Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


"Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur..." Hani dinde zorlama yoktu, neden insanlar bu şekilde yargılanıyor?

Yazar: Sorularla Risale, 28-7-2012

"Dinde zorlama yoktur." hükmü başka dinde ve inançta olan kimselere zorla İslam’ı kabul ettirme anlamındadır. Yani bir Yahudi  ya da  Hristiyan’ı zorla Müslüman yapamazsın, denilmek isteniyor. Zira iman gönül ve kalp işidir, insanların kalp ve gönlüne baskı ile bir şeyi kabul ettiremezsin. Baskı ile onu ancak iki yüzlü yaparsın, gerçek iman ancak severek ve isteyerek gerçekleşir.

Mesela bir Amerikan vatandaşını zorla Türk vatandaşı yapmak, sonrada Türk kanunlarına onu uymaya zorlamak haksızlık ve hukuksuzluk olur. Ama bu vatandaş kendi hür iradesi ile Türk vatandaşlığını kabul edip Türkiye’ye yerleşirse o zaman Türk kanunlarına riayet etmek mecburiyetindedir. Vatandaşlığa zorlamak ayrı bir şey -ki bu haksızlık ve hukuksuzluktur- vatandaş olduktan sonra kanunlara uymaya zorlamak ayrı bir şeydir. Kimse kalkıp ben vatandaş, olurum ama kanunlara uymam diyemez. Asıl tutarsızlık ve çelişki buradadır.

Bir kimse severek ve isteyerek Müslüman olduktan sonra Müslümanlığın gereklerini yani emirlerini ve yasaklarını yerine getirmek zorundadır. Şayet bu gerekleri yerine getirmez ise bunun müeyyideleri vardır. Tıpkı yukarıda vermiş olduğumuz örnekteki gibi.

"Müslüman’ım ama faiz yerim, adam öldürürüm, namaz kılmam, kimse bana karışamaz." demek, tıpkı Türk vatandaşıyım, ama Türk kanunlarını takmam kimse da bana müeyyide uygulayamaz, demek gibidir ki bu hakikaten ahmaklık olur.

Namaz her Müslüman’a farz kılınmıştır, bunu mazeretsiz terk etmenin belli müeyyideleri vardır. Bu müeyyideler fıkıh kitaplarında etraflıca izah edilmiştir. 

Mâlikîler, Şâfiîler ve Hanefîler  “inkâr” olmadıkça, namaz kılmayanın küfrüne hükmetmemişler, ancak namaz kılmayanın hemen tövbe etmesini teklif etmişlerdir. Tövbe etmediği takdirde, her üç mezhepte de tövbe edene kadar ta’zir cezâsı gündeme getirilmiştir. Ta’zîr cezâsı ise, hâkimin ve ulu’l-emrin takdirine göre verilebilen bir cezâ türüdür.

Diğer yandan İslâm Tarihi boyunca irfan ve irşad müesseselerinin beyaz sayfaları, namaz konusunda teşviki, kolaylaştırmayı ve sevdirmeyi birinci plâna alan sayısız irşâd örnekleriyle doludur.

Şu halde günümüzde de namaz hususunda gözüken tek çözüm yolu, aydınlatmak, irşad etmek, bilgilendirmek, kolaylaştırmak, sevdirmek, teşvik etmek ve müjdelemekten geçmektedir. Korkutmak, kabir azabıyla veya Cehennem ateşiyle tehdit etmek, zor kullanmak, küfürle itham etmek, kınamak, küçümsemek, dışlamak; Peygamber Efendimizin (asm)

“Müjdeleyiniz; nefret ettirmeyiniz! Kolaylaştırınız; zorlaştırmayınız!”(1)

emrine aykırı fiiller olur. Ki, gâyet nâzik ve nezih bir ibâdet olan namaz için aslâ tasvip edilmez! Bilhassa namazın, kul ile Rabb’i arasındaki en sıcak ve tam huzuru içeren bir iletişim bağı olduğu düşünülürse; çok ehemmiyetli olan bu ibâdetin, insanlara behemehal sevdirilmesi gerektiği daha iyi anlaşılmış olur. Namaz hususunda, vahye dayanmayan bir takdîrî cezâyı telaffuz etmenin bile, bilhassa günümüzde, büyük sancıları ve sakıncaları berâberinde getireceği açıktır. İnsanları namazdan, daha da tehlikelisi dinden soğutmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

(1) bk. R. Sâlihîn, 635

Okunma Sayısı : 3020


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

Nurun fedaisi 17-Ocak-2017 21:19:17

DİNDE ZORLAMA YOKTUR ÂYETİ 
“Dinde ikrah (zorlama) yoktur.” — Bakara Suresi, 256 Bu ayetin nüzul sebebine bakıldığında, ayet-i kerimede Hıristiyanlara ve Yahudilere İslam Dini’ni kabul etmeleri konusunda bir baskı yapılamayacağı bildiriliyor. Bununla birlikte, müfessirlerimiz bu ayetin her çeşit baskı için de geçerli olduğunu önemle vurguluyorlar ve “Dinde zorlama yoktur.” ayet-i kerimesini, “zorlamanın her çeşidinin dinde yeri olmadığı” şeklinde yorumluyorlar. Bunlardan sadece ikisini takdim ediyorum: “İslamiyet’i kabul etmesi için kimseye cebredilmez ve din-i İslam hiçbir muamele hakkında ikrahı tecviz etmez. Gerek din hususunda, gerek başka hususlarda ikrah cihetine gidilmez.” — Ömer Nasuhi Bilmen, 267 “Aslı mana “ikrah, dinde yoktur” demek olur. Yani sade dine değil her neye olursa olsun cins-i ikrah din-i hak olan İslam’da mevcut değildir. Dinin mevzuu efal-i ızdırariye değil, ef ’al-i ihtiyariyedir.” — Elmalılı Hamdi Yazır, 860 Elmalılı, konunun devamında şu önemli noktaya da dikkat çeker: İkrah ile vaki olan amelde, dinin vadettiği sevap bulunmaz. Alimlerimiz bu ayeti tefsir ederken, bir kaideyi de önemle hatırlatarak bu ayet-i kerime ile zorlamanın her çeşidinin yasaklandığına vurgu yaparlar. Kaide şudur: “Nüzul sebebinin hususiyeti hükmün umumiyetine zarar vermez.” ••• Ruhu’l-Beyan tefsirinde şöyle buyrulur: Bu ayet kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında nazil olmuştur. Çünkü cizye ancak bunlardan kabul edilip alınır. Bunlar zor kullanılarak İslam’a sokulmazlar. Onlar Arap müşrikleriyle aynı düzeyde tutulmazlar. Çünkü müşriklerden cizye kabul edilmez.” (Sayfa 444) Bu ayet ile Yahudi ve Hıristiyanlara inanç konusunda baskı yapılamayacağı beyan edilmiştir. Ancak, Arap yarımadasındaki müşrikler hakkında hüküm çok farklıdır. Bu müşrikler cizye vermekle harpten kurtulamazlar. Onlar için sadece iki yol söz konusudur; inanmak, yahut Müslümanlarla savaşmaya devam etmek. “Onlarla ya savaşırsınız, yahut onlar Müslüman olurlar.” — Fetih, 16
“Kâfir eğer zimmî olsa, dahilde olsa cizye verse, hariçte olsa musalaha etse İslamiyet’çe hakkı mahfuzdur.” Buna göre, hariçteki gayr-ı Müslimlerle bir anlaşma yapılmışsa, dahildekiler de cizye denilen vergilerini veriyorlarsa bütün hakları koruma altındadır. Bu gerçeği bildikleri haldi aksini savunanların temel hedefleri, İslamiyet’in kılıç zoruyla ve baskı uygulanarak yayıldığını zihinlere yerleştirmektir. Hıristiyan aleminde kendi hür iradeleriyle İslam’ı seçen bilim adamları böyle bir iddianın tutarsızlığının en büyük şahitleridirler.
İstifade etmeMiz dileğiyle.. Selam ve dua ile..

karolin 13-Şubat-2017 22:39:30

Peki 5-6-7 yaşındaki bir çocuğa bir anne-baba müslüman diyor. (Zaten öyle olmasını her müslüman ister.) Ama ya çocuk müslüman olmak istemiyorsa?Yani biz çocuğa müslüman dedik.Ama o :"Ben bu dini seçmeyeceğim ." dedi.Yada çocuğun aklı tam başında olmadığından ne derseniz kabul eder;reddetmezki;büyüğüne güvenir.Ateistin biri diyorki:" çocuğa bütün dinler ve dinsizlik gösterilmeli ve çocuk bundan birini seçmeli.Çünki tek bir şey göstermek zorlamadır.Çocuğa aklı başına gelince seçme hakkı verilmeli." Biz de bu kuruntulara nasıl cevap vermeliyiz? (Muhatab nefsimdir)

karolin 13-Şubat-2017 22:58:08

Yorumum ulaştı mı bilmiyorum tekrar yazıyorum. Yukarıda siz namaz için :Cehennem ateşiyle tehdit etmenin yanlış olduğunu söylemişsiniz ama çok hoca böyle yapıyor.Uçurum var;Dünyadaki uçurumu uyarıp ahiret Uçurumunu uyarmayacak mıyım diyen çok.Kendi mazeretlerinde misal yönüyle haklı gibiler.Ne dersiniz?

karolin 13-Şubat-2017 23:02:53

Yine yorumun ulaştığında şüphelendim:Bazı ateistler:"Çocuk büyüklerine güvenir.Aklını başına aldıktan sonra dinleri ve dinsizliği çocuklara göstermeli.Çocuk bundan birini seçmeli diyorlar." Ama müslümanların hemen çocuğunu müslüman yaptığını söylüyor bazı ateistler.Ve esas dine zorlayan bizim olduğumuzu söylüyorlar.Ne dersiniz?

Editör 16-Şubat-2017 12:24:05

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Biz evlatlarımızı iyi bir Müslüman olması için eğitiriz ve öyle de yaşayıp ölmesi için mücadele ederiz. Ama akıl baliğ olunca bizim nasihatimizi dinler ya da dinlemez o kendine kalmış bir durumdur. Çünkü hak dediğimiz ve inandığımız bir dine evladımızın da inanmasını istememiz çok normal ve doğal bir durumdur. Lakin akil bir evlat inanmak istemezse yapacak bir şey yoktur. Nitekim Peygamber evlatları içinde bile iman etmeyenler vardır. Pedogojik açıdan çocuklara, hastalara ve yaşlılara ümit ve cennet gençlere korku ve cehennem telkin edilmelidir. Ama bu diğerinden hiç bahsedilmeyeceği anlamına gelmez. Yetişkin birisine verilen ilaç dozajı ile çocuklara verilen dozaj aynı olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

karolin 16-Şubat-2017 12:30:45

Açıklamanızda Cehennem ateşiyle tehdit etmenin yanlış olduğunu söylemişsiniz..Onun için soruyorum

Editör 16-Şubat-2017 12:59:23

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Çocukların nahif ve kırılgan ruhuna önce muhabbet aşılanmalıdır anlamında bir eleştiri söz konusu. Yani çocuğa sürekli korku ve cehennem telkin etmek uygun değildir. Ağırlıklı olarak cennet ve muhabbet aşılanmalıdır. Cehennem inancıda düşük dozda verilebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör