Bediüzzaman eserlerinde, Peygamberimizin doğum gecesinde bazı önemli hadiselerin yaşandığını ifade etmektedir. Ancak aşağıda, bu tür olayların yaşanmadığı iddia edilmektedir; işin gerçeği nedir?

Yazar: Niyazi BEKİ (Doç. Dr.), 28-8-2010

İtiraz Edilen Kısım:

"Bi'setten evvel bâzı hâdiseler var ki, doğrudan doğruya birer mu’cizedir. Bunlar çoktur. Nümune olarak, meşhur olmuş ve eimme-i hadîs kabûl etmiş ve sıhhatleri tahakkuk etmiş birkaç nümuneyi zikredeceğiz:"

"(...) İkincisi: O gece Kâ’be’deki sanemlerin çoğu başı aşağı düşmüş."

"Üçüncüsü: Meşhur Kisrâ’nın eyvânı (yâni saray-ı meşhûresi) o gece sallanıp inşikak etmesi ve on dört şerefesinin düşmesidir."

"Dördüncüsü: Sava’nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması ve İstahr-Âbad’da bin senedir iş'al edilen, yanan ve sönmiyen, Mecûsîlerin mâbud ittihaz ettikleri ateşin, velâdet gecesinde sönmesi... İşte şu üç-dört hâdise işarettir ki: O yeni dünyaya gelen Zât ateş-perestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalıyacak, izn-i İlâhî ile olmıyan şeylerin takdisini men'edecektir."
(1)

İddia:

Muhammed Gazalî, Fıkhu’s-Siyre’de der ki:

Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke’de dünyaya geldi. Doğumunda dikkati çekecek bir şey yahut garip hâller vuku bulmadı. Tarihçiler doğduğu günü, ayı ve seneyi tam tayin edememişlerdir.

İddiaya Cevap:

Suyutî, Efendimiz (asv)’in doğum gecesinde Kâbe’deki putların baş aşağı düşmesini Kureyşlilerin –Efendimiz (asv)’in doğumuyla ilgili olarak- gördüğü ilk alamet olduğunu söylemiştir.(bk. Suyutî, el-Hsaisu’l-Kübra, “Viladet” konusu).

Beyhakî, Ebu Nuaym, Haraitî, İbn Asakîr gibi ünlü tarih, hadis ve siyer alimlerinin -kendi senetleriyle- bildirdiklerine göre, Hz. Peygamber (a.s.m)’ın doğduğu gecede, Kisra’nın sarayı/eyvanı büyük bir sarsıntı geçirmiş, on dört şerefesi yere düşmüştür.(bk. a.g.e.).

Yukarıdaki kaynaklarda Bediüzzaman’ın işaret ettiği bu olayların da gerçekleştiğine dair bilgiler yer almaktadır: “Sava gölünün kuruduğu, bin yıllık Mecusî ateşlerinin söndüğüne” dair hususlar açıkça ifade edilmiştir.(bk. a.g.e.)

Ayrıca yukarıda adı geçen üç harika olayın detayları için bk. İbn Kesir, es-Sîretu’n-beviye, 1/215-218.

Bediüzzaman Hazretlerinin bunlar gibi daha pek çok ilim adamlarının tarih-siyer kaynaklarında ifade ettikleri gerçekleri anlatmıştır. Bunlara itiraz etmenin manasını anlayan varsa, lütfen bize de bildirsinler. Faraza bunların hepsi zayıf rivayetler bile olsa, “imanî ve amelî” bir hükmü koymadığına göre ve insanların Resulullah (asv)’a karşı saygı ve sevgilerini arttırmaktan başka hiçbir zararı olmayan bu gibi konulara itiraz etmek, manevî değerlere karşı savaş açanların işi olabilir.

İddiada yer alan: “Doğumunda dikkati çekecek bir şey, yahut garip hâller vuku bulmadı.” ifadesi ilmî değil, tamamen indî bir görüş, şahsi bir kanaattir.

İrhasat kabilinden meydana gelen olayların tespiti için, Efendimiz (asv)’in doğduğu günü tayin etmek de gerekmez. Tarihçiler “falan günde...” demiyorlar, “doğduğu günde/gecede” diyorlar.

Merhum Muhammed Gazali’nin bu yorumlarını, diğer alimlerin söylediklerinden daha doğru kabul etmek için elimizde hiçbir delil yoktur. Kaldı ki, yüz tane Muhammed Gazalî “bunlar olmuş” diyorsa, bir tane Muhammed Gazalî’nin “böyle bir şey olmamış” demesinden daha kuvvetlidir. Zaten bir şeyi ispat etmeye çalışanların söyledikleri, onu yok sayanların sözlerinden genellikle daha kuvvetlidir; çünkü müdelleldir.

* * *

İddia:

Doğum gününün belirlenmesi İslâmî açıdan önemli bir şey değildir. Bu münasebetle yapılan törenler dünyevî bir gelenektir, dinle bir ilgisi yoktur.

İddiaya Cevap:

Peygamberimiz (asv)’in doğum gününü belirlemek İslam’ın temel esasları açısından elbette önemli değildir. Fakat, –o gün yanlış belirlenmiş olsa bile- insanları Hz. Peygamberle olan irtibatını yeniden canlandırmak, onu anmak, ona salavat-ı şerife getirmek gibi pek çok sevaba medar olan böyle bir günün kutlanmasını önemsememek, ancak cahil kimselerin işi olabilir.

Hz. Peygamber (asv)’i anmak dünyevî değil, dinî bir mahiyet arz etmektedir. Dinin kurucusu olan peygamberi anmayı dinî değil dünyevî saymak, Resulullah (asv)’a karşı bir edepsizliktir.

* * *

İddia:

Bazıları doğduğu gün, bazı harikulâde olaylar vuku bulduğunu rivayet etmişlerdir. Kisra sarayının on dört direğinin yıkıldığı, Mecusîlerin ateşlerinin söndüğü, Save Gölü battıktan sonra etrafındaki kiliselerin yıkıldığı rivayet edilmiştir. Bu manada Busayrî’nin bir de şiiri vardır.

Bütün bu sözler, doğru düşüncenin ters şekilde ifadesidir. Çünkü, gerçekten Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğumu, zulmün sona erdiğine ve zamanının geçtiğine ve zulüm alâmetlerinin parçalanacağına işarettir.

İnsanlar zulümden kurtulduktan sonra, bu gerçeğin şeklini çizmek isteyince bu kabil harikulâde şeyler ortaya attılar. Ve söylediklerini tasdik için zayıf rivayetler uydurdular. Hz. Muhammed (asv), bütün bunlardan beridir ve bunlara ihtiyacı yoktur. Getirdiği davadaki büyük nasibi, bizi bu ve benzeri rivayetlerden uzak tutmaktadır.

İddiaya Cevap:

Hz. Muhammed (asv)’in daha sonra Kisra’nın zulmüne son vermesi, Mekke/Kâbe’deki putları alaşağı etmesi, onun doğduğu gecede o harika olayların olamayacağına delil getirmek, mantıkla izah edilecek hiçbir tarafı yoktur. Bilakis, sonradan putların alaşağı edilmesi, Kisra sarayının saltanatına son verilmesi, o gecede olduğu rivayet edilen olayların doğruluğunu destekler mahiyettedir.

Muhammed Gazalî’nin söylediği iddia edilen “İnsanlar, zulümden kurtulduktan sonra, bu gerçeğin şeklini çizmek isteyince bu kabil harikulâde şeyler ortaya attılar. Ve söylediklerini tasdik için zayıf rivayetler uydurdular.” şeklindeki sözlerinin ilmî hiçbir değeri yoktur. Çünkü delilsiz, ispatsız olan bu sözler, bir spekülasyondan öteye geçemez.(...)

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Altıncı İşaret.

Okunma Sayısı : 5329


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !