Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"Hem cismânî ihtiyâç gibi, mânevî hâcât dahi muhteliftir. Bâzısına insan her nefes muhtaç olur; cisme hava, ruha Hû gibi. Bâzısına her saat; Bismillâh gibi ve hâkezâ... Demek tekrar-ı âyet, tekerrür-ü ihtiyaçtan ileri gelmiş ve o ihtiyaca işaret ederek uyandırıp teşvik etmek, hem iştiyâkı ve iştihâyı tahrik etmek için tekrar eder." İzah?

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.), 05-5-2012

İnsan ibadet için, marifet için yaratıldığından, İslâm dininde Allah’ı hatırlamak ve anmak sadece beş vakit namaza inhisar etmez; hayatın her safhasında hükmünü icra eder.

İnsan sürekli nefes aldığı gibi ruh da Allah’ı anmakla nefes alır. Bunun üç  önemli yolu ve kaynağı  vardır:

Birisi, İslâm dininin şahsî hayattan, aile hayatına ve toplum hayatına kadar her konuda emir ve yasaklarının bulunmasıdır. Kişi bunlara her uyduğunda Allah’ı hatırlar, ruhu zikir ve marifetle devamlı nefes alır.

Konuşacağı zaman doğru konuşmak, yalan söylememek, gıybet ve iftiraya girmemek mecburiyetindedir.

Bakacağı zaman ancak helale nazar etmek, haramlara bakmamak durumundadır.

Ticaret yaptığında İslam’ın bu konudaki hükümlerine uymaya mecburdur.

Her konuda hükümler koyan,  emir ve yasakları bulunan İslâm dini, Müslüman’ı yaratılış gayesine uygun bir hayat geçirmeye adeta mecbur eder.

Allah’ı hatırlatmanın ikinci vesilesi, Allah Resulünün (asm.) sünnetine  uygun bir hayat geçirmektir. Yeme ve içmeden, oturmaya ve uyumaya kadar her konuda Allah Resulüne (asm.) ittiba eden bir Müslüman, bütün ömrünü Allah’ı anmakla geçirmiş olur.

Üçüncüsü ise, hem kendi varlığını hem de çevrisini kuşatan İlahi sanatları tefekkür etmek ve onlardaki esma tecellilerini okumaktır.

Bazısına her saat (Bismillâh gibi), ifadesinde besmeleyi her zaman çekmediğimiz, ancak bir işe başladığımızda çektiğimiz nazara verilmektedir.

Bunlar birer misal olarak verilmişlerdir. Bir Müslüman’ın  İlâhî hükümlere her uyduğunda ve her işine besmele ile başladığında Allah’ı hatırlaması tekrar sayılamayacağı gibi, Kur’ân-ı Kerim'de bazı konuların birkaç kez nazara verilmeleri de tekrar değildir, insan ruhunun ve kalbinin ihtiyacından  kaynaklanmaktadır.

İnsanların  her türlü şirkten uzak olarak tevhid esası üzere bir ömür geçirmeleri için, Allah’ın birliğine dair ayetler çok tekrar edilmiştir. Keza, o ağır şartlarda İslâm’ı yaşama ve anlatma mücadelesi veren sahabe-i kiram hazretlerinin istikbale ümitle bakabilmeleri için Hazreti Musa’nın (as.) muzafferiyeti ve Firavun'un akıbetiyle  ilgili ayetler  tekrarla nazara verilmiştir.

İnsanın kendi aczini ve fakrını unutmaması ve Rabbinin ona karşı ne kadar merhametli olduğunu düşünmesi için de ana rahminde geçirdiği safhalar birkaç kez hatırlatılmıştır.

Her konuda insan hayatına yön veren  İslâm dini, miras konusunda da hükümler getirmiştir. Ancak bunlar diğerleri gibi defalarca tekrar edilmemiştir.

Konunun devamında tekrarın bir başka hikmeti de şöyle ifade edilmiştir:

“Hem Kur’ân; müessistir. Bir Dîn-i Mübîn’in esâsâtıdır ve şu âlem-i İslâmiyet’in temelleridir ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi değiştirip, muhtelif tabakata, mükerrer suallerine cevaptır. Müessise, tesbit etmek için tekrar lâzımdır. Te’kid için terdâd lâzımdır. Te’yid için, takrir, tahkik, tekrir lâzımdır...”(1)

Bütün insanlık âleminin yanlış yolda olduğu, bir kısmının tahrif edilmiş semavî kitaplara, diğer kısmının putlara taptığı, bir başka grubun ise insan aklının mahsulü olan yanlış felsefî cereyanlara kapıldığı o cehalet asrında, Kur’ân-ı Kerim hak dinin ve doğru inancın temelini atmıştır. Allah’a iman başta olmak üzere, bütün iman hakikatlerini insanlara açıklamış ve şirkin bütün çeşitlerinden uzak bir tevhid dini ortaya koymuştur. Öncelikle insanların kalplerini ve akıllarını hakikatle tenvir eden Kur’ân-ı Kerim, batılı bırakıp hakka tabi olanların teşkil edecekleri bir İslâm toplumunun da bütün esaslarını ortaya koymuştur. Toplumun her tabakasının suallerini cevaplandırmış, ihtiyaçlarını karşılayacak esaslar getirmiştir.

Küfürden imana, şirkten tevhide, bedevilikten medeniyete, zulümden adalete dönen bu insanların kalplerinde bu yeni inancı iyice yerleştirmek,  şahsî ve içtimaî hayatlarında Kur’ân esaslarını tam hâkim kılmak için bu hakikatler üzerinde tekrarla durulmuştur. Bu tekrarlar her asra, özellikle de içinde bulunduğumuz bu dehşetli asra son derece lüzumludur.

Küfrün, ahlâksızlığın ve batıl ideolojilerin birer şahs-ı manevî halinde, imana ve ahlâka hücum ettiği böyle bir zamanda, Kur’ân ve iman hakikatleri üzerinde ne kadar tahşidat yapılsa yerindedir.

(1) bk. Sözler, On Dokuzuncu Söz.

Okunma Sayısı : 2383


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !