbanî derecesine çıkar.” (Sözler)

drerkan 10-Haziran-2014 11:59:29

“Kalb, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır.”İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayet Tefsiri.

merkezsener 18-Mart-2017 13:20:50

“Kalb, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır.”İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayet Tefsiri. Kalpte ve dimağ vardır. Vidanın 4 ayağı vardır: irade,zihin,his,latifei rabbaniye. İrade:ibadetullah Zihin: marifetullah His:muhabbetullah L.rabbaniye: müşahadetullah Dimağ ise : tahayyul, tasafvur,taakkul,tastik,izan,iltizam, itikattır Dolayısıyla marifetullah ve taakkul kalde olan özelliklerdir zaten.