Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


"Değil zâhirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor." Akılların, ruhların, kalplerin, nefislerin “fetih” ve “teshir” edilmesini nasıl anlamalıyız?

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.), 28-3-2012

Peygamber Efendimiz (asm.), özellikle Mekke döneminde çok ağır şartlar altında İslâm’ı insanlara tebliğ etmiş, Onun risaletini kabul edip ümmeti olma şerefine erenler de çok büyük işkencelere maruz kalmışlardır. İslam’ın temeli bu ağır şartlarda atılmıştır. İman edenlerden bu temele nice canlar feda edilmiş, nice  kanlar akmıştır.  Bu hal gösteriyor ki, İslâm’ı kabul eden ve iman dairesine girenler “akıllarının ikna, kalplerinin tatmin ve nefislerinin fetih ve teshir” edilmesi sonunda, Onun ümmeti olmayı kabul etmiş ve iman uğrunda bu kadar sıkıntılara ve zulümlere tahammül etmişlerdir. Bunun aksi olsaydı, yani Allah Resulü  (asm.)  Kur’ân-ı Kerim'i insanlara tebliğ ettiğinde bütün ülkeye hakim bir devlet reisi olsa idi, İslam’ı kabul edenlerin zorla, yahut bir menfaat karşılığı bu yola girdikleri belki vehmedilebilirdi.

Bilindiği gibi, ruh beden ülkesinin sultanıdır. O fethedildi mi bütün beden de fethedilmiş olur, ayrıca o kişinin bütün malı ve mülkü de İslâm’ın emrine girer.

İşte Asr-ı saadetteki manzara budur. Peygamber Efendimiz (asm.) ruhları, akılları, kalpleri ve nefisleri fethederek  İlâhî marifet ve muhabbetle doldurmuştur. Bunun içindir ki Üstadımızın ifadesiyle, “mahbub-u kulub , muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah” olmuştur.

Okunma Sayısı : 2775


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !