Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"Bize Hâlıkımızı tanıttır, muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyorlar." diyen talebelere; "Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz..." denmesi hakkında.

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.), 12-5-2010

a. Üstad’ımızı ziyaret eden talebelerden bir tanesinin ağabeylerden biri olduğu söyleniyor. Bu hususta malumatınız var mıdır?

b. “Muallimlerin Allah’tan bahsetmemeleri”nin sebebi; ilgisizlikten midir, yoksa  dine muhalefetten ve rejimin gayesine hizmet etmelerinden midir?

c. "Muallimlere bedel, fenlerin dinlenmesi" tavsiye ediliyor. Bunun sebebi ve hikmeti nedir?

Cevaplar:

a. Abdullah Yeğin Ağabey Kastamonuludur ve Üstad Kastamonu’ya getirildiğinde lisede öğrenci imiş. Arkadaşlarıyla birlikte Üstadı ziyaret etmişler ve malum soruyu sormuşlar.

b. Öğretmenlerin bir kısmı kasıtlı olarak dinden bahsetmese de, büyük çoğunluk ders kitaplarının haricine çıkmaktan çekinmekte, maişetinden endişe ile ders kitabında yazılı programa aynen bağlı kalmayı tercih etmektedir.

Üstadımıza bu sorunun sorulduğu dönemde, memleketimizde, kendi gençlerimizi, tarafsızlık adına, “idealsiz ve gayesiz” yetiştiren bir eğitim anlayışı benimsenmişti. Bu yanlış anlayış, halen varlığını sürdürmektedir.  Mesela, tarih kitaplarına baktığımızda gencimize kendi tarihimizi, kendi atalarımızı sevdirmekten çok uzak, onlarla düşmanlarını aynı kefeye koyan bir anlayışla derslerin verildiğini görürüz. Halbuki, laiklik dersi aldığımız Batı ülkelerinde durum hiç de böyle değildir. Onlar gençlerine dost ve düşmanı çok iyi tanıtırlar. Bu günün, çoğunluğu ateist olan Batı gençliği bile bu eğitimin etkisiyle, İslam âlemine menfi olarak bakmakta, dine inanmasa bile, Avrupa birliğinin bir Hıristiyan kulübü şeklinde görev yapmasına taraftar olmaktadır. Bunda, eğitimin büyük tesiri vardır.

Bizdeki yöneticiler, aynı tarafsızlık mantığını din konusunda da uygulamışlar, ders kitaplarında Allah’tan bahsetmeyi laik ve tarafsız eğitime zıt görmüşlerdir.

Bu mantık, üniversitelerimizde bile, belli dallarda, halen hükmetmektedir. Meselâ, botanik dalında ihtisas yapanlar, evrim teorisini bir kanun gibi kabul etmeye zorlanırlar. Bunun sonucu olarak, yaratılış konusunda dinî kaynaklara kesinlikle yer vermemeye büyük hassasiyet gösterirler. Aksi halde, evrimci öğretim üyelerinin kendilerini doktora ve doçentlik safhalarında engelleyeceklerinden korkarlar. 

Üstad'ın zamanında ise, dine karşı açıkça bir tavır alınmış, Kur’an okutulmasına izin verilmemiş, ezanın dahi aslî haliyle okunması bir süre yasaklanmıştır. Demokrat Partinin başa gelmesiyle din ve vicdan hürriyetinde kısmî bir gelişme yaşanmışsa da, birçok müessesede yine muhalif zihniyet hâkim olduğundan, bu serbesti bütün birimlere yeterince yansıyamamıştır. 

Kastamonu’da Üstad'a bu soru sorulduğunda da Milli Eğitimde tarafsızlık adına dine karşı bir hava hâkimdir. Öğretmenler, dine ve din adamlarına yapılan baskıları da bizzat gördüklerinden, doğrudan Allah’tan bahsetme cesaretini kendilerinde bulamamışlardır.

c. Fenleri dinlemek, kâinat kitabındaki hikmetleri, manaları bizzat o kitaptan öğrenmek demektir. Üstad Hazretleri o günkü öğrencilerin şahsında bütün öğrencilere şu mesajı vermektedir:

Öğretmenler Allah’tan bahsetmeseler de, kâinattaki hikmetleri, manaları, faydaları, gayeleri anlatmakla, aslında, Allah’ın isimlerinin tecellilerinden söz etmektedirler. Siz, öğretmenleri değil, kitaplardaki bu ibretli ve hikmetli dersleri dinleyiniz. Sıfat mevsufsuz olamayacağından, bu hikmetlerin de bir Hakîm’den, bu manaların bir Alîm’den, bu faydaların bir Rahmân ve Rahîmden olduğunu düşününüz. Öğretmenleriniz, bu kâinat kitabındaki ince manaları size ders verdikleri halde, kendileri şu veya bu sebeple Allah’tan bahsetmezlerse, onların bu suskunluklarını önemsemeyip, verdikleri faydalı bilgilerden, iman ve marifet adına, faydalanmaya çalışınız.

“Sani'-i Zülcelal'in âlem-i ekberdeki san'atı o derece manidardır ki; o san'at, bir kitab suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütübhanesini ondan aldı ve ona göre yazdı.”  (Mektûbat, Yirminci Mektup)

Okunma Sayısı : 8113


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !