"Vicdanın anâsır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan ´irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniye´ herbirinin bir gayetü´l-gàyâtı var: İradenin ibadetullahtır. Zihnin, mârifetullahtır. Hissin, muhabbetullahtır. Lâtifenin, müşahedetullahtır." İzahı?..

Yazar: Sorularla Risale, 23-11-2011

"Vicdanın anâsır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan "irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniye" herbirinin bir gayetü'l-gàyâtı var:"

"İradenin ibadetullahtır. Zihnin, mârifetullahtır. Hissin, muhabbetullahtır. Lâtifenin, müşahedetullahtır. Takvâ denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun eder. Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzip, hem bu gayetü'l-gàyâta sevk eder."(1)

Üstad Hazretleri burada insan, vicdan ve ruhunun dört temel unsur ve havastan beslendiğini izah ediyor. Bunlar irade, zihin, duygular ve latife-yi Rabbaniye olan kalptir. Bu dört temel cihazında kendine uygun bir gayesi ve vazifesi vardır.  

İrade, insanın bütün maddi ve manevi cihazlarını açan ve harekete geçiren kontak ve anahtar gibidir. İbadetlerin ilk aşaması kulun irade etmesidir. İnsan namaza irade etmeden namaz olmaz. Bu yüzden irade bütün ibadetlerin ilk aşaması ve ilk anahtarıdır.

Zihnin, gaye ve vazifesi marifetullahtır. Yani Allah’ın şu kainatta sergilenen ve tecelli eden isim ve sıfatlarını tanımak ve onlara işaret eden levhaları güzelce okumak zihnin vazife ve gayesidir. Vicdan ve ruh bu kanalla beslenir.

Duyguların vazife ve gayesi ise muhabbetullahtır. Evet insan sağlam bir marifetten sonra marifet ettiği kimseyi sever ve ona perestiş eder. Bu sevmek işini de duygular yapar. Aslında muhabbetin merkezi ve mahalli kalptir. Lakin kalp duyguların şahı ve esası olduğu için, o muhabbetten öte bir misyona sahiptir ki, bu müşahedetullahtır.
Evet, kalp Allah’ı görür gibi sever ve ona perestiş eder ki, ıstılahta buna müşadetullah deniyor. Hissiyat ile kalbin vazife ve gayeleri birbirine yakın olmakla birlikte, aralarında letafet ve rütbe farkı vardır.

Kalp, bütün hissiyatın merkezi ve temerküz ettiği noktadır ve ancak sonsuz cemali müşahede ile itminan bulur. 

(1) bk. Hutbe-i Şâmiye, İkinci Zeylin İkinci Kısmı.

Okunma Sayısı : 2684


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

inkişaf 07-Haziran-2014 23:59:01

İnsanın zahiri ve batıni olmak üzere görünen ve görünmeyen bedene ve ruha ait olan duyguları vardır. Görünen ve bedene ait olanları Görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duygularıdır. Buna beş zahiri duygu denir. Ruha ait olanlar ise  aynen bu beş duyu gibi Akıl, kalp, vicdan, hayal ve hafızadır. Hepsine birden şuur denir. Böylece “Letaif-i Aşere” denen On latife insanda hükmetmektedir.   Her duygunun da ihtiva ettiği farklı duyguları da vardır. Bunların hepsi iç içedir ve birbirini etkiler. Birinin eksik olması o insanı eksik ve noksan bırakır. Vicdanın da dört unsuru vardır. Bunlar “İrade, zihin, his ve latife-i Rabbbaniye” denen vicdanın dört duygusudur.  Her birinin de “gayetü’l-gaye” denen veriliş amaçları vardır. Her duygu amacına uygun kullanılırsa mutlu olur, rahat eder ve kendisini gerçekleştirmiş olur.   Vicdan: İnsanda bulunan hakikati arama meylidir. Vicdan hakikati bulduğu zaman rahat eder, huzur bulur. Hakikatten uzaklaştıkça huzuru kaçar.. Bu nedenle vicdanın rahat etmediği şey hakikat değildir ve doğru değildir. Peygamberimizin “Vicdanına danış” dediği mesele bundandır.   İradenin amacı: Allah’ın ibadete layık olduğunu bilerek, şuurunda olarak isteyerek şevkle ve aşkla ibadet, yani Allah’a itaat etmektir. Zira Allah’ı tanıyan elbette ona itaat edecektir. Tanımak ve bilmek ise Aklı ve zihnin görevidir.   Zihnin amacı: Marifetullah, yani Allah’ı eserleri ile işleri ile tanımak ve bilmektir. Zihin bunu Akılla yapacaktır. Zira akıl insanın tanıma ve bilme aletidir. Zihin Allah’ı bilmek ve tanımakla amacını gerçekleştirmiş olur.   Hissin amacı: Muhabbetullahtır. Bu ise kalbple beraber yapılır. Yani kalp hissiyatın kaynağıdır. Sevgi, nefret gibi duyguların yeri kalptir. Kalb ise kendisine ihsan ve iyilik yapanı sever. Sevgi ise Allah’a yönelmelidir. Zira Allah’ı bilen Rahmetini ve nimetini tanıyan onu sever. Bir şey ya bizzat sevilir veya neticeleri itibarıyla sevilir. Kemal ve güzellik bizzat sevilir. Bu ise tanımaya bağlıdır ve istifadeye göre artar. His Allah’ı sevmekle amacını gerçekleştirmiş olur.   Latife-i Rabbaniyenin Amacı: Müşahedatullahtır. Yani Allah’ın isim ve sıfat aynasında, sonra ruh ve duygular aynasında, sonra göz, kulak, dil, burun ve dokunma (yumuşaklık-sertlik- soğukluk- sıcaklık gibi) duguları ile açılan sonsuz alemlerdeki Esmanın tezahürünü müşahede etmek. Batıni duygularla kendisine açılan sevgi, muhabbet, ebediyet, hayal, hafıza, istek ve arzuların aynasında Allah’ın eserlerinin ve şuunatının tezahürlerini duyguları ile (gözle manzaraları seyrettiği gibi ) her duygunun insan ruhuna açtığı pencerelerden müşahede etmektir.   Latife-i Rabbaniye Rabbini tanıyan duygular demektir. Duygular Rabbimizin eserlerini müşahede ederek imanla ona yönlirse her şey “marifet-i ilahi” olur. Zira her şey Allah’ın iradesi, ilmi ve kudreti ile yaratmasıyla vücut bulur ve her şey eserin ustasına delaleti gibi Allah’ın varlıkta tecelli eden esmasına ve müsemması olan Allah’a delildir. Onu gösterir. Duygular fısk ve sefahet ve gafler ve küfürle Allah’tan uzaklaşırsa bu defa mahlukata yönelir ve şirke düşer, enaniyete ve tabiatperestliğe dönüşür ve gıdasız kalır. Huzursuzluk ve zulmetle hastalanır ve nihayet ölür, yani amacı dışına çıkar. Huzursuzluğun ve doyumsuzluğun sebebi budur. Bu nedenle “Duyguların merkezi olan "Kalp Allahı tanımakla tatmin olur” ayeti bunu ifade eder.   TAKVA denen İbadet-i kamile bu dördünü tazammun eder. Yani kişi farzları yapmak ve haramlardan kaçmakla korunur ve Sünnete uymakla kemale erdirilir, İlimle özellikle ilimlerin şahı olan “Marifetullah ilmi” olan imanı inkişaf ettiren ve “Tefekkürü” netice veren bilgilerle terakki ve tekamül eder. Bu nedenle en değerli ibadet ilim öğrenmektir ve “ilmi beşikten mezara kadar öğrenmek” gerekir. Zira ilimin amacı ve sonucu Marifetullahtır. Allah’tan uzaklaştıran her ilim “Faydasız” Allah’a yaklaştıran her ilim de “Faydalı” ilimdir. Peygameberimizin (asm) “Faydasız ilimden sakının” dediği ilim gaflet ve dalalete götüren her nevi ilimdir.   “Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzip, hem bu gayetü'l-gàyâta sevk eder.” Yani Şeriat bütün bu duyguları geliştirir, kötülüklerden temizler, amacına sevk eder. İnsanı insan eder ve Alay-ı illiyyine sevk eder. Bediüzzaman “Namaz latife-i Rabbaniyenin nesimini cezb ve celbeder” demektedir.  İnsandaki latifeler imanla Allah'a yönelirse latife-i Rabbaniye olur, gaflette kalırsa o zaman latife-i insaniye olur…