Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"Madem böyle bir ulûhiyet hakikatı var, elbette iştirakı kabul edemez. Çünkü ulûhiyete, yani mâbudiyete karşı şükür ve ibadetle mukabele edenler..." Bu pasajı devamı ile birlikte açıklar mısınız?

Yazar: Sorularla Risale, 10-6-2011

"Evet, nev-i beşerin her taifesi birer nevi ibadetle fıtrî gibi meşgul olması; ve sâir zîhayatın, belki cemâdâtın dahi fıtrî hizmetleri birer nevi ibadet hükmünde bulunması; ve kâinatta maddî ve mânevî bütün nimetlerin ve ihsanların herbiri, bir mâbudiyet tarafından, hamd ve ibadeti yaptıran perestişe ve şükre birer vesile olmaları; ve vahiy ve ilhamlar gibi bütün tereşşuhat-ı gaybiye ve tezahürat-ı mâneviyenin birtek İlâhın mâbudiyetini ilân etmeleri, elbette ve bedahetle bir ulûhiyet-i mutlakanın tahakkukunu ve hükümferma olduğunu ispat ederler."

"Madem böyle bir ulûhiyet hakikatı var, elbette iştirakı kabul edemez. Çünkü ulûhiyete, yani mâbudiyete karşı şükür ve ibadetle mukabele edenler, kâinat ağacının en nihayetlerinde bulunan zîşuur meyveleridir. Ve başkaların o zîşuurları memnun ve minnettar edip yüzlerini kendilerine çevirmesi ve görünmediğinden çabuk unutturulabilen hakikî mâbudlarını onlara unutturması, ulûhiyetin mahiyetine ve kudsî maksatlarına öyle bir zıddiyettir ki, hiçbir cihetle müsaade etmez. Kur'ân'ın çok tekrar ile ve şiddetle şirki red ve müşrikleri Cehennemle tehdit etmesi, bu cihettendir."(1) 

Kainattaki bütün mahlukatın ve eşyanın her halleri ve tavırları Allah’ın varlığına, birliğine ve uluhiyet sıfatlarına şahitlik edip ispat ediyor. Eşya bunun farkında olsa da böyle olmasa da böyledir. 

Mahlukat içinde, özellikle insanlık ve insanlığın taife ve tabakaları olan her kavim ve milletin bir şeye inanma ihtiyacı duyması ve  inanılması gereken Zata fıtri bir meyil içinde olması, kainattaki hükümferma uluhiyet sıfatlarını bariz bir şekilde izhar ve ilan ediyor. İnsanların çoğunluğunun batılda ve yanlış inanışlar içinde olması, bu fıtri şahitliği zedeleyip bozmuyor. Zira burada insanların fıtri bir şekilde uluhiyet sıfatlarına işaret etmeleri sabittir. Ancak şu var ki, insanlar bu işaretleri ve meyilleri yanlış yerlerde arıyorlar ve yanlış noktalara gidiyorlar. Bu sadece kişinin sapkınlığını ortaya koyar, yoksa fıtri şahitliğe zarar vermez.

Nitekim eşyanın bu fıtri şahitliğini okumak isteyen kişi için, eşyanın ne fikirde ve ne şuurda olduğunun bir önemi yoktur. 

Mesela Ebu Cehil'in simasında tevhidin mührünü görmek mümkündür; kendisinin küfür ve şirk içinde olması onun fıtri şahitliğine ve ibadetine mani değildir. Bu noktada, yani uluhiyet ve tevhidi  izhar ve ilan etmek noktasında, kainatta en büyük ve azametli levha insanın fıtrat levhasıdır. Bu, sırası ile diğer eşyada da devam edip gider. 

Allah’ın kainatı yaratmasındaki en büyük maksat; kendi İlahi kemalatını ve sıfatlarını kullarına izhar ve ilan etmektir. İnsanlar ise Allah’ı Zatı ile göremedikleri için, unutmaya ve gaflete yatkın bir mahiyete sahipler. Bu yüzden Allah kendi uluhiyetini ve Zatını insanların zihninde diri ve canlı tutmak için binlerce peygamber gönderip, milyonlarca alim ve evliyalar ile onları teyit etmiştir.

İnsanların İlahi maksadın zıddı olan şirke girmesi, yani teveccühlerini başka şeylere göstermeleri, Allah’ın ilahlık otoritesine ve maksadına zıt hareket etmek demektir ki, bu İlahlık vasfı ile bağdaşmaz. Bu yüzden Allah insanlara şiddetli bir şekilde ikaz ve ihtarda bulunuyor.

(1) bk. Şualar, Yedinci Şua, Birinci Hakikat.

Okunma Sayısı : 2191


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !