"Tabiat" nedir, hakikati ve vücud-u haricîsi var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"S - Onların daima iftiharla bahsettikleri tabiat, nevâmis ve kuvâ nedir ki, kendilerini onlarla iknaa çalışıyorlar?"

"C - Tabiat dedikleri şey, bir matbaadır, tâbi' değildir. Tâbi', ancak kudrettir. Kanundur, kuvvet değildir. Kuvvet, ancak kudrettedir. Yahut, nasıl ki bildiğimiz şeriat, insanlardan sudur eden ef'âl-i ihtiyariyeyi bir nizam ve bir intizam altına alıp tahdit eden kaidelerin hülâsasıdır veya devletin işlerini tanzim eden nizamların, düsturların, kanunların mecmuasıdır."

"Kezalik, tabiat denilen şey de, âlem-i şehadetin uzuvlarından ve eczalarından sudur eden ef'âl arasında bir nizam ve bir intizamı ika eden İlâhî bir şeriat-ı fıtriyedir. Binaenaleyh, şeriat ile devlet nizamı, mâkul ve itibarî emirlerden oldukları gibi, tabiat dahi itibarî bir emir olup, hilkatte, yani yaratılışta câri olan âdetullahtan ibarettir. Amma tabiatın bir mevcud-u haricî olduğunu tevehhüm etmek, bir fırka askerin, idman ve tâlim esnasında yaptıkları o muntazam hareketlerini gören bir vahşinin, "Aralarındaki o nizamı idare edip birbiriyle bağlayan ip gibi birşey mevcuttur" diye vahşîce ettiği vehme benzer."

"Binaenaleyh, vicdanı ve aklı vahşî olan bir adam, sathî ve tebeî bir nazarla devam ve istimrarını muhafaza eden tabiatın müessir bir mevcud-u haricî olduğuna ihtimal verebilir. Hülâsa: Tabiat, Allah'ın san'atı ve şeriat-ı fıtriyesidir. Nevâmis ise, onun meseleleridir. Kuvâ dahi, o meselelerin hükümleridir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara suresi 21 ve 22. ayetlerin tefsiri)

Buraya göre tabiatın harici bir vücudu yoktur. Hakikati ise Allah'ın kâinata kudret eseri olarak koymuş olduğu kanunların tamamına verilen bir isimdir. Sünnetullah ve âdetullahtan ibarettir. Maddeciler yanlış olarak tabiat ismini takmışlar.

Tabiat; kâinattaki bütün kanunlardan hâsıl olan zihni ve vehmi bir kabuldür. Yani insan zihninin tasvir edip olduğunu vehmettiği, hakikatte vücudu olmayan hayali bir şeydir. Ya da kâinatın tümünde harika bir şekilde tasarruf eden Allah’ın "rububiyet" sıfatının materyalistçe bir ifadesidir, denilebilir.

Tabiatçılara göre kâinatta her şey sebeplerin tasarrufunda ve idaresindedir. Onlar, Allah’ın kâinat üzerindeki tedbir ve tasarrufunu inkâr edip, sebepleri ilahlaştırıyor ve neticeyi sebeplerden biliyorlar. Tabiat, insan zihninin ürettiği hakikati olmayan muhayyel bir şeydir. Bu muhayyel şey zamanla müşahhaslaştırılarak ilahlaştırılmıştır. Günümüzde maddeci felsefenin savunduğu en son ve en geniş fikir bu tabiat fikridir.

Bu batıl ve hakikatsiz fikirler Risale-i Nur’un birçok yerinde kat’i deliller ile çürütüyor. Üstad Hazretleri sebepleri inkâr etmiyor, onların birer perde olduğunu izah ediyor. Sebepler neticeleri yaratmıyor, sadece varlıkların meydana gelmesine vesile oluyor.

Allah kâinatta sebepler vasıtası ile iş yapıyor. Bu yüzden, kâinatta sebepler bir sünnetullah ve âdetullah nevinden sabit ve daimidirler. Allah bu nizamını bozmuyor, sürekli ve devamlı yapıyor. Zaten determinist olan tabiat felsefesini aldatan da bu kanunların ve sebeplerin istikrar ve devamlılığıdır. Yani aynı neticenin aynı sebeple sürekli beraber olmaları insanların ekserisini yanıltmıştır. Hâlbuki ağaç elmanın, arı balın ve inek sütün yaratıcısı olamaz.

Bütün sebepler mahlûkturlar. Her mahlûk gibi onlar da mümkin grubuna dâhildirler. Olup olmamaları müsavidir. Allah’ın irade etmesiyle yokluktan kurtulup varlık sahasına çıkmışlardır. Bu noktada, yâni mümkin olma noktasında sebeplerin hepsi aynıdır, eşittirler. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur.

Bu maddeye şöyle bir örnek verebiliriz. Bir kitaptaki cümlelerin her biri ayrı bir mana ifade ettiklerinden biri diğerinden farklı ise de tümü “yazı” olmakta birleşirler. Bu noktada birinin diğerine karşı bir önceliği ve üstünlüğü yoktur. O halde, bir kitabın cümlelerinden birisi diğerinin kâtibi olamaz. Birini kim yazmışsa tümünü yazan da odur. Sebepler de bunun gibidirler. Canlı varlıklar bu sebeplerle yazılmış birer yazı gibidirler. Bütün sebepler bu yazıların kâtibi olmaktan aynı derecede uzaktırlar; bu noktada aynı derecede âcizdirler. Üstat hazretlerinin şu ifadesi bu meseleye de güzel bir örnek olabilir:

“… Mahlûkat, mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlûkiyet nisbetinde de birdirler.” (Lem’alar)

Kâinat kitabındaki her şey elementlerle yazılmış. Elementler mürekkep hükmündedirler ve kendiliklerinden yazı olamazlar. Belli bir mecrada meselâ arının bedeninde akıp onu teşkil edemezler. Kalemin ucundan akan mürekkep kâtibin ilmindeki plana göre kâğıda döküldüğü gibi, elementler de Allah’ın ilim ve hikmetiyle hareket eder ve mahlûkatın yaratılışında görev yaparlar.

Kâinat kitabındaki “arı” kelimesinin yazılması, Allah’ın kudretine isnat edilmediği taktirde, onun vücûdunda görev alan her bir atomda “hükema şuuru, etibba hikmeti” bulunduğu kabul edilecektir. Etibba tabipler, doktorlar demektir. Bu kelimenin kullanılması balın şifa olduğunu beyan eden âyet-i kerîmeye işaret içindir.

Öte yandan, o atomun bu işi tek başına yapması mümkün olamayacağı için diğer atomlarla anlaşmaları ve birlikte çalışmaları gerekecektir. Bazıları, insan bedenini ruhun hareket ettirmesi gibi, atomdaki hareketi de ondaki cazibe ve dafia kuvvelerinin temin ettiği zannına kapılmış ve eşyanın yaratılışını bu kuvvelere isnat etmişlerdir. Bu kuvvelerin bu işi kendi başlarına yapmaları imkânsızdır, üzerlerinde “muhaliyet damgası” vardır.

“Lâkin kanun, kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten hâricîliğe ve itibarîden hakikate ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz.”

Âdetullah kanunları her şeyde ve her hâdisede hükmünü icra ediyor. Bunları inkâr etmek mümkün değil. Ancak, bunların kendi başlarına bir karar vermeleri ve ona göre iş görmeleri de söz konusu değildir. Tabiat; “Kanundur kudret değildir, hâkim olamaz.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
T
Okunma sayısı : 4.440
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

bikrbikr
ALLAH RAZI OLSUN
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...