Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


Risale-i Nurlarda bir kısım kelime hataları oluyor. Mesela; "envaları", "mucizatları", "melaikeler", "tesbihatları" gibi, zaten cemi manası ifade ettiği halde sonlarına çoğul eki getirilmiş. Bu ve benzer hatalı yazılımları nasıl izah edebiliriz?

Yazar: Sorularla Risale, 27-5-2010

Edebiyattaki meşhur, "Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihe tereccüh eder." ifadesi, bu konumuza biraz ışık tutacak cinsten olabilir. Şöyleki;

Halk içerisinde edebiyat kaidesine uymayan, fakat herkesin genel kabul görüp kullandığı kelimeler, o halka mal olduğundan, edebiyatın fasih olarak kabul ettiği, fakat halkın kullanmadığı tabirlerden daha makbul olur.

Bu esaslı edebiyat kaidesine göre, halkın genel kabul gördüğü bu gibi tabirlerin Risale-i Nurlara girmesi çok hikmetli görünüyor. Dünyaca ünlü Vikipedya ansiklopedisinde bu konu ile alakalı şu bilgiler vardır:

"Galat-ı meşhur", kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış bir biçimde kullanılması sonucu, doğrusunun yerini alması halidir. Buna "herkesin bildiği yanlış" denebilir.

Örneğin Türkçe'de "İngiltere" denilerek kast edilen "Büyük Britanya"dır; İngiltere, Büyük Britanya'yı oluşturan bölgelerden birisidir sadece, ancak bu kullanım o kadar yaygındır ki yanlış kabul edilmez.

Okunma Sayısı : 35919


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

elcevaz13 27-Mayıs-2010

Yahya Kemal Türkçeci ve dili en iyi kullananlardan birisidir. Necip Fazıl'ın ifadesine göre, dil bir renk zemzemesi halinde onda ifadesini bulmuştur. Ama, Yahya Kemal'in de gramer hataları vardır. Risâleler açısından meseleyi ele aldığımızda; umumî manâdan dil güzel kullanılmıştır. Ama buna çok ciddi bir ehemmiyet verilmemiştir. Arapça olan eserlerinde de böyledir. Aslında dilin kurallarına uymamak da bizim için ayrı bir imtihan noktasıdır. Meseleyi kelime ve cümleperestler gibi değerlendirmemek gerekir. Bu eserler Kur'ânın malıdır, böyle olmasında ayrı bir feyiz ve bereket vardır. Meselâ birisi çıkıp çok şaşaalı ifadelerle bir şeyler anlatabilir. Diğer tarafta bir başkasının ihlasla söylediği dört kelimelik bir cümle, ondan daha fazla kalplerde hüsn-ü tesir icra eder...

mustacet 27-Mayıs-2010

Risaleler dil noktasında da şaheserdir. Dil noktasında da (yeni tabirle) açılımlar getirmiş ve yıllar geçse de Türkçe bakımından eskimeyecek bir tarz, bir usul belirle(n)miştir. Bu bizim için din dili ve hatta hayat dili açısından bir referanstır. Hatt-ı kur'an nasıl eskimez yazıysa, lisan-ı risale de Türkçe noktasından eskimez dildir, eskimez lisandır. Konferansta geçtiği vechile dil konusunda derin vukufiyeti olan ve Kur'an diline de aşina olan (ki ilk meclis Kur'anın tercüme edilmesi işini kendisine teklif ettiği) mehmed akif merhumun 'hugolar, şekspirler, dekartlar edebiyatta bediüzzamanın talebesi olabilirler.' şeklinde bir beyanı mevcuttur. o sebeple şimdiki günlük gelir-geçer dil kurallarına göre nurları değerlendirmek, felsefeyi esas alıp Kur'anı değerlendirmek gibi olur. Hata var zannedilen pek çok yerde dikkat edilse ve selim akılla bakılsa, pek çok şahanelik keşf edilecektir. Kur'anın nuruna tam mazhar bir tefsir olması hasebiyle, Kur'an'da medar-ı tenkit olmuş noktalarda mu'cizelik parıltılarının parladığı gibi, aynen öyle de nurların tenkid edilen noktalarında da bu harikuladelik hususlarının mevcud olduğu kanaatindeyim ve zaman zaman bunları müşahede etmekteyiz. Dilimizde de halen kullanılan galat-ı meşhurlar konusu yazıda pek güzel izah edilmiş. Hala en yaygın kullanılan bir galat misali de ben vereyim. -den -dan farsça son eki, Türkçe'de -lik -luk manasına gelmektedir. Bu sebeple çay pişirilen kaba çaydan demek yeterliyken, çaydanlık tabir edilmektedir. Halen de şark vilayetlerimizde çaydanlığa çaydan denilir ki bu doğru kullanımdır. Ama çaydanlık galat kullanımı TDK sözlüklerine bile girmiştir.

yakarf 27-Mayıs-2010

Soruyu soran arkadaş galiba öğretmen. Eğer biliyorsa üniversitede Türk dili bölümünde okutulan Muharrem Ergin'in Osmanlıca kitabında bu tür çoğullara, kırık çoğul denildiği ve tekrar -ler, -lar ekleri ile çoğul yapılabildiğini orada görür.  Ayrıca meseleyi günümüz edebiyatı açısından değerlendirmek de bana göre hatadır. Daha yazardım ama neyse...

mahmut85 27-Mayıs-2010

Ben de Türkçe Öğretmeniyim. Belki bu konuda biraz yardımcı olabilirim. Enva, mucizat gibi kelimeler ne kadar cem sıgası olsa da çoğul eki getirilmiştir. Ancak bu hata olarak sayılmaz. Çünkü Üstad bu eserlerini Türkçe olarak telif etmiştir. Yani risalelerdeki grameri incelerken sadece Arapça grameri göz önünde tutamayız. Mesela biz Arapça'dan evlad kelimesini tekil olarak almışız. Yani, evlad kelimesinin dilimizdeki karşılığı çocuklar değil, çocuktur. Bunun Arapça'daki karşılığının çocuklar olması bizi ilgilendirmez. Böyle olunca evlad kelimesi "lar" çoğul ekini alması hata sayılmaz. Evrak kelimesi Arapça cem olabilir, ancak Türkçe'de zamanla tekil hale gelmiştir. Elbise kelimesi zihnimizde bir tek elbise olarak, eşkıya kelimesi tek bir kimse olarak canlanıyor. Demek ki bu kelimeler dilimizde tekilleşmiş. Ulema, evliya, eşkıya gibi kelimeleri düşünürsek bunların dilimizde tekilleştiği anlaşılıyor. O zaman bu kelimeler de çoğul eki alabilir. Herkesin bu şekilde kullandığı ve yanlış olarak nitelendirmediği kelimeleri Üstad kullandı diye yanlıştır demek, dikkatsizlikten başka bir şey değildir.

nnezih 27-Mayıs-2010

Sevgili kardeşim buna benzer Üstad hazretlerinin bir anısı vardı. Hani birisi diyor, bu kelime burda olmaması gerekiryor. Sonra abiler konuyu Üstad'a arz ediyorlar. Üstad da diyor ki, 'Gidin o zata söyleyin ki kendi ilmini en baştan bir tetkik etsin, ondan sonra o kelimenin geçtiği yeri tekrar okusun.' ( sonra ne mi oluyor, o zat ilmini inceledikten sonra o kelimenin geçtiği yeri okuduğunda abilere diyor ki, bu kelime ancak buraya yakışır, başka yerde kullanılamaz.) Allah sizden ebeden razı olsun Tüm Risale-i Nur talebelerine dua ediyor ve dualarınızı bekliyoruz. kardeşiniz nezih

Silinmiş Kullanıcı 27-Mayıs-2010

Mehdi-i Azamın rahle-i tedrisi bu işte..Bin barekallah cevabları verenlere..

Silinmiş Kullanıcı 27-Mayıs-2010

"Hayri ağabey diye biri vardı o zamanlar. Rahmetli oldu. O biraz daktilo yazmasını biliyordu. Şimdi bakınız şöyle yapıyorduk. Rahmetli Atıf Ural okuyor, ben Osmanlıca eserden takip ediyorum, Hayri ağabeyde daktilo ile yazıyor. Yazdıktan sonra epey iş var. Biliyorsunuz yeni yazıda noktalama, virgül, satır başı, küçük harf, büyük harf çok önemli. Fakat Osmanlıca'da bunlar önemli değil. Mesela Hasan ismi Osmanlıca'da aynen yazılır, ama Türkçe yazıda büyük harfle başlar. Yine Türkçe de noktadan sonra büyük harfle başlanır. Ama Osmanlıca'da böyle bir şey yok. Biz bütün bunları rahmetli Atıfla ayarlamaya başladık. İkimiz kafa kafaya verdik bu işi yapıyoruz. Ben okuyorum, o bakıyor, yok nokta şurada olacaktı, virgül burada olacaktı. Hatta iyi hatırlıyorum ben o zamanlar "İmla Kılavuzu" almıştım. Fakültede talebeyim, ama almak zorunda kaldım. Sırf yanlışlık olmasın diye. Atıf da maaşallah çok becerikliydi. Şuna çok dikkat ediyorduk; risalelerdeki ifadeler nasılsa aynen yazıyorduk. Bizim burada tek muhtariyetimiz vardı, o da işaretlemelerdi. Nokta, vürgül, satır başı, büyük harf, küçük harf. Başka hiç bir yetkimiz yoktu. Üstad çok samimi çalıştığımızı görünce hiç karışmazdı. Hatta bir gün Üstad'ın yanına gittiğimde bu meselenin üzerinde çok durmuştum, Üstad bunun üzerine bana kızarak "Bu kadar üzerinde durmayın dedi. "Biz samimi olarak çalışıyorduk. En iyisi çıksın diye gayret sarf ediyorduk. (Mustafa Türkmenoğlu, 2005-s:35-Y.Asya Neşriyat) Biz Risaleleri Ankara da basarken çok titiz davranırdık, bir tek yanlışın olmaması için elimizden gelen bütün gayreti sarf ederdik. ... Size bir de şunu söyleyeyim, formalar Üstad'a gittiğ zaman Üstad, bayram ediyormuş, memnun oluyormuş, çok dua ediyormuş. Üstad hazretleri bu şekilde basılması için çok dua etmişti, ama maalesef ilk tashihi yapan Hüsrev Ağabey bize muhalefet etmişti. Ama Üstad hiç nazara almamıştı. Ve hakikaten bu yeni yazıyla risalelerin çıkması, çok kişinin imanının kurtulmasına sebep olmuştur. (Mustafa Türkmenoğlu, 2005-s:39-Y.Asya Neşriyat)"

tahiyye 27-Mayıs-2010

Zaten cem manasını ifade eden kelimelere çoğul eki gelmesiyle cemlerin çoğulların külliyetleri de kastediliyor olabilir.Mesela on birinci lema da EDEBi anlatırken ESMALAR ifadesi geçer.Burada Gaffar Settar gibi isimler kusuratın bulunmasını iktiza ettikleri gibi Cemil, Latif Kerim gibi diğer bir kısım esma çirkinliğin görünmemesini ister.İşte iki cem in ayrı ayrı hükümlerini belirtmek için burada ESMALAR tabiri çok yakışır.

Silinmiş Kullanıcı 30-Temmuz-2015 07:04:29

Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. Evet bazı ibareler belki edebiyat denilen şeye tam muvafık düşmüyormuş. Bunda da isabet var. Çünkü EDEBİYAT SATILMIYOR. Kur'ân'dan nurlar gönderiliyor. Bu fakir kardeşiniz bu Sözleri okuduğum zaman Üstadımı temsil eder bir hal alıyorum. Tâbiratınızla, şivenizle okumak bana o kadar zevkli, lezzetli geliyor ki, târif edemem. Onun için bir harfe dokunmayı azim bir günah işliyor telâkki ediyorum. Bazen verdiğiniz selâhiyetin manevî kuvvetiyle namınıza olarak bir harfin yerini değiştiriyor veya kaldırabiliyorum. İşte bendeki telâkki ve te'sir bu mahiyettedir. bu mektubu müsvedde ettiğim vakit tam bu anda müezzin minarede "Allahu Ekber" demişti. Ben de "Allahu Ekber (Celle Celâlühü)" ile mukabele etmiş idim. Bu hal işteki kudsiyete açık bir işaret değil mi?

oğuzhangözüpek 02-Ağustos-2015 19:14:25

İmam Gazali ra İhyalar da şöyle anlatır; Sahabeyi Güzin ve Selefi Salihin furuata fazla takılmazlardı der. Misallendirecek olursak; elbisesi çamur olsa '' bu kadarı namaza engel olurmu olmazmı düşünmezlerdi.Hemen mevcut imkanla temizler vakti giren namazı eda ederlerdi.Deri kıyafeti, zırhı görünürde bariz kir görünmüyorsa temiz kabul ederlerdi.Vazife konusunda töre,adet,gelenek baskısından sıyrılmış tam teslimiyet sahibi idiler.Resulü Zişan Efendimizi bile Akşam üstü bekletmeden defin etmişlerdi.hayır konusunda vesveseye mahal bırakmadan acele eder bir an önce Rızayı İlahiyi yi gerçekleştirmeye bakarlardı.Risalelere de bu gözle bakmakta fayda var.Maksadı hasıl eden ifadeler yazara aittir.Üstad; Nur Eserlerini İsveç'in Nobel ödülünü almak için değil Allahu Tealanın cc İman ödülünü almak gayesi ile kaleme almıştır '' Mizahıyla esasa yaklaşırsak mesele anlaşılır .Kur'anımız daki ayet ve ve kelime dizilişini Günümüz Arap Gramerini esas alarak mütalaa etmeye kalkmakla , nasıl bir garabet içine düşersek, Risalelerede aynı mantıkla yaklaştığımızda aynı garabete düşeriz.Ha anlaşılmasında bir sıkıntı doğuyorsa Dini kolaylaştırıcı şekilde tebliğ etmek zaten - bazen farz derecesinde-temel hitap kaidesi olduğundan bu konuda Ehli İhtisasın Şura çalışmasıyla Bir sayfada aslı karşı sayfada da özellikle gençlere hitap edecek tarzda açıklaması yazılabilir ki 19 yy müelliflerinin bir kısım eserleri bu şekilde neşredilmektedir. SAFAHAT şiir Kitabı da böyle basılmıştır.İnsanların yaşantı tarzları yüzyıl içinde değiştiği gibi günlük konuşulan dilde öyle değişime uğramaktadır.İster uyduruk ister kaydırık,Mesele tebliğ olduğundan tebliğ en güzel şekilde nasıl gerçekleştirilir o na bakmalıyız. Sahabe Efendilerimiz noktaydı,virgüldü uğraşmamışlar İman ve islam hedefine Roket gibi kitlenmişlerdi. Kuranımızda ki ''' Tağut'' kelimesinin geçtiği ayetleri iyice tefekkür edilmesinde çok fayda var.TAĞUT: Allah cc tan başka her şey. Ama nasıl bir herşey? Haşa Gizli veya açık şekilde Allah cc ın yerine veya önüne koyulan ihtiram ,hürmet edilen adeta bir nevi PUTLAŞTIRILAN herşey.Ama her şey.O sebeple ki KUR'ANIMIZIN ifadesi ile; hiç bir konuda HADDİ AŞANLARDAN olmayalım. Kaş yapalım derken GÖZ ÇIKARMAYALIM. DİKKAT. Ruh ve kalp sağlığı diliyorum. Selamlar.

HAKANN 30-Ocak-2017 09:44:17

bu soruyu soran beyfendıye tesekkür ediyorum çok seyler ögrendim cevaplardan