"Ya Rabbî! Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azraîl hürmetlerine ve şefaatlerine..." Risalelerde geçen bu dua şeklinin veya lafızlarının, ne hadislerde ve ne de başka zatlar tarafından kullanılmadığını iddia edenlere nasıl cevap verebiliriz?

Yazar: Niyazi BEKİ (Doç. Dr.), 15-1-2010

İtiraz Edilen Kısım:

“Bir gün bir duâda, 'Ya Rabbî! Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azraîl hürmetlerine ve şefaatlerine, beni cin ve insin şerlerinden muhafaza eyle...' meâlindeki duâyı dediğim zaman, herkesi titreten ve dehşet veren Azrail nâmını zikrettiğim vakit, gayet tatlı ve tesellidâr ve sevimli bir hâlet hissettim.”(1)

İddia:

"Hürmetlerine, şefaatlerine" vb. şeklinde dua etmenin hükmüne girmeksizin, kısaca belirtelim ki, ne Peygamber (s.a.v.)’den ne de selef-i salihinden böyle bir dua nakledilmiştir.

İddiaya Cevap:

Bediüzzaman Hazretleri burada “Resulullah (asv)’ın yaptığı dua” demiyor ki, onu hadislerle karşılaştıralım. Hadis ve ayetin dışında dualar yapılmaz, diyen ne bir ayet ne de bir hadis vardır. Buna itiraz edenlerin asıl maksadı, harici zihniyetine aykırı olan “… hürmetine, şefaatine…” kelimeleridir.  İddiada geçen, “…şeklinde dua etmenin hükmüne girmeksizin” ifadeleri, bu sancının bir ürünüdür.

Onlara göre, “Peygamber hakkı için, Peygamber hürmetine…” demek şirktir. Çünkü kimsenin Allah üzerinde hakkı olmaz ve böyle bir şey selef-i salihinden nakledilmemiştir.

Şimdi bakalım böyle bir şey selef-i salihinden -ve halef-i salihinden- nakledilmiş mi, edilmemiş mi, hep beraber görelim:

 Hz. Peygamber (a.s.m), terkisinde bulunan Hz. Muaz’a:

“Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu bilir misin?” diye sorar. Muaz:

“Allah ve Resulü bilir.” der. Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle devam eder:

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak koşmamalarıdır.” 

“Peki,  bu görevlerini yerine getiren kulların Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu bilir misin?” Muaz:

“Allah ve Resulü bilir.” der. Hz. Peygamber (a.s.m):

“Onların Allah üzerindeki hakları, Allah’ın onlara azap etmemesidir.”(Buharî, Tevhid, 1; Müslim, İman,48)

Ebu Said El-Hudri’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamer (a.s.m) şöyle buyurdu: 

“Namaz kılmak için camiye giden ve; 'Allah’ım! Senden istekte bulunanların üzerindeki hakkı için, bu yürüyüşümün hakkı için, -ki şüphesiz ben ne böbürlenmek ne şımarmak ne gösteriş yapmak ve ne de süm’a / şov yapmak için bu yürüyüşe çıkmadım. Yalnız gücenmenden korunmak ve rızanı elde etmek için çıktım.-Senden beni ateşten korumanı, günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Şüphesiz günahları ancak sen affedersin.' diye dua eden kimseye Allah -rahmetiyle- yönelir ve yetmiş bin melek onun için istiğfarda bulunur. Yani affetmesi için Allah’a dua ederler.”(bk. İbn Mace, Mesacid,4; İbn Hanbel, 3/21).

Zevaid’de, İbn Mace’nin bu senedi zayıf olduğu, fakat aynı hadisi Sahih’inde rivayet eden İbn Hüzeyme’nin rivayet isnadının sahih olduğuna işaret edilmiştir. (bk. İbn Mace, a.g.e).    

Hz. Ömer anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu:

“Âdem hata işlediği zaman. ‘Ya Rabbi! Muhammed’in hakkı için beni affetmeni istiyorum.’ diye yalvardı.” Hadisi, Beyhakî, Taberanî, Hakim rivayet etmiştir. (bk. Hâkim, Mustedrek, II/615; Yususf Nebhanî, Hucetullahi ale’l-Âlemin, s. 210).

İmam Gazali’ye göre Hacı olan kimsenin  Meşar-i Haram’da şu duayı okuması müstahaptır:

“Allah’ım! Meş’aru’l-Haram, Beytu’l-Haram, Rükün ve Makam’ın hakkı için Muhammed’in ruhuna bizden tahiyye ve selamlarımızı ulaştır, bizi Daru’s-Selama koy, ey Celal ve İkram sahibi!” (İhya, 1 / 263).

Yine İmam Gazali’ye göre, Hz. Peygamber (a.s.m)’in kabrini ziyaret esnasında şu duayı yapmak müstahaptır:

 “….Allah’ım ! Bize tevbe etmeyi nasip et, şurada bulunan Peygamberini bizim için şefaatçi kıl, onun katındaki yüksek derecesi ve üzerindeki hakkı için bizim derecemizi yükselt…” (İhya, 1 / 266).

 “Kendilerine ellerindekini (Tevrat'ı) tasdik eden bir kitap (Kur'an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat'tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah'ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.!”(Bakara, 2/89)

-Kaynakların–Abdullah b. Abbas, Katade ve Süddi gibi alimlerden naklederek- verdiği bilgiye göre, Hz. Muhammed(a.s.m) peygamber olarak gelmeden önce, Medine’de bulunan Kureyza ve Beni Nedir Yahudileri, Medine müşrik Araplarından Evs ve Hazreç kabilesiyle bir konuda tartıştıklarında

Bizim söylediğimizi tasdik ederek ortaya çıkacak olan bir peygamberin gelme zamanı yaklaştı, gölgesi üstümüzde dolaşıyor. Biz onunla bir olup sizi Ad ve İrem gibi katledeceğiz” diyorlardı. Ve bazen de şöyle dua ediyorlardı: “Allah’ımız!  Tevrat’ta vasıflarını / özelliklerini yazılı bulduğumuz âhir zaman peygamberi hürmetine bize yardım  et!”(bk. Taberî, Razî, Ebu’s-Suud, Alusî, Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri).

Özetlersek, Bediüzzaman Hazretleri söz konusu dua için “bir hadis rivayeti “olduğunu söylememiştir. Bu sebeple,  farklı hadis rivayetlerini göstererek bu duanın hadislerde farklı olduğunu söyleyerek ona itiraz etmek, abesle iştigaldir.

Selef-i salihinden gelen haberlerin yanında Ehl-i sünnetten olan alimlerin büyük çoğunluğuna göre, “Hz. Peygamber hakkı için, meleklerin hakkı için…” gibi ifadelerde hiçbir dinî sakınca yoktur. Yukarıdaki açıklamalar bu hususu açıkça ortaya koymuştur.

Okunma Sayısı : 6767


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !