Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


"Sureten tekrardır, fakat mânen herbir âyetin çok mânaları, çok faideleri, çok vücuh ve tabakatı vardır." Kur’ân’daki “tekrar”ın görünürde bir tekrar olmakla birlikte, esasında her bir ayetin manen çok manaları, faideleri ve vücuh tabakaları olduğu ifade edilmektedir. Bunlarla ilgili örnek verebilir misiniz?

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.), 05-5-2012

Ayetlerin sarih mânalarından başka işarî mânaları ve remizleri de vardır. Meselâ, Nur Külliyatı'nda izah edildiği gibi, İhlas Sûresindeki “Lem yelid, velem yuled”, yani   “ (O) doğurmadı ve doğurulmadı.”  ayetinin  zahir manasının altında işarî mânalar da gizlidir.

Birisi:  Doğanlar ve doğuranlar ilah olamazlar. Hz. İsa (as.) ve Hz. Üzeyr gibi doğurulan varlıklar ilah olamayacakları gibi, Hz. Meryem gibi doğan varlıklar da ilah olamazlar.

İkincisi: Tabiat ve  ondan doğan bütün varlıklar da İlah olamazlar. Yani, ağaç ilah olamayacağı gibi onun doğurduğu meyve de İlah olamaz. Keza, o ağacı doğuran toprak ve ona yardımcı olan güneş, su, hava da ilah olamazlar. 

Tekrar konusunda en fazla Kıssa-ı Musa nazara verildiği  için bu konu üzerinde biraz durmak gerekecektir:

Kur’ân-ı Kerim'de Hz. Musa’nın (as.) kıssası birkaç sûrede tekrarlanmıştır. Ancak, Üstat Hazretlerinin de beyan ettiği gibi, bu kıssa her bir surede ayrı bir maksat için zikredildiğinden bu tekrarlar gerçekte tekrar ve kusur sayılmazlar. Bunlardan bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:

Birçok peygamber gibi Hazret-i Musa’nın da mucizelerine zamanın müşrikleri sihir isnadında bulunmuşlardır. Nitekim, On Dokuzuncu Söz’de  beyan edildiği gibi, Peygamber Efendimizin (asm.)  şakk-ı kamer mucizesini inkâr edemeyen müşrikler “Yetim-i Ebu Talibin sihri semaya da tesir etti." demişlerdir.  

İşte, Hazret-i Musa’nın asasının sihirbazların bütün sihirlerini yutmasına, Firavun ve etbaının sihir demeleri, Peygamber Efendimize (asm.) yapılan bu sihir isnadının Hazret-i Musa’ya da yapıldığını hatırlatmaktadır.

İlahlık taslayan kibir timsali Firavun'un akıbeti nazara verilmekle, İslâm’a karşı çıkan müşriklerin de sonlarının hezimet ve mağlubiyet olacağı, hakkın batıla mutlaka galip geleceği müjdelenmekle, müminlere ümit ve teselli verilmektedir. Bu teselliye, sadece sahabeler değil, baskıya ve zulme maruz bütün müminler muhtaçtırlar.

Hazret-i Musa’nın (as.) Hazret-i Hızır’la yaptığı seyahatin nakledilmesi, kader konusunda çok önemli mesajlar vermekte, Hazret-i Musa aleyhisselâmın dahi  bilemediği ve Hz. Hızır’dan ders alma ihtiyacı duyduğu bu gibi İlâhî sırlarla müminlerin fazla meşgul olmamaları, özellikle belâ ve musibetler karşısında kadere itiraz yoluna gitmeyip Allah’ın  hikmetine ve rahmetine itimat etmeleri ders verilmektedir.

Cenab-ı Hakk'ın, dilerse, fâcir ve kâfirleri bile dine hizmet ettireceği gerçeğine, Hazret-i Musa’nın Firavun'un sarayında büyüyüp yetişmesi en güzel bir örnektir.

“Allah size yardım ederse, size galip gelecek kimse olamaz.” (Al-i İmran, 3/160)

ayet-i kerimesindeki hakikat dersine Hazret-i Musa’nın Firavun'a galip gelmesi en büyük bir örnektir ve Müslümanların en güç şartlarda bile ümitsizliğe düşmelerine gerek olmadığının en müessir bir derstir.

Hazreti Musa’nın Allah’ı görme talebine karşı “Sen beni göremezsin.” buyrulması, Allah’ın bu âlemde görülemeyeceğini ders verir. Üstat Hazretleri Mesnevî-i Nuriye’de “Mirac yoluyla beka âlemine girdi.” buyurmakla çok önemli bir hakikati ders vermiş ve Peygamberimizin (asm.)  Cenab-ı Hakk’ı bu dünya âleminde değil, Miraç ile gittiği beka âleminde gördüğünü söylemekle, ahirette müminlerin de bu şerefe nail olacaklarını ifade etmiş olmaktadır.

Kıssa-yı Musa’da böyle daha nice hakikat dersleri verilmesi, bu kıssanın tekrarını kusur tevehhüm edenlerin aldandıklarını ve tekrarların son derece hikmetli olduğunu gösterir. 

“Hattâ kıssa-i Musa, çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasib bir vecihle zikredilmesi, ayn-ı belâgattır. Evet Kur’ân-ı Azîmüşşan, o kıssa-i meşhureyi, gümüş iken yed-i beyzasına alarak altun şekline ifrağıyla öyle bir nakş-ı belâgata mazhar etmiştir ki, bütün ehl-i belâgat, onun belâgatına hayran olmuşlar, secdeye varmışlardır.”(1)

(1) bk. İşârâtü’l-İ’caz, Bakara Suresi Tefsiri.

Okunma Sayısı : 1943


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !