"Akıl" ile "Zekâ" ne demektir, farklı mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Akıl bir alettir ve iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmek için kullanılır. Nakli tasdik etmek için iş görür. Zekâ ise bu aklın dünyevi olarak kullanılmasına vesile olur.

Dolayısıyla bir insan çok zeki olabilir. Ama bu insan aklını doğru yolda kullanmıyorsa veya vahye değil de kendisine güveniyorsa, bu insana akıllı değil -şayet zekâsı varsa- zeki denilir.

Bu nedenle çok zeki insanların doğru yolu bulamadığı ve aklını kullanamadığı bir hakikattir. Hatta insanlık âlemini yakan ve perişan eden insanların çoğuna belki de hepsine dikkat edildiğinde, çok zeki oldukları görülür. Ama bu gibi insanlar aklı ve zekâyı Allah'ın istediği gibi kullanmadıklarından dolayı, akıllı olamamışlardır.

Bunun tersi olarak ta, bazı insanlar fazla zeki olmamakla beraber, istikametle akıllarını kullandıklarından ötürü, bunlar akıllı sınıfına dâhil olur.

Başka bir deyişle aklın kullanılması cüz'i ihtiyari ile olur. Fakat zekâ Allah'ın bir lütfüdür. Bu nedenle Allah'ın yanında kıymetli olan çok zeki olanlar değil, aklını iyi kullananlardır.

Zekâ arabanın motor aksamı ise, akıl onun direksiyonudur. Direksiyon hâkimiyeti iyi olmayan kişi o arabayı bir yere çarpar ve kazaya sebebiyet verir. Aklını iyi kullanamayan kişiler istikamette yürüyemez. İnsanların zekâ seviyeleri bir değildir, kimi bir konuyu bir kez okur anlar, kimi de iki kez okumakla kavrar.

Muhakeme sahibi olmak, aklını kullanmak, nerde ne şekilde davranacağını bilmek akıllı olmanın alametidir. Birçok ayette “Akıllı olan, akıl erdiren, düşünen, bilen, gören insanlar için ibretler vardır” buyrulmaktadır.

Aklı başında olan insan, dünyanın fâni olduğunu, bu imtihan salonunun lezzet ve saadet yeri olamayacağını bilen ve ondaki nimetlere, servetlere ve lezzetlere o nisbette değer verendir.

Aklı başında olan insan, bütün servetleri, malı, mülkü ve makamı rüyada kazanılan nimetler olarak gören, uyandığında bunların hepsini kaybedeceğini bilen ve hırs etmeyendir.

Aklı başında olan insan, en büyük sermaye olan ömrünü en verimli şekilde kullanandır.

Aklı başında olan insan, dünyaya çalışmakla birlikte ona gönül bağlamayan ve onunla tatmin olma vehmine kapılmayandır.

Aklı başında olan insan, parayı ve serveti aklıyla kazandığını bilerek aklını paraya ve mala satmayan ve onu küçük şeylerde boğmayandır.

Aklı başında olan insan, saçındaki aklarda ölümün güzel yüzünü gören ve dünyadan çok daha güzel olan berzah âlemine güzel ameller, sevimli arkadaşlar gönderendir.

Aklı başında olan insan, ölümü sıkça hatırlayan, kabirde ne en yakın dostlarının, ne de geride bıraktığı servet, şöhret ve devletin ona hiçbir yardımları olmayacağını düşünüp elinde fırsat varken, İbrahim aleyhisselâm gibi; “Batıp kaybolanları sevmem” diyerek Baki olan Rabbinin rızasını hayatının her safhasında temel rükün yapandır.

Akıllı ise dünya için ahiretini, ahireti için de dünyasını helak etmeyendir.

Akıllı insan, kendini, Rabbini, kul olduğunu, yaratılış gayesini unutmayan ve ona göre hareket edendir.

Akıllı insan, nereden geldiğini, nereye gideceğini, ahiret yolcusu olduğunu unutmayan ve ona göre hazırlık yapandır.

Akıllı insan, nefsinin süfli arzuları peşinden koşmayan, ömrünü günahlarla kirletmeyen, malayani şeylerle heder etmeyen, ulvi şeylerle meşgul olan ve bütün nimetlerden hesaba çekileceğini unutmayandır.

Akıllı insan bilmediği konu hakkında fikir beyan etmeyen, âlimin yanında diline, velinin yanında kalbine sahip olandır.

Akıllı insan nerede nasıl hareket edeceğini bilen, her olur olmaza karışmayan, kimseye ağız olmayan kişidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
A
Okunma sayısı : 20.257
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

harun yahya
çok doğru nice büyük zekalar Allah'ın imtihanında başarı olamayıp,imtihanı kaybetmişlerdir.Önemli olan zekayı ve aklı sitikamet üzere kullanmaktır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ahmety114
Allah razı olsun abi.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Refet
Allah razi olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fatih çetin
İşte, ene, şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünunu bilse de, cehl-i mürekkeple bir eçheldir. Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler. Gelen herşey nefsindeki renklerle boyalanır. Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünkü, şu haldeki enenin rengi, şirk ve ta’tildir, Allah’ı inkârdır. Bütün kâinat parlak âyetlerle dolsa, o enedeki karanlıklı bir nokta, onları nazarda söndürür, göstermez.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
elinsaf
Çok güzel, buna göre akıl konusunda, erkekler dahil, bütün insanlığa rehber olmuş ve olan ve olacak akile, adile, abide, mübareke validelerimiz ve mübareke hemşirelerimiz var. Allah cümlesinin şefaatlerine nail eylesin. Amin. Sorum kadın ve akıl ile ilgili olduğundan böyle bu yoruma ihtiyaç hasıl oldu.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
gonechill
Doğru yol nesnel olmalıdır, ve bulundukları yolun doğru ve nesnel olduğunu kişisel olarak karar vermek doğru değildir. Burada şahıslar kendi yollarını doğru yol diye düşündüğü için yanılgıya düşmüş olabilirler, her şeyi kendi yollarının lehine yoğurmalarnda da bir problem görülemez. Bilinmesi gereken şey herkesin doğru yolda olduğu inancına karşın hiçkimsenin doğru yolda olduğu gerçeği olmamasıdır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Erdem93352
Lenin, Stalin, Hitler ve Marx, zekalarını müsbet yönde değil menfi yönde kullandıkları için "zeki birer ahmaktırlar" dersek zeka ile akıl arasındaki fark anlaşılabilir zannediyorum.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...