Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


"İki kavs-ı mevhûme tinnîneyn yad edilmiş, hayalî bir teşbihle isim müsemmâ olmuş. Tinnîn ise yılandır." Defalarca okudum, ama çözemedim; bunun şeklini çizerek anlatabilir misiniz?

Yazar: Sorularla Risale, 16-2-2010

"İşte, bak: Nasıl teşbih hakikat olup haylûletiyle hakikat-i hali münhasif etmiştir. Zira mâil-i kamer, mıntakatü'l-büruc ile re's ve zenebde tekatu' ettiklerinden, o iki daire-i mevhumeden iki kavsi, yılanın müradifi olan tinnîn ile ehl-i heyet bir teşbihe binaen tesmiye eylediler. Zaten ay re's veya zenebe ve güneş dahi ötekisine gelirse, arzın haylûletiyle inhisaf vuku bulur."(1)

Burada mecazın, alimlerin elinden cahillerin eline geçmesi durumunda nasıl hakikate dönüştüğüne ve hurafelere kapı açtığına işaret olunuyor.

Teşbih, zayıf bir manayı kuvvetlendirmek ve ifade etmek için ondan daha kuvvetli olan bir benzetme ve misalle akla yaklaştırmaktır. Ama benzetilen şey zahiri üzerine hakikat olarak anlaşılırsa, o zaman işaret olunacak hakikatin üstünde bir perde olur, anlaşılmaz hale sokar.

Mesela, "Aslan gibi adam.é, denildiği zaman, adam aslanın cesaret ve kuvvetine benzetilerek, adamdaki cesaret ve kuvvet vurgulanmış oluyor. Ama biz bunu zahiri ve hakikat olarak anlasak, o zaman adamı aslan gibi pençesi olan, kuyruğu olan bir garip duruma sokarız ve asıl anlatılmak istenen kuvvet ve cesaret manası gizlenir, anlaşılmaz acaip bir hurafe manası ortaya çıkar.

Burada da semavatta olan bir fenni olayı bir teşbih ile eski kozmoğrafya alimleri ifade etmişler, ama bu teşbih zamanla cahillerin elinde hakikate dönüşmüş ve kabul edilemez bir hurafe haline gelmiş.

Ayın yörüngesi ile burçların dairesi baş ve kuyrukta kesiştiklerinden o iki farazi daire iki yay şeklini almışlar. Tinnin ise yedi burcu içine alacak şekilde uzanan bir beyazlıktır. Bu beyazlık büyük bir yılanı andırdığı için, ay bu yılan suretindeki dairenin başına, yani ağız kısmına; Güneş de karşı tarafa yani kuyruk kısmına geliyor. Dünya da bu ikisi arasına  girince ay tutulmuş oluyor. Bu manzara ile tıpkı Ayı yılan yutuyor gibi bir resim ortaya çıkıyor. Bu fenni olayı da kozmoğrafya alimleri; yılan ayı yutmuş diye teşbih yapıyorlar. Bu da zamanla cahil avamın elinde hakikate dönüşüyor ve semada büyük ve şeffaf bir yılan var, Ayı ve Güneşi yutar deyip Ay ve Güneş tutulmasını da bu gibi hurafe inanışlarla izaha kalkışıyorlar. Bu hurafenin kaynağı da mecazi ifadelerin hakiki ve zahiri üzerine anlaşılmasından ileri geliyor.

 Ay tutulması şekil olarak şöyledir:

 

İkinci bir cevap;

 "Teşbih ve temsiller, havastan avama geçtikçe, yani ilmin elinden cehlin eline düştükçe, mürur-u zamanla hakikat telakki edilir. Meselâ: Küçüklüğümde Kamer tutuldu. Ben vâlideme dedim: 'Neden ay böyle oldu?' Dedi: 'Yılan yutmuş.' Dedim: 'Daha görünüyor?' Dedi: 'Yukarıda yılanlar cam gibi olup, içlerinde bulunan şeyi gösterirler.' "

"Bu çocukluk hatırasını çok zaman tahattur ediyordum. Ve der idim ki: 'Bu kadar hakikatsız bir hurafe, vâlidem gibi ciddî zâtların lisanında nasıl geziyor?' diye düşünürdüm. Tâ, FELEKİYYAT FENNİNİ mütalaa ettiğim vakit gördüm ki: Vâlidem gibi öyle diyenler, bir teşbihi hakikat telakki etmişler. Çünki derecat-ı Şemsiyenin medarı olan 'mıntıkat-ül büruc' tabir ettikleri daire-i azîme, menazil-i Kameriyenin medarı bulunan mail-i Kamer dairesi birbiri üstüne geçmekle, o iki daire herbiri iki kavis şeklini vermiş; o iki kavise felekiyyun üleması latif bir teşbih ile büyük iki yılan namı olan 'tinnineyn' namını vermişler."

"İşte o iki dairenin tekatu’ noktasına, baş manasına 're’s', diğerine kuyruk manasına 'zeneb' demişler. Kamer re’se ve Şems zenebe geldiği vakit felekiyyun ıstılahınca 'haylulet-i Arz' vuku bulur. Yani Küre-i Arz tam ikisinin ortasına düşer, o vakit Kamer hasfolur. Sâbık teşbih ile 'Kamer, tinninin ağzına girdi.' denilir.

İşte bu ulvî ve ilmî teşbih, avamın lisanına girdikçe, mürur-u zamanla, Kamer’i yutacak koca bir yılan şeklini almış."

"Üçüncü Vecih: Eski Kozmoğrafya nazarında Güneş gezer. Güneş’in her otuz derecesini, bir burç tabir etmişler. O burçlardaki yıldızların aralarında birbirine rabtedecek farazî hatlar çekilse, birtek vaziyet hasıl olduğu vakit, bazı esed (yani arslan) suretini, bazı terazi manasına olarak mizan suretini, bazı öküz manasına sevr suretini, bazı balık manasına hut suretini göstermişler. O münasebete binaen o burçlara o isimler verilmiş. Şu asrın Kozmoğrafyası nazarında ise, Güneş gezmiyor. O burçlar boş ve muattal ve işsiz kalmışlar. Güneş’in bedeline Küre-i Arz geziyor..." (2)

Üstad'ın yukarda belirttiği gibi Tınnin temsili eski kozmoğrafyacılar olan Felekiyyunların nazarındadır. Zaten Üstad Felekiyyun diyor, kozmoğrafya demiyor. Felekiyyun eski gök ilimleri için, kozmoğrafya günüzmüzdeki gök ilimleri için kullanılır, Kozmoğrafyanın bir diğer adı da Astronomi'dir. Dolayısıyla Felekiyyun ilminde Şu anki kozmoğrafyaya uymayan hükümler de vardır.

Felekiyyun ilmine göre Güneş, Ay gibi Dünyanın etrafında döner. Güneşin dünya etrafında döndüğü daireye de “mıntıkat-ül büruc” denilir ve bu daireyi de kısımlara ayrılıp her 30 derecesine bir burç tabir edilir. Evet bu hüküm gerçekte yanlıştır. Güneş dünyanın değil, dünya güneşin etrafında döner.

Fakat Üstad'ın bu hükmü almasındaki asıl maksat teşbih ve temsillerin hakikat zannedildiğini açıklamaktır. Felekiyyun alimlerinin her ne kadar yanlış da olsa ifade ettiği ilmi bir temsili halkın gerçek zannettiğini anlatmaktır. Hatta böyle ifadeler kozmoğrafya ilminde de geçer: Büyünk Ayı Küçük ayı Takım yıldızları, Atbaşı Nebulası, Kartal Nebulası gibi.

Ayrıca Üstad Üçüncü Vecihde:

"İşte istikbalde anlaşılacak bu ulvî hakikata işareten ve Küre-i Arz’ın vazifesindeki hareketine ve seyahatına imaen ve semavî burçlar, Güneş itibariyle muattal ve misafirsiz olduklarına ve hakikî işleyen burçlar ise, Küre-i Arz’ın medar-ı senevîsinde bulunduğuna ve o burçlarda vazife gören ve seyahat eden Küre-i Arz olduğuna remzen عَلَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ demiştir."(3)

demekle, mezkur hadisin güneşin dünya etrafında değil, dünyanın güneş etrafında döndüğünü ima ettiğini söylemektedir. 

Mıntıkatı-ul Buruc ve açılar:


Tüm bu bilgilere göre şekil aşağıdaki gibi olur.:
Tinnineyn

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Lemaat.
(2) bk. Lem'alar, On Dördüncü Lem'a. 
(3) bk. a.g.e.

Okunma Sayısı : 8203


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

Mustafa kan 30-Ağustos-2016 16:15:40

İfade edilen çizimin yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü mesele eski hikmete göre anlatılmıştır . İspatım ise üstadımız güneşin döndüğü daireden bahsediyor. Birde çizimde güneş ile ay aynı doğrultuda iken dairelerin kesişim noktasında değil. Dolayısıyla ifadeyi tam karşılamıyor . Doğrusunu çizip atmayı düşünüyorum en kısa zamanda .

Editör 30-Ağustos-2016 19:40:07

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnşallah bekleriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Aabdullah 04-Ekim-2017 20:18:18

Mustafa kardeşimiz ile aynı kanaatteyim. Bu resimde tatmin edici bir şekil çizilmiş. Tahminim üstadın kastettiği şekil bu olsa gerektir: