Üye iseniz giriş yapın, değilseniz üye olun.


Bediüzzaman Mehdi midir?

Yazar: Şadi EREN ( Doç. Dr.), 30-12-2009

Mehdi ile ilgili bazı noktalar iyi bilinirse, bu konuda gelen rivayetler ve yapılan yorumlar daha iyi anlaşılır diye düşünüyoruz. Şöyle ki:

-Mehdi meselesi akideye dahil değildir. Yani, bazı ehl-i iman mehdiyi inkar etse dinden çıkmış olmaz, onun feyzinden mahrum kalır, hizmetinden istifade edememiş olur.

-Mehdiyi şahıs olarak belirlemek zordur. Hemen her hizip, kendi üstadını veya şeyhini mehdi görme temayülündedir.

-Mehdi olmak ayrı, kendini mehdi zannetmek ayrıdır. Nitekim zaman zaman bazı meczuplar çıkmakta ve kendilerini mehdi veya İsa olarak takdim etmektedirler. Halbuki, mehdi kendisinin mehdiliğine değil, İslama davet eder. Bir peygamber "ben Allahın elçisiyim, bana tabi olun" der. Ama mehdi, "ben mehdiyim, bana uyun, yoksa küfre düşersiniz" diyemez.

-Her asır, ehl-i imanı ümitsizlikten kurtaracak bir mehdi manasına muhtaçtır. Yani, mehdi manasından her asrın bir çeşit hissesi vardır.

-Bediüzzaman Said Nursi, mehdi konusunda çok kıymetli bilgiler verir. Bunların en mühimlerinden biri şudur:

Bu zaman şahıs zamanı değildir. Eski zamanda bazı harika şahıslar çıkmışlar, kıymettar hizmetlere vesile olmuşlar. Ama bu zamanda küfür şahs-ı manevi olarak hücum etmektedir. Bu hücuma karşı en büyük ferdi mukavemet başarısız kalmaya mahkumdur. Onun için bu külli hücuma mukabil bir şahs-ı manevi çıkarmak gerekir.

-Bediüzzaman, mehdiyetin üç merhalesinden söz eder:
1-İman
2-Hayat
3-Şeriat

Risale-i Nur, temelde iman hizmeti görmekle beraber, diğer iki merhalenin de öncülüğünü yaptığını söyleyebiliriz. Hz. Peygamber (asm) İslam davasının temelinde yer almış, sonraki İslami hizmetlerin de temelini atmıştır. Benzeri bir durumun mehdiyyette olmasına bir engel söz konusu değildir. Yani, iman hizmeti diğer iki hizmet alanını etkileyecektir. Bununla beraber, hayatın geniş dairelerinde hizmet edilirken sıra dışı bazı harika fertlerin eliyle bu hizmetlerin ifa edilmesi medar-ı bahs olabilir. "Melikin atıyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Bu kutsi hizmetlerin icrasında elbette bir kısım maneviyat erleri istihdam edilecektir. "Her ormanın kendine göre arslanları olduğu gibi, her meydanın da ona münasip erleri vardır."

-"Mehdi kimdir? Ne zaman gelecektir?" gibi sorular, bazan insanı asıl vazifelerinden alıkoyabilmektedir. Bunun yerine doğrudan aktif hizmetle meşguliyet tercih edilmelidir. Hele hele mehdiyyet konusunu tartışma alanına sokmaktan kaçınılmalıdır. Nakledildiğine göre, Said Nursi sürgünde iken saf gönüllü bir zat "efendim, üzülmeyin. Mehdi gelecek, her şeyi düzeltecek" der. Said Nursi, şu anlamlı mukabelede bulunur: "Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!"

Okunma Sayısı : 23700

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

greenlight 30-Aralık-2009

Üstadın mehdi olduğu açık, fakat Üstad neden bazı risalelerde ben mehdi değilim, veya ben Peygamberin soyundan gelip gelmediğimi bilmiyorum diyor. Hayırlı akşamlar.

Editör 30-Aralık-2009

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cevap için tıklayınız: Bediüzzaman'ın Seyyidliği ile İlgili İfadeleri...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

elcevaz13 30-Aralık-2009

Ama eğer ustad hazretleri, ahirzamanda beklenen büyük mehdi olsaydı ısrarla red etmezdi. bazı ip uçları bırakırdı. Halbuki ustad risale-i Nur'un şahsi manevesini bu asrın yani bulundugu asrın mucedditi oldugunu kabul ediyor. Ama ustad ta her asırda mehdinin bir vazifesini yapmak uzere gelen mehdidir, dense herhalde yanlış olmaz kanaatindeyim. Hem ustad kendini ve risale-i nurun ve sakirtlerinin ahirzamanda gelecek olan beklenen büyük mehdinin pişdarı olduğunu da açıkça söylüyor. Eğer yanlış anlamadıysam

prens 30-Aralık-2009

Hz.Mehdi Mehdi olduğunu söylemez.zaten söylese ben Mehdiyim bu Mehdi olmadığına işaret eder.Üstad Ahirzamanda beklenen büyük Mehdidir. bir kere mehdi ile decaal aynı zamanda gelir. üstad emirdağ lahikası 1 in sonunda süfyanın ismini açık açık söylüyor. eğer süfyan gelmişse mehdide gelmiştir. başka yerde diyorki: o adam( hz.mehdi) adam değil, zaman gösterdi ki o adam(hz.Mehdi) Risalei Nur'muş diyor. burda da açıkça anlaşıldığına göre Üstad şahsına önem vermiyor mehdiliğini Risalei Nura veriyor. üstad diyor ben gelecek o zatın piştarıyım diyor. kanaatimce üstad 3 said dönemi için bunu diyor. akla kapı açmak ve iradeyi elden almamak gerekir. onun için üstad mehdiliğiyle ilgili şeyleri açık söylemiyor tevilli söylüyor. bu da imtihan sırrı. zaten Risalei Nuru okuyan birisi Üstadın Mehdiliğini kabul eder. çünkü böyle bir eseri ancak Hz.Mehdi yazabilir.

elcevaz13 30-Aralık-2009

Kardeşlerimin ikinci iltibası: Fâni ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bazı cihetlerle birinci vazifede pişdarlık eden Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da Risale-i Nur'un hakikî ihlâsına ve hiçbir şeye, hattâ mânevî ve uhrevî makamata dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i Nur'un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz ve sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez. Elhasıl: O gelecek zatın ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor; yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü'minîn nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır. Yakîniyet-i bürhaniye dahi, kazâyâ-yı makbûledeki zann-ı galibe inkılâp eder; daha muannid dalâlete ve mütemerrid zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i imanda görünmemeye başlar. Ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza başlar. Onun için, Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki "Müceddiddir, onun pişdarıdır" denilebilir. Umum kardeşlerimize binler selâm. ustadimiz belki de sizin dediginiz gibi buyuk mehdidir ama ustad muceddit oldugunu kabul ettigi halde niye mehdi ismini vermeyi munasip gormeyip direk red ediyor hem ustadimiza o makami verip oyle baglanmak la ustadimizin abisi molla Abdullahi uyardigi hatayi yapmis olmazmiyiz

prens 30-Aralık-2009

Dikkatinizi çekmek istiyorum:üstad diyor nurlara o ismi vermek ihlası zedeler ve ehli siyaseti ve bazı hocaları itiraza sevkeder. yani üstad nazarları kendine çevirmek istamiyor. üstad direk demiyor Mehdi değilim diyor Mehdi olduğumu söylesem Risalei Nurdaki ihlasa zarar gelir ve bazı ehli siyaseti evhama sevkeder.onun için bu adı direk kullanmak uygun değil diyor.sedece bazı kişileri evhama düşürmemek için diyor ona müceddit demeliyiz.yoksa hiç sebeb filan yokken üstad Mehdiliğini inkar etmiyor? ayrıca başka bir yerde Üstad diyor Mehdinin üç görevi var ve en önemlisi imandır ve bunu en güzel şekilde Risalei nur halletmiş.açık bir şekilde demiyor ve imalı bir şekilde diyor çünkü imtihan sırrı. [b]"Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risale-i Nur'da görmüşler."[/b] bu ibare sikeyi tasdiki gaybinin 9 sayfasında geçiyor. burda bence açık bir çekilde diyor. Mehdinin görevini Rİsalei Nur tamtamına yapıyor. Ayrıca Nurların çok yerinde Üstad için Mücedidi ekber yani büyük Müceddid deniliyor.büyük Mücedditte Mehdi oluyor. Ayrıca kardeşim 5. Şua yı okumanı tavsiye ediyorum. Orada ahirzamanın tüm ahvalini deşhetini göreceksin.decaalın kim olduğunu bileceksin.ahirzamanın en deşhetli anında 1 ve 2. dünya savaşlarında,osmanlını yıkıldığı ve islam şeairlerin kaldırıldığı, medreselerin, tarikatların kaldırıldığı, ezanın türkçe okunduğu, komünizim gibi bir dinsizlik cerayanının dünyanın yarısını kuşattığı ,tek bir müslüman devletinin olmadığı, camilerin kapatıldığı, kuranın yakıldığı sadece isminin kaldığı, halifeliğin kaldırıldığı, Allahın açık bir şekilde inkar edildiği ve müslümanların en sıkıntılı, deşhetli, meyusiyetli devrinde Allah Hz.Mehdiyi göndermese ne zaman gönderir peki. Böyle tüm yönleriyle deşhetli bir zaman Büyük Mehdiyi ister. Bakıyoruz o zamanda islamı kahramanca savunan ve imanı en mükemmel bir şekilde izah edip islamı tekrar canlandıran tek kişi var o da: Üstad SAİD NURSİ'dir. Elbette Üstad Mehdidir. Ayrıca Mehdiyi kabul edip etmemek kanaat işidir. Hz.Mehdiyi tanımak herkese nasip olmaz. bir hadisle yazımı bitirmek istiyorum:"ahirzamanda eğer Hz.Mehdiye yetişirseniz karların üzerinde sürünseniz bile gidin O'na katılın" Allah bunu herkese nasip etsin. amin

elcevaz13 30-Aralık-2009

kanaata itiraz edilmez bir dusturdur eger ustadimiz mehdi olsada olmasada ona karsi sevgimizde sadakatimizda birsey insallah degismez Allahu alem bissavab benim kafama takilan bir husus hem ustad kendinden bir asir sonra gelecegini soylemesi hemde mehdinin o malum 3 vazifeyi birden yapmasi omru yetmez onun icin o risalei nurlari kendine bir program yapacak demesi la yalemul gaybe illellah Allahu alem

prens 30-Aralık-2009

üstadımız 1.şuadaki 28 ayette cifir hesabıyla 1868 yılında bir zulumat ve küfür olduğunu, bu küfrü de dağıtacak kişilerinde Risale-i nur talabeleri yerine mevlan halidin talabelerinin olduğunu söylüyor. Bundan bir asır sonra zulamatı dağıtacak kişiler ise hz. Mehdinin talebeleri olduğunu söylüyor. Bu bir asır sonra ifadesi mevlana halidten sonraki asır için mi kullanılmış yoksa üstattan bir asır sonra için mi kullanılmış? 12. Asrın müceddidi olan Mevlana Halidi Zülcenaheynin talebeleri, o zamandaki küfür ve zulumatı dağıttıkları gibi; Bediüzzamanın talebeleri de özellikle bir asır sonra yanı 1970 lerde çıkan sağcılık ve solculuk faaliyetlerinde sol kesimdeki insanlara ilmi ve müskit yani susturucu cevaplar vererek, o zamanlar, bu memlekete girmeye hazırlanan bazı cereyanlara Kuranın, Resulullahın (asm) ve Risale-i Nurların himmetiyle engel olmuşlar. Burada da anlaşıldığı üzere bir asır sonra gelecek terimi mevlana halidten sonraki asır içindir. Yani üstadın asrı içindir. Üstad da diyor bu asırda karanlığı dağıtanlar Hz.mehdi ve talebeleridir. Yani kendisi ve risale-i nur talebeleridir. Ayrıca o malum üç vazife illa ki üstadın haytında yapılması gerekmez. Onun temelini hazırlar talebeleri genişlettirir. Hz.Mehdiden ziyade Mehdiyet fikri önemlidir. Yani O'nun ortaya koyduğu fikirler önemli ve bu fikirler hayatından sonra da yayılabilir. Zaten Üstad diyor benim ölümüm yaşamımdan diyade hizmet edecek. Neyse bu mesele baya uzadı. Üstadın Mehdi olup olmaması o kadar önemli değil. Önemli olan O'nun yolunda gidip imanını kurtarmaktır. Sizin fikrinize de saygı duyuyoruz. Allah bizi ve sizi bu hizmette daim ve kaim eylesin. amin

elcevaz13 30-Aralık-2009

eger hata ettiysem hakkini helal et insallah yazilanlar yanlis anlasilmamisdir Allah cumlemizi risale i nura sadik ustadin talebelerim diye dua ettikleri abilerimizin icinde yasayip olmeyi nasip etsin amin

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

sevgili kardeşlerim ifrat ve tefrite dikkat ediniz risaleleri bütünü ile okuyun ve bu konu ile ilgili hadisleri okuduktan sonra yorum yapın üstada mehdiliği bütünü ile vermek yanlıştır tamamen ondan almakta yanlıştır bakın üstad gelecek zatları nasıl işaretlemiş ----------------------------------------------- TA AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında) ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri) CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR , O DAİREYİ GENİŞLETİR ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 138) --------------------------------------------------- Hem bu ÜÇ VEZAİF (görevin) BİRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR. Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (Peygamberimiz (sav)'in soyunun nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (bir araya gelebilir, toplanabilir) (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 156) ----------------------------------------------------------------------- Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM. FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) --------------------------------------------------------------------- O ileride gelecek ACİB ŞAHSIN (şaşılan ve hayret uyandıran) bir hizmetkarı ve ONA yer hazır edecek bir dümdarı (önceden gelen takipçisi) ve O BÜYÜK KUMANDANIN pişdâr bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, 162) -------------------------------------------------------------------- Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'alar zulümâtını dağıtacak." Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz. ----------------------------------------------------------------------- üstad mehdidir ama onun mesleğini görevini devam ettirecek başka mehdilerde gelmiştir gelecektir üstad mehdi al-i resuldür yani ilham ile kitap verilen ve o kitabı kendiside okuyan mehdi ise mehdi ali resulün mesleğini meşrebini genişleterek devam ettiren demektir hadislerde deccal nasıl farklı ve tafsilatlı ise mehdi meseleside böyledir üstadın bahsettiği gibi bunun farklı kişilerle temsil edilir sonuç olarak üstad mehdidir ama bütünüyle mehdi değildir rica ederim bir hadis kitabı alın ve mehdi ile ilgili bahisleri okuyun daha yapılması gereken bir sürü vazife var üstad bunların hepsini yapmış mı ayrıca risalede 1.şua 14.şua 5.şua 8.lema sikke-i tasdikı gayp ve mektubattaki mehdi ve hz.ise meselelerini okuduyun hep birlikte yorum yapın mehdilik risaleinurun şahsı manevisindedir ve aşama aşamadır ama bunu değişik kişiler temsil eder MELİKİN ATIYYELERİNİ MATIYYELERİ TAŞIR düsturunca böyledir ama üstadımız mehdi ali resuldür en büyük mehdidir

prens 30-Aralık-2009

muhabbet kardeşim iyi bir noktaya değinmişsinde biraz sangi kendinle çelişmişsin.bir yerde diyorsun Üstad mehdidir ama bütünüyle mehdi değişdir diğer yerde en büyük mehdi üstadtır diyorsun.En büyük mehdi tüm yönleriyle yani bütünüyle mehdidir.yarı mehdi yarı başak bişey değildir. her asırda mutlaka bir mehdi gelir ama ahirzamanda gelecek büyük mehdi farklıdırhepsinden daha üstündür ve Ondan sonra Mehdi de gelemez. ama şu tespitin yerindedir: [b]"mehdilik risaleinurun şahsı manevisindedir ve aşama aşamadır" [/b]bunu diyebiliriz zaten böyle olması lazım.çünk mehdi tek başına o görevleri yapamaz. ten üstad diyor zaman cemaat zamanıdır şahıs zamanı değildir. yani Üstad Büyük Mehdidir ama Onun cemaatı ve Risalei Nur onun görevini yapıyor.

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

sevgili prens kardeşim ben o sözleri sarf ederken hadisler ve risaleinurda üstadın dediğini dedim dikkatiniz çekerim üstad diyor ki Hem bu ÜÇ VEZAİF (görevin) BİRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR. Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (Peygamberimiz (sav)'in soyunun nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (bir araya gelebilir, toplanabilir) (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 156) ------------------------------------------------ demek ki iman ,haya ,şeriat mertebelerini farklı kişiler yerine getirecek bu kişilerin şahsı manevisini temsil eden cemaatleri olacak üstad o kişileri şu şekilde işaret ediyor Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'alar zulümâtını dağıtacak." Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz. TA AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında) ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri) CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR , O DAİREYİ GENİŞLETİR ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 138) Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM. FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) nasıl ki hadislerde deccal farklı farklı görevler halinde mehdide böyledir üstad mehdi ali resuldür ondan sonra gelecek olan mehdiler de vardır hadislerde mehdinin yapacğaı görevlerin bir kısmını üstad yapmıştır başka kısımlarınıda başka kişiler yapacaktır ama üstad mehdiliğin başı mehdi ali resuldür ve mehdilik risaleinurun şahsı manevisidir yani kendimle falan çelişmiyorum anlattıklarım tamamen risaleden ve hadislerdendir

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

sevigli prens kardeşim sikke-i tasdikı gayb okuduğunuzda ve lahikaları okuduğıunuz da üstad cihad aleminnin siyaset aleminin ,diyanet aleminin mehdilerinden bahseder hadisleri okuduğunuzda bu mesele ile alakalı hz.mehdinin görevleri çok farklı farklıdır üstad bu hadisleri gene sikke-i tasdikı gaybta 3 vazife olarak toplamaktadır ve h.zmehdinin risaleinuru programının uygulayıcısı olacağını söylemektedir onlara zemin hazırladığını söylemektedir 3 vazife iman ,hayat,şeriattir üstad iman üzerinde durmuş ve iman mertebesinin mehdisi hz.üstaddır diğer mertebelerin geniş daire olacağını söylemiş kendisi zamanında bunun mümkün olmayacağını söylemiştir gene hadisleri okuduğunuzda mehdinin kişiliği çok farklı farklı izah edilmektedir kimi hadislerde hz.mehdi sakalsızken kimi hadislerde sakallı olduğunudan bahsedilir buda hz.mehdinin farklı kişilerden oluşacağının işaretidir hadislere baktığımızda hz.mehdinin hz.isa ile aynı kişi olduğuda vardır hz.isanın ise vazifeleri hadislerde sayılmıştır

prens 30-Aralık-2009

Allah razı olsun Muhabbet kardeş.Sizin dediklerinizle benim düşündüklerim arasında çok az fark var.Bu farklılıkta pek önemli değil. onun için artık o ufak farklılıkları belirtmeyeceğim.Herkes aynı meşrepte olamaz. Muhabbet kardeş size bir sorum var.Eğer bu konuda sağlıklı bir bilginiz varsa bizimle paylaşabilirsiniz.siz Hz.İsadan bahsettin.Hz.Mehdi hakkında az çok bişeyler biliyoruz.Ama şu Hz.İsa hakkında kimse kesin bişey diyemiyor.yabi Hz.İsa gelmiş mi Üstad Hz.İsayla görüşmüş mü? komünizmin(deccalizim)yıkılmasında Hz.İsanın bir etkisi olmuş mu? kısacası Hz.İsa gelmiş mi gelmişse kimdir ve ne yapmıştır? ben diyom HZ.Mehdi gelmişse Hz:isa da gelmiştir.çünkü ikisi bir zamanda gelecek ve Hz.İsa mehdiye namazda tabi olacak.mehdi gelmişse Hz.İsa da gelmiştir.ne diyorsunuz bu konuda?

prens 30-Aralık-2009

peki muhabbet kardeş Üstattan sonra gelen Mehdiler kimdir,isimlerini söyler misiniz?deccaldan sonra gelen deccallar az çok kim oldukları belli? öyleyse üstattan sonra gelen mehdiler kim?

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

sevgili prens kardeşim hakkını helal et bilmişlik yaptım inan ki ben bu konularda söz söyleme makamında ve yetkisinde değilim sadece kendi kapasitem ölçüsünde risaledeki mevzular ve hadislerdeki mevzuları harmanlayarak kendimce yorum yapıyorum ibrahim canan hocanın hazırladığı kütübi sitte hadis serisinde bu mevzularla olan yanlış hatırlamıyorsam 17.veya 16.cilt hadis kitabında hem hadisler var hemde düşülmüş şerhler var hadislerle beraber ,risaleyi birlikte okursanız kesinlikle eminim siz benden daha sağlam bir bilgiye ulaşırsınız sorunuzun cevaplarınıda bulabilirsiniz sanıyorum tekrar hakkınızı helal edin üstadın barla lahikasında net dediği bi şey mehdi risaleinurlardır bunun gerisi önemli değil

prens 30-Aralık-2009

Allah razı olsun Muhabbet kardeş.allah sizi ve bizi Risalei Nur dairesinden ayırmasın.

serhatalir 30-Aralık-2009

hepinizin düşüncelerine katılıyorum ama yorum yaparken biraz daha dikkatli olursanız iyi olur.allah sizden razı olsun. prens kardeş yorumlarınızdan dolayı teşekürederim allaha emanet olun

prens 30-Aralık-2009

serhat kardeş Allah sizden de razı olsun.sana tavsiyem derslere devam et ve medreseden yani Hz.Mehdinin kışlasından ayrılma.

mesut2000 30-Aralık-2009

selamun aleykum öncelikle herkese selamlarımı sunuyorum.. sonuc olarak bu platform bir tartışma görüş alış verişi yapmak için bir ortam ... anladığım kadarıyla bir çok riselei nur okuru doğal olarak said nursiyi hz mehdi ar olarak benimsemiş ve risaleyi nurun ise hz mehdinin görevini yapacağını düşünmekte ... halbuki said nursi kendisinin mehdi olmadığını açıkca yazılı olarak beyan etmekte ve kendisinden 1 asır sonra gelecek olan kişini ise hz mehdi olacağını açıkça bildirmiştir... buna rağmen insanlar hala said nursi ben mehdiyim demediği için mehdidir demekte ısrar etmektedir.. anlaşılıyorki risaleyi nur öğrencilerinden bir çok kişi gerçekten yakında gelecek hz mehdi ar ı inkar edecek ve onun tanınmasında bir engel olacaklardır... bunun önemi aslında yoktur... nasılsa gelecek olan gelecek ve görevini tas tamam yerine getirecektir zira onun görevi allah cc ın sözünün yerine gelmesi dir... ALLAH cc ın sözü ise mutlaka yerine gelecektir... said nursinin hz mehdi konusunda yapmış olduğu bir çok konu gerçekten herkesi hayrete düşürecek kadar gerçekleşecektir..evet gerçekten hz mehdi ar ın doğumu ve yapacakları tamda onun verdiği tarihlere denk gelmektedir.. ALLAH CC A EMANET OLUN...

kartal1444 30-Aralık-2009

Yorumlarınızı okudum Allah hepinizden razı olsun çok istiifade ettim; ama karıştırdığınız bir nokta var ki, Hz İsa ile Hz. Mehdiyi aynı şahıs olarak algılayan kişiler var. Hepiniz de çok iyi biliyorsunuz ki Hz İsa babasız doğmuştur, anneside Hz Meryem dir. Üstad hz lerinin babası da Mirza Efendidir. Yani Mesih ile Mehdi birbirinden farklı zatlar olduğu gayet aşikardır.

efsunkâr 30-Aralık-2009

agabeyler: . üstadmehdi dir. üstad seyyid dir. üstad müçtehid dir.. oyanısı yok. anlamayan da anlayan da anlamamış gibi yapmasın..günahtır yaaaaaa

nihavendd 30-Aralık-2009

vallahi bu meselede delilim de, bildiğim de var amma taassup ve aşırı muhabbet bizleri bazan inatçı yapıyor. bunda da mazursunuz herhalde o sebeple demiyorum vesselaaaam...mevla iyisini bilir...

fakir35 30-Aralık-2009

Muhterem Kardeşlerim, akla gelen sualleri sormak elbette güzeldir.Bu konuda soru soranlara da yorum yapanlara da anlayışla bakmak,onarı anlamak ve fikirlerine saygı duymak;Üstad Hazretlerinin de, Münazarat risalesinde belirtiği üzere fikirlerin çatışmasına müsaade etmek;böylece hakikatin ortaya çıkmasına vesile olmak güzeldir ve makbuldür.Ancak niyetlerin halis olması ve enaniyetin karışmaması da önemli bir husustur.Mehdi meselesine gelince;mehdi dahi ben mehdiyim demiyeceğinin hadis-i şeriflerde de yeraldığına göre,bizler kendi ferasetimizle bunu bilmemiz daha doğrudur ve daha güzeldir.Ancak Mehdiyi tanımak veya kim olduğunu bilmek,bizleri kurtaramıyacaktır.Mehdiyi tanımadan ziyade Mübarek Üstad Hazretlerinin dediği gibi,"Mehdi gelince seni vazife başında bulsun" sözü bizlere rehber olmalıdır.Mehdilik konusunda kendi kanaat ve görüşümü de Üstad Hazretlerinin bu konuda söylediği ve kesin çizgilerle değilde akla kapı açarak beyan ettiği ve muhterem editör kardeşimin de cevabında yer alan ve Risale_nur'da da geçen mehdinin vazifeleri bahsini tekrar tekrar müzakere ederek okuyanın bu mevzuda mutmain olacağı kanaatindeyim.Cenab-ı Allah nefsimizi bize musahhar kılsın ve mehdiye layık bir talebe olmayı nasip etsin inşaallah.Vakti gelip bu dar-ı dünyadan göçtüğümüzde Hz.Mehdi bize,Resülullahın(ASM)meclisinde,Ey kardeşim sen mehdinin o üç vazifesindeki iman mevzuunda neler yaptın diyerse veya sorarsa acaba cevabımız ne olur? işte bize düşen şey, ne yapabildiğimizdir.Allah vazifede ve hizmette daim eylesin ve Nur Talebelerini muzaffer kılsın.Amin

şefkat 30-Aralık-2009

PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V) BİR HADİS-İ ŞERİF'TE:''O'NUN İSMİ AHMET,BABASININ İSMİ DE BENİM BABAMIN İSMİ OLACAKTIR.''BUYURUYOR.HALBUKİ ÜSTAD(R.A)'IN NE İSMİ NEDE BABASININ İSMİ BUNA UYUYOR.

trader38580 30-Aralık-2009

yorumları okurken tüylerim ürperdi. arkadaşlar siz neyden bahsediyosunuz? mehdinin kimliği ve şahsiyeti sağlam hadislerde açıkça beyan ediliyor. mehdinin bir insan olacağı,adının muhammed yada ahmed olacağı, ayrıca üstad mehdiyse ve vefat ettiyse kıyamet nerde? neden kopmadı. mehdi terkedilen sünnetleri yaşatacak buyruluyor. üstad basta sakal sünnetiniğ terketmiş. arkadaşlar tevbe edin kuran-sünnet ışığında yaşayın. kişileri putlaştırmayın

Editör 30-Aralık-2009

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Küfür ve dalaletin at koşturduğu, tarikatların yasaklandığı, Allah diyenlere idam sehpasının gösterildiği, iskilipli atıf hoca gibi yüzlerce alimin sudan bahanelerle asıldığı, dinin sahipsiz kaldığı bir dönemde, sarık ve cübbesi ile mahkeme koridorlarında hak ve hakikatı haykıran ve yazdığı eserler ile milyonlarca insanın imanının kurtulmasına sebep olan ve halen eserlerinden yola çıkılarak dünya çapında hizmetler sergileyenlere ışık kaynağı olan bir alime mehdi diye hüsnü zan etmek neden tüylerinizi  ürpertiyor, anlayamadık.
Hangi kaynakta, birine mehdidir dense tüyleriniz dikenleşsin diye bir malumat vardır. Beş kuruşluk insanların arkasına takılıp ve onları kendilerine model kabul ederek cehenneme doğru gidenlerin durumuna tüylerimiz kıpırdanmaz ve titremez iken, büyük bir alime hüsnü zan ederek ve dinen hiç bir sakıncası olmayan bir makam vererek, bağlılığını bu sayede daha da kuvvetlendirerek, islama hizmet etmeye çalışmak tüylerinizi ürpertmesin, zira ürpermesi gereken onca hadiseler yaşanıyor.
Tarihte, mehdidir diye hüsnü zan edilen yüzlerce alim gelip geçmiştir. O dönemlerde yaşanyanların da tüyleri ürpermişse, mehdilik ürtperti demektir. halbuki biz mehdiyi, insanları sakinleştirmek için geleceğini düşünüyorduk.
Birine, mehdidir demenin dindeki yerinin ne olduğunu bilmeyen ve istikbale ait hadislerin tümünün müteşabih olduğunun varkında olmayan, her hadis olduğu gibi çıkar ise, imtihan sırrının zedeleceğinin farkında olmayan bir kardeşimizin tüyleri ürperiyorsa, daha fazla kaynak araştırmasını tavsiye eseriz.
Bir de sizin: hadislerde, mehdinin insan olacağı bildirilmektedir, ifadeniz yer almaktadır.  
Evet, mehdi insan olacaktır ve onun kim olduğunu ise ancak insanlar anlayacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

Cevabınız kısa ve öz olmuş.. Mehdi meselesinde hala kafası karışık olanlara, bunca vazıh sözden sonra ancak şu denir; "Kellim kellim lâ yenfa!".. Bediüzzaman r.a. beklenen son Kur'an mu'cizesi olan Nurların bizlere bahşına vesile olarak, tüm dünyada bunca insanın imanının kurtulmasına vesile olarak, binler ve milyonlarca kez, Mehdi-i Âzam olduğunu ispatlamıştır! Vesselam..

şefkat 30-Aralık-2009

ÜSTAD'IN MEHDİ OLDUĞUNU SÖYLEMEK AÇIKÇASI İFRAT OLUR.ÇÜNKÜ BEN BİR RİSALE-İ NUR TALEBESİ OLARAK,BU GİBİ KO NULARDA DAHA ILIMLI BİR YAKLAŞIM GÖSTERİLMESİNDEN YANAYIM.HADİS-İ ŞERİFLERE BAKTIĞIMIZDA,MEHDİ'NİN SAKALLI OLACAĞI ,ŞEMAİLİ YANİ YÜZYAPISI AÇIKÇA İFADE EDİLİYOR.SİYAH BAYRAKLILAR DAN SÖZ EDİLİYOR.VE HZ.İSA'NIN ŞAHSIYLA YANİ GÖKTEN İNMESİYLE NAMAZDA MEHDİYE REFAKAT EDECEĞİ İFADE EDİLİYOR ARTI ÜSTAD DEFALERCA KENDİSİNİN MEHDİ OLMADIĞINI İFADE EDİYOR.O GELECEK ŞAHSIN BİR DÜMDARI OLDUĞUNU SÖYLÜYOR.

hakanahmet 30-Aralık-2009

sevgili kardeşlerim..acizane bende fikrimi söliyeyim.üstadımız büyük mehdidir. yalnız siyasi zat, 2. mehdi olup üstada tabi olarak görev yapacaktır.2 ve 3. vazifeler o zat ve şahsı manevi ile yapılır.esasen mehdi bir şahs- ımanevidir.ama üstad temsil ettiği için aynı zamanda o da mehdidir.3 vazife bu cemaat tarafından yapılacak.ahirzamanın hakimi risale-i nur ve üstaddır.

trader38580 30-Aralık-2009

s.a. mesajlarınızı yeni okuma imkanı buldum. zahmet edip cevap yazdığın için teşekkür ederim. editör arkadasın yazdıklarına cevap verme ihtiyacı hissettim. İslami konularda cok derin bilgilere sahip olmadığım doğrudur. fakat bende islami özüyle değiştirmeden öğrenmeye ve yaşmaya gayret eden bir kulum. tek derdim yanlış bir itikada kapılarak farkında olmadan küfre girmemek.(Allah cümlemizi korusun.) bu yüzden bazı şeylere körü körüne inanmak yerine sorgulamaya çalışıyorum. bu girişten sonra gelelim meselemize; 1- mehdilikten kastetdiğiniz şeyin ne olduğu tam olarak anlatılmalıdır. acaba üstad her devirde hidayet yaymaya çalışan islam alimlerinden biri olarakmı kastediliyor yoksa benm itiraz ettiğim gibi kıyamet kopmadan hemen önce gelecek, hz. isa ile beraber namaz kılacak kişidenmi bahsediliyor(tabi bu hadiside kabul ettiğiniz şüphelide!)bu konuyu lütfen aydınlatın. üstad mehdidir derken hangisini kastediyosunuz? ilkini kabul ediyosanız onda mutabıkız bende onu kabul ediyorum. tartışma burda sonlanır. yok ikincisini kastediyor yada daha değişik yaklaşımlar getiriyorsanız o zamn hadislerle ters düşmüyormusunuz? bu konularda benden daha bilgili olan editör arkadas sahih hadisleri araştırabilir. bu konuda ben size değil hadislere güvenirim. 2-tüylerimin ürpermesi hadisesine gelince; ben sizlerin yukarıda bahsettiğim ikinci görüşe dayanarak yazdığınızı düşündüm. eğer böyle değilse haklarınızı helal edin. böylese tüylerim ürpermeye devam eder. ayrıca editör arkadas hüsnü zan etmekteki marifetini keşke benm içinde bir nebze gösterebilseydi. zira "Beş kuruşluk isanların arkasına takılıp ve onları kendilerine model kabul ederek cehenneme doğru gidenlerin durumuna tüylerimiz kıpırdanmaz iken" ifadesiyle benm hakkımda suyi zanda bulunmustur. cünkü benm bes kurusluk insanların arkasına takıldığıma nasıl emin olabilyor? yada böyle insanlara karşı tüylerimin kıpırdamadığı zannına nasıl ulaştığını merak ediyorum. 3- herhangi birine mehdilik makamı vermenin dinen bi sakıncası olmadığını iddia etmiş. gercek mehdiyi tanımayıp mehdi olduğu müridlerince iddia edilen zatlara inanmak insanın imanı acaba zedelemezmi? itikadı bilgilerde yanlış inanışların imanı zedelemediğini neye dayanarak söylüyor? herhangi birine mehdi demenin dindeki yeri nedir? iman konusunda ders almış editör kardesimize sormak isterim. 4- "Evet, mehdi insan olacaktır ve onun kim olduğunu ise ancak insanlar anlayacaktır." ifadesinden mehdinin insan olcağını kabul ettiğinizi anladım. ama aynı zamanda mehdinin insan değil bir şahsı manevi (risaleler) olduğunuda iddia ediyosunuz.(soru no:11198) bu fikrinizle çelişmiyormusunuz? çelişkili ifadelerle benm gibi cemaate girme eğiliminde olan kardeslerimizin kafasında soru işareti bırakmıyormusunuz? zahmet edip okuduysanız teşekkür ederim. hakkınızı helal edin.

ayhanar 30-Aralık-2009

RİSALE-İ NURLARDAN VE BAŞTA HZ.ALİ (RA) OLMAK ÜZERE GEÇMİŞ BÜYÜK ŞAHISLARIN İŞARETLERİNDEN ANLAŞILACAĞI ÜZERE MEHDİ-İ AZAM(RA) HİÇ ŞÜPHE YOKKİ BEDİÜZZAMAN (RA) DIR.AHİRZAMANDA GELECEK İKİ DEHŞETLİ ŞAHIS OLAN SÜFYAN VE DECCALIN TAHRİPLERİNİ ALLAH(CC) IN İZNİ VE GÖREVLENDİRMESİ İLE DÜZELTECEK OLAN MEHDİ-İ AZAM (RA) VE İSA MESİH (AS) DIR.YANİ SON MÜCEDDİD OLAN MEHDİ-İ AZAMIN(RA)PİŞDARLIĞINI YAPTIĞI ZAT İSA MESİH(AS) DIR.NE MEHDİ(RA) NE DE MESİH (AS) AÇIK AÇIK BEN BUYUM DEMEZ.DEMESİDE GEREKMEZ.UYGUNDA DÜŞMEZ.(yukarıda bahsi geçen maslahatlardan ötürü) ASIL OLAN İMAN KURAN HİZMETİDİR.İSA(AS) GELMİŞ,HAVARİLERİNE BENDEN SONRA SON PEYGAMBER MESİH(SAV) GELECEK DEMİŞ.MUHAMMED(SAV) GELMİŞ SAHABE-İ KİRAMA BENDEN ÖNCE İSA MESİH(AS) GELDİ DEMİŞ.MESİH MANASINA GÖRE İKİSİDE DOĞRU.ŞU ANKİ KONUMUZDADA AYNI DURUM SÖZ KONUSU.TABİKİ ASIL OLAN İMAN KURAN HİZMETİDİR.BU MESELELER İMAN KURAN HİZMETİNE GÖRE TEFERRUATTIR.

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

Lütfen Allah aşkına mehdi resul hakkında biraz ayet hadis okuyun öyle yorum yapın. Bediüzzaman hazretleri büyük bir alimdi.Ama mehdi olamaz.İnşallah sahih hadisleri inkara kalkışan arkadaşlar olmaz.

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

Mehdi hakkında gelen hadisleri okuduğunu söylüyorsun da. Üstadın hadisleri raviler rivayet ederken beklenen büyük mehdi ile diğer asırlarda gelecek sair mehdilerin vasıflarının karıştırıldığını söylediğini de bilme isabetli olacak

hafi 30-Aralık-2009

İMAMI RABBANİ 251.MEKTUBTAN ALINTI Evliyâlık yolları arasında, (Silsile-tüzzeheb) yolu, Sıddîk-i ekberin yolu olduğundan, bu yolun yolcuları uyanık olur. Onun için de, yolların en üstünüdür. Başka yoldaki Evliyâ, bunların kemâlâtına nasıl yetişebilir? Onların iç yüzünü nasıl anlıyabilir? Bu yolun yolcularının, bu işte kârları müsâvîdir demek istemiyorum. Belki, milyonda biri böyle olabilirse, nîmettir, saadettir. Peygamberimizin haber verdiği Hz. Mehdî, vilâyetin en yüksek derecesinde olacağına göre, o da bu yoldan yetişmiş ve bu yolu tamamlamış ve düzeltmiş olacaktır. Çünkü, bütün vilâyet yolları, bu yoldan aşağıdır ve ulaştıkları vilâyetlerde, Peygamberlik makamının kemâllerinden az birşey vardır. Bu yoldan kazanılan Evliyâlıkta ise, Sıddîk-ı ekberin yolu olduğu için, o kemâlâttan pek çok bulunur.

ekenan34 30-Aralık-2009

merhabalar.... acıkcası saıd nursı hz.lerı beklenen buyuk mehdı degıldır kendısı bunu daha nasıl ızah etsın detaylı bı sekılde onun gorevlerını yapacaklarını programlı bı sekılde guzelce anlatıyor ve dıyorkı ben onun neferıyım lutfen bunu bıraz dusunelım kendısı muthıs bır evlıyadır yuzyılın evlıyasıdır amenna lakın buyuk mehdı degıldır cok rıca ederım bu pskolojıden sıyrılın saygılar

trader38580 30-Aralık-2009

selamun aleykum cumleten. uzun zaman sonra foruma girme imkanım oldu. syn. editörü verdiği numaradan msjını altıktan hemen sonra aradım fakat cevap alamadım. sonrasında ise birdaha arayamadım. şimdi ise aramak yerine burada sorularıma kısa cevap yazmasının sadece benim için değil diğer arkadaslarında istifadesi olacağını düşündüğüm için telf. aramaktan vazgectim. lütfen zahmet edip uzun ve kafa karıştırıcı tefferuatlara girmeden 30 nisanda yazdığım sorularıma madde madde cevap verirmisniz? yada sn. editör vakit bulasama bile diğer nurcu arkadaslar cevap yazıp aydınlatabilirlermi beni acaba? şimdiden teşekkürler. selametle

Editör 30-Aralık-2009

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sorunuzu bulamadık, tekrar göndermenizi rica ederiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

trader38580 30-Aralık-2009

BU KONUDA yazdığım 30 nisan tarihli yorumda sorularım mevcut. http://www.sorularlarisale.com/index.php?s=show_qna&id=11560

kamuran74 30-Aralık-2009

Arkadaşlar,el terazisi ile Dağları mı tartmak istiyorsunuz? Bediüzzaman son beklenen Mehdi.. Dünya ise bir imtahan-gidin sinavlarınıza çalışın..

hakanahmet 30-Aralık-2009

ahirzamanın büyük mehdisi bir cihette temsil noktasında bediüzzamandır,hakiki cihette ise cemaatinin şahs-ı manevisidir ki 3 vazife bu cemaatle tamamlanacak,bir cihettede risale-i nurdur...bediüzzamana büyük mehdi nazarı ile bakmak doğru bir yaklaşımdır ama şu da bir gerçekki ahirzamanın görevli şahısları kesin bir ilimle değil ancak kanaatle bilinebilir,hikmet böyle iktiza etmiştir...bediüzzaman mehdiyetle birlikte mesihiyyetinde mümessilidir...şahs-i isa (a)ise bilinemez,o iner ,inmiştir vazifesini gizlice yapar ve isanın kesinlikle gizli kalması gerekir....

prens 30-Aralık-2009

Ahmet feyzi kul abinin yazdığı ve Üstadın tastik ederek Tılsımlar Mecumasında neşrettiği "Maidetül Kuran ve Hazinetül Bürhan" adlı kitabı okumayı kardeşlerime tavsiye ediyorum... slm ve dua ile

prens 30-Aralık-2009

Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber: Risalei n-Nurdur vallah o son müceddid-i ekber. hasan feyzi son müceddid Hz.Mehdiden başka kim olabilir?

dericizade 30-Aralık-2009

Risale-i Nurlar dikkatli bir şekilde okunursa,böyle bir eseri Hz.Mehdi(a.s)den başkasının yazamıyacağı zaten anlaşılır.

dericizade 30-Aralık-2009

Nurcuların hüsnü zan ettiklerini sananlar Risale-i Nurları dikkatli bir nazarla,inceleyerek bir kaç ay okusunlar.

Silinmiş Kullanıcı 30-Aralık-2009

"sevigli prens kardeşim sikke-i tasdikı gayb okuduğunuzda ve lahikaları okuduğıunuz da üstad cihad aleminnin siyaset aleminin ,diyanet aleminin mehdilerinden bahseder" __ Diye yazan muhtereme.. Tamam işte, şahs-ı mânevi olan Risale-i Nur Mehdi-i Âzamının, o vazifeleri yaptığı ve yapacağı zaten âyandır..Kim Risale-i Nur'dan daha tiryak ölçüler verebilmiş ki o 3 âleme? Pişdar veya dümdar meselesi gene aynı izah ile bulunabilir.. "O adam, adam değil Risale-i Nur'dur." ise, pişdar veya dümdar şahs-ı manevi ve Üstadımızdır zaten.. Kıyamete kaç kala, Mehdi aramaya çıkan, evdeki bulgurdan da olur..

şefkat 30-Aralık-2009

Benim kanaatimce burada üstadımız, "o adam, adam değil, Risale-i Nur'dur" demekle, bu asrın ilacının Risale-i Nur olduğunu ve beklenilenin de Hz. Mehdi değil de Hz. Mehdi'nin bile yaralarına ilaç olan Risale-i Nur olması gerektiğine vurgu yapmak istemiştir. Risalelerden anladığım kadarıyla Risale-i Nur'un makamı Hz. Mehdi'den daha yüksektir, çünkü üstadımız Risale-i Nur'dan bahsederken ona 5. Halife nazarıyla bakabilirsiniz diyor. Yani Hz. Hasan'ın (r.a) makamı Hz. Mehdi'den ne kadar yüksekse, Risale-i Nur'da o derecede üstadımızdan yüksektir.(Risalede belirtilmiş olduğu gibi sahabe efendilerimizden sonra en yüksek makam Hz. Mehdi'ye aittir.) Zaten Kur'an'ın mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nur baştada söylemiş olduğum gibi Hz.Mehdi'nin bile yaralarına ilaç olmuştur, ve Hz. Mehdi'yi kendine tabi olanlar içerisinde en yüksek makama Allah'ın izni ile çıkarmıştır. Tahminimce Risale-i Nurlar'da geçen o gelecek zat diye üstadımızın bahsettiği kişi de yine kendisi olmaktadır. Çünkü Risale-i Nurlar İkinci Said döneminin meyvesidir, ve orada Kur'an'ın mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nur'un tercümanlığını yapan İkinci Saiddir. Üçüncü Said döneminde ise üstadımız Risale-i Nur'un yazılmasıyla uğraşmamış bizzat Risale-i Nur'u kendine program yapıp Allah'ın izni ile hizmetin altyapısını hazırlamış ve kurmuştur. Tıpkı Risale-i Nur'da geçen o gelecek zat diye bahsettiği kişinin yapacaklarını Üçüncü Said döneminde bizzat kendisi yapmıştır. Özetle benim kanaatim şudur ki Üstad Mehdi-i Azam'dır. Üstadımızın ifadesiyle büyük bölümü ilhamla yazılan Risale-i Nur ise, bu asrın yaralarına en büyük ilaç , Velayet-i Kübra dediğimiz Kur'an'ın en büyük caddesini kendisine tabi olanlara açan öyle yüksek bir Kur'anı'ın tefsiridir ki bu asrın insanını dalalet çukurlarından çıkarıp Tabiin ve Tebei Tabiin ile neredeyse aynı makama çıkarıyor. Bu da Kur'anın manevi bir mucizesi olduğuna en büyük bir ispattır. ** Hicri 3. yüzyılda kapanan Sahabe, Tabiin ve Tebei Tabiin'in ilerlemiş olduğu velayetin en yükseği ve büyüğü olan Velayet-i Kübra, yaklaşık bin sene sonra Hicri 13. yüzyılda Kur'anın manevi mucizesi olan Risale-i Nur ile açılmış olup, "Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın kısacık halifelik müddetini(altı aylık) uzun bir zamana çeviren tam beşinci halife" ifadesiyle Risale-i Nur tarafından methedilmiştir.

msevili22 30-Aralık-2009

Sikke-i Tasdik-i Gaybi (Sayfa 11) aynen aşağıya alıyorum: Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risale-i Nurda görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nurun şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru bir programı olarak neşir ve tatbik edecek. O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâma bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar. İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o kardeşlerimizin tâbire ve tevile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telâşe verir ve vermiş; hücumlarına vesile olur. Çünkü, birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar; öteki cihetlere hamlederler. ------ Beklenen şahsın 3 vazifesi: 1- İman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak => Bu vazifeyi Risale-i Nur tam anlamıyla yapıyor. 2-Şeriatı icra ve tatbik etmek => Yukarıda da belirtildiği gibi gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. 3- Hilâfet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâma bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmek => Yukarıda belirtildiği gibi bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Kısacası Mehdi Bediüzzamandır, 2. ve 3. vazifeler bir tek kişinin yapabileceği vaziferler (hatta 3. vazife için "milyonlar fedakârlar" lazım) olmadığı için o vazifeleri de Bediüzzaman'ın Talebeleri (Nur Talebeleri) yapacaktır. Selam ve Dua ile...

visalnurr 30-Aralık-2009

Ben kendimi seyyid bilemiyorum.Bu zamanda nesiller bilinmiyor.Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı Ali beytten peygamber sav in soyundan olacaktır. Emirdağ Lahikası Horasan'dan siyah sancaklılar çıkar ki ta illiyada(kudüste) o sancağı dikinceye kadar kimse onlara karşı koyamaz. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiylede olsa onlara varsın katılsın hadisi şerif-ibni mace:4082 Alametlerine gelince: beraberinde Allah Resulünün (s.a.v.) gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki Peygamber'in vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Mehdi'nin zuhuruna kadar da açılmayacaktır. Sancağında "El Biat"u Lillah- Allah için Biat" ibaresi yazılı olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 164 "Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359 hadisi seriflere bakalım 1-HZ MEHDİ RESULULLAH IN SOYUNDANDIR. 2-DOĞUM YERİ MEDİNEDİR 3-HADİSDÜNYANIN SONU GELMEDEN ITRETİmDEN BİR YİĞİT GELECEKKİ ARABLARA MALİK OLACAK.İSMİDE BENİM İSMİME UYGUN OLACAK.BABA İSMİDE BENİM BABA İSMİME UYGUN OLACAK. 4-YERYÜZÜNDE ZULUM CEVRU CEFA HAKSIZLIK CANİLİK ARTTIĞI ZAMAN GELECEK 5-FİTNELERİN ÇOK OLDUGU BİR DEVİRDE GELECEK. 6-GELDİĞİNDE İLK YAPACAGI İŞ ARABİSTANDAKİ KADILARI TEMİZLEMEK OLACAK 7-30 YAŞLARDA BİR GECEDE BÜTÜN İLİM VERİLECEKTİR. 8-İKİ BÜYÜK MELEK DAHİL OLMAK ÜZERE EMRİNDE BİNLERCE MELEK VARDIR. 9-ÇOK ZENGİNDİR.BÜTÜN HAZİNELER EMRİNDEDİR. 10-ÇOK ALİMDİR VE İLMİ UMUMİDİR. 11-ÇOK DİRAYETLİ VE HAKİMİYETLİ OLACAKTIR. Fiziksel özelliği: Mehdi gür sakallı, ön dişleri parlak, yüzü benli , açık alınlıdır. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebu Bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”) Yüzünde bir ben bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41) Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 23) Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 163) BURNU GÜZELDİR Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır. (Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, sf. 365) Mehdinin omuzları geniş olucaktır,kızıla yakın bir ten rengine sahipolacaktır,saçları kıvırcık gibi dalgalı olacaktır,geldiğinde deccalı yacüc ve mecücü öldürecektir,dünyada adalet olacaktır zulüm kalkacaktır,fakir kalmıyacaktır bolluk olucaktır. Mehdi geldiyse kör kör gözlü deccal ve askerleri nerede .Deccal askerleriyle medineye nezaman gittide orayı feth edemedide mehdi onu öldürdü vs.vs. coook hadise var bu konuda

adnan erarslan 30-Aralık-2009

Bir topluluğun en önemli sembollerinden biri bayrak ve sancaktır. Her ikisi de, en küçük birimden en büyük birime kadar o topluluğu sembolize eder. Sancaklar arasında bir sancak vardır ki taşıdığı anlam ile ve önem ile diğer sancaklardan ayrılır. 1400 yıldır İslam'ın sembolü olan bu sancak kutlu Peygamberimiz, Hz. Muhammed (s.a.v)'in Ukab isimli emaneti olan Sancak-ı Şerifi'dir. Hz. Peygamber her katıldığı savaşa Ukab ile girmiştir. Arap kabileleri arasında sancağın yere düşmesi yenilmek anlamına geliyordu. Böyle bir şey olduğunda askerler mağlubiyeti kabul ederek dağılırlardı. Bu yüzden sancağı taşıyan kişi yaralandığında veya öldüğünde onu taşıyacak sonraki kişi belliydi ve hemen sancağı devralırdı. Resullullah (s.a.v) kullanılacak sancakların hep beyaz olmasını emretmişti, ancak Ukab siyah renkli idi. Bu Sancak'ın diğerlerinden başka bir farkı da yünlü bir kumaştan yapılmış olmasıydı. İslam öncesi, Kureyş kabilelerinde kullanılan bu sancak tüm Arapları birleştirici bir öneme sahipti. O dönemdeki tüm kabileler de, İslamiyet'in yayılması safhasında bu sancak altında birleşiyorlardı. Peygamber Efendimiz (sav)'in bu sancak dışında, ordusuna ait birçok sancak daha vardı ama Başkomutanlığa özel olan sancak Ukab'tı. İslamiyet'in yayılmasından ve Hz. Peygamber (s.a.v)'in vefatından sonra dört halife bu şerefli emaneti almışlardı. Resmi kayıtlara göre daha sonra Emevi ve Abbasi halifelerine intikal eden sancak, Moğallar'ın Bağdat'ı işgal etmesiyle Abbasi Halifesi tarafından Mısır'a götürüldü. Ukab, Yavuz Sultan Selim Han tarafından Mısır'ın alınmasıyla da Osmanlılara geçmiştir. Yavuz Sultan Selim, Mısır dönüşü sancağı İstanbul'a getirmiş ve o tarihten itibaren Peygamberimiz (sav)'in emaneti olan Ukab, İstanbul'da bulunmaktadır. Sancak-ı Şerif Osmanlı'ya geçtikten sonra savaşlarda kullanılması adet olmuştu. Ordunun savaş alanına çıkmasından bir süre önce Sancak-ı Şerif bulunduğu yerden çıkarılır ve hazırlık yapılırdı. Bu sancak, savaş alanlarına muhafazası ile birlikte götürülür ve sancaktarlar tarafından korunurdu. Sancak-ı Şerif'in ordu ile beraber olması çok büyük bir şevk unsuru olarak kabul edilirdi. Yüzyıllarca, İslam ahlakının bayraktarlığını yapan Osmanlı imparatorluğu, Sancak-ı Şerif'in İstanbul'a gelmesi ile büyük bir onura erişmiştir. Peygamber Efendimiz (sav)'e ait, Ukab isimli sancak, bu özelliğinin yanı sıra çok önemli bir konunun daha alameti ve müjdecisidir. Hz. Peygamber (sav) bu Sancak'ın açılacağı zamanın, Kuran ahlakının yaşanacağı bir dönem olan ahir zamanın müjdesi olacağını bildirmiştir. Hadislerde şu şekilde bildirilmiştir: Abdullah b. Şurefe'den rivayet edildi ki: Mehdi'nin beraberinde süslenmiş bir halde Peygamberimiz (s.a.v)'in bayrağı olacaktır (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiy-il Ahir Zaman, s.65) . Peygamber (s.a.v)'in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup, dikişsizdir ve rengi de siyahtır. Onda bir hicr (hale) bulunur. O Resulullah (s.a.v)'in vefatından beri açılmamış olup Mehdi çıkınca açılacaktır (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiy-il Ahir Zaman, s.23) . Alametlere gelince; beraberinde Allah Resulünün (s.a.v) gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki Peygamberin (s.a.v) vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Mehdinin zuhuruna kadar da açılmayacaktır (Kıyamet Alametleri, s.164) . Hz. Mehdi, Peygamber Efendimiz (sav)'in bayrağıyla çıkacaktır. O bayrak dikilmemiştir, siyah ve dört köşelidir. Peygamberimiz (s.a.v)'in vefatından sonra hiç açılmamış olup ancak Hz. Mehdi tarafından açılacaktır (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-i Mehdiy-il Muntazar, ss.41-42, 52, 54) . Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde rengi, şekli, dikişi hakkında bilgi verilen sancak bugün Topkapı Sarayı'nda Kutsal Emanetler Bölümünde muhafaza edilmektedir. Ahir zamanda ancak Hz. Mehdi tarafından açılacağı bildirilen bu Sancak'ın önemli bir özelliği de Peygamberimiz (sav)'in "vefatından bugüne kadar hiç açılmamış" olmasıdır. Tarihi kaynaklara göre; günümüze kadar Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere hiçbir devlet tarafından, Peygamber Efendimiz (sav)'in zatına hürmeten açılmayan sancak, götürüldüğü savaşlarda ve törenlerde kılıfından dahi çıkarılmamıştır. 1400 yıldır bu şekilde muhafaza edilen sancak Hz. Mehdi'nin gelişi ile İslam ahlakının hakim olacağı dönem olan ahir zamanda açılmayı beklemektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Adnan ERARSLAN

münib dai 30-Aralık-2009

inşaallah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki, inşaallah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden onu çıkaramaz. Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz. Said Nursi

Asikaan 30-Aralık-2009

S.a . . . Arkadaşlar yorumLarınızı Okuduqum ilqimi çekti hepiniz saygı çercevesi içinde bir birinizLere ßilgi aLış Verişi Yapmişsiniz sizLere sevgilerimi sunuyorum harikasınz. ustadınıs gerçektende harika bir insanmiş risaLe-i nur u okumadm ama okuycm. . ßen sizLere şöyLe ßi teori Atsam ortaya saygısızlık etmiş oLurmuyum kendimce diyorumki attürk Deccalla üstad da mehdiye Zemin hazırLadı . . yada atatrk deccal mehdi de üstaddı

şefkat 30-Aralık-2009

İhvan kardeşlerime diyeceğim şudur ki:Üstad(R.A) BÜYÜK MEHDİ'DİR.Bunu anlayamyan varsa bu mehdi konusunu araştırsın.zira tevil lazımdır.Üstad'da bunu risalelerde açıklamış

nur_talebesi 30-Aralık-2009

Mehdiyi Azam geldi gitti biz onun askerleriyiz inş.

MUHAMMED BERHAK 30-Aralık-2009

Mehdiyi Azam geldi gitti biz onun askerleriyiz inşallah

hayırlısı 30-Aralık-2009

Selamaleyküm İsbat etmeye , sağa sola çevirip , yan yatıp , çamura batmaya gerek yok , Resul-ü Ekrem A.S. dan gelen rivayetlerdeki gibi deccal ve Mehdi beklemek biraz gülünç olur ; çünkü tıpatıp zahiri mana ortaya çıksa zaten imtihan sırrı da kalmaz , ama ölümün ve kıyametin gizli olması misillü Mehdi A.S. ın da gizli olması hikmetli olsa gerek , çünkü hangi cemaate gitseniz , şeyhini veya üstadını Mehdi biliyor , öylece hizmetine devam ediyor , ne önemi varki demeyelim , insana güzel bir şevk veriyor , kırbaçlıyor , daha fazla hizmet iştiyakı veriyor . Tabi illaki şahış olarak Mehdi yi ararsak , bilmemiz lazım ki ; Mehdi nin vakkoyla , ünlü markalarla ,mankenlerle işi olmaz , tazyikattan gelen sıkıntıdan hizmet mahallini terkedip başka bir ülkeye gitmez , bildiğimiz ve gizlenen tarihte apaçık yazılanlar gibi , önünde kimse duramaz , kimse onu ortadan kaldıramaz , hiç kimse onun başını eğdiremez , hizmetine maddi hiçbir engel karşı duramaz , korkudan gelen hastalıktan dolayı tevillere başvurup deccalleri , firavunları övgülerle yadetmez , hakikatleri herkesin gözüne iki parmağını sokarcasına söyler diye tahmin ediyorum . Asırlar boyu İslamiyetin bayraktarlığını yapmış ve hilafeti boynunun borcu bilmiş , her harekatını İslama bina etmiş Osmanlı Devlet-i Ali sinin dini elinden alınıp , tarumar edildiğinde , böyle bir milletin evlatları imansız , oruç yiyip , Kur'an okumaları yasaklanırken ve de türkçe ezanlarla uyanırlarken MEHDİ gelmeyecek de , Kur'an-ı Kerimin bedava ve serbestane dağıtılıp camilerin dolup taşdığı , Arapça ezanların bangır bangır okunduğu bu zamanda mı gelecek , hadi çocuklar güldürmeyin beni . Bazı meseleleri kafamıza sığıştıramıyorsak , Hz. Mehdi A.S. ı kafamızın içinde hapsedip ta bu zamana kadar bekletip , geciktirmenin ne manası var . Bırakın Mehdi A.S. gelmiş olsun ve belkide gitmiştir. Biz bize yakın olan tarihlerde yapılan hizmetleri çok küçük görüyoruz çooook , yakın ya , elimizi atsak yetişiriz ya ...

bulenterg 09-Ocak-2010

Allahın selamı ve bereketi üzerinize olsun.. Kıymetli kardeşlerim ben acizane araştırmalarım neticesinde ve sikke-i tasdik-i gaybi de çok açık bir ifade ile zikredilen şahsın M.FETHULLAH GÜLEN olduğu kanaatine vardım. bu sadece bana ait bir düşünce sadece paylaşmak istedim. (En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.)

Silinmiş Kullanıcı 17-Şubat-2010

A.EHL-İ BEYTTEN OLMASI Hadis-i Şeriflerden Hz. Mehdî'nin Âl-i Beytten olacağını öğreniyoruz. Bu husus birçok hadis-i şerifte açıkça belirtilmiştir. Hz. Ali, birgün Resûl-ü Ekreme (a.s.m.) sorar: Ya Resûlallah! Mehdî bizden mi? Bizim dışımızdan mı? Efendimiz (a.s.m.) buyururlar ki: Bilakis bizdendir. Allah bu dini bizimle sona erdirdiği gibi bizimle açacaktır. Şirkten bizimle kurtulacaklar. Allah yine bizim sayemizde kalblerini ap açık bir düşmanlıktan sonra telif edecek. Daha önce bir kısmını zikrettiğimiz hadis-i şerifte de bu konu üzerinde durulmaktadır. Dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatır; Ehl-i Beytimden ismi ismime, babasının ismi babamın ismine uygun birini gönderir. Hadise ilk bakışta Hz. Mehdî'nin kendisinin ve babasının isminin Peygamberimizin ismine benzeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak bu uygunluk, tıpa tıp benzerlik demek değildir. Yani Hz. Mehdî'nin isminin illâ Muhammed, babasının isminin de illâ Abdullah olması şart değildir. Eğer böyle olsaydı, hadiste uygundur mânâsı verilen yüvatiû& kelimesi yerine, tetabük kökünden gelen yütabikû şeklinde bir kelime kullanılabilirdi. O zaman açık açık belirtilmiş olurdu ki, bu imtihan sırrına da ters düşerdi. Çünkü imtihan, istikballe ilgili hadiselerin bir ölçüde perdeli, üstü kapalı anlatılmasını gerektirir. Tâ ki herkes zoraki inanma mecburiyetinde kalıp da imtihan sırrı bozulmasın. Mâneviyat büyüklerinden Bayezid-i Bistamî, Hz. Mehdî'nin babadan Hasenî, ana cihetinden de Hüseynî olduğunu söyler. Aliyyü'l-Karî'nin tesbiti de aynıdır. Aliyyü'l-Karî, rivayetlerden anlaşılan en kuvvetli ihtimalin, Hz. Mehdî'nin baba tarafından Hasenî, anne tarafından da Hüseynî olduğunu söylemektedir. B.ŞEMÂLİ Hz. Ali, birgün oğlu Hasan'a bakarak, "Bu oğlum, Resûlullahın adlandırdığı gibi seyyiddir. Bunun neslinden Peygamberinizin adını taşıyan biri çıkacak. Ahlâk bakımından ona benzeyecek, fakat şeklen benzemeyecek" demiştir. Hadislerde, Hz. Mehdî'nin şemâiliyle ilgili ayrıntılı rivayetlere rastlıyoruz. O, açık alınlı, ince burunlu yüzü yıldız gibi parıldayan iri gözlü, seyrek ve parlak dişli birisidir. Sağ yanağında yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret bulunmaktadır, esmer renkli, orta boylu ve kavis kaşlıdır. Gözleri sürmelidir. Omuzunda Resûlullahın bir mührü, nişanı vardır. Benî İsrail erkekleri gibi de heybetlidir. Hz. Ali, onun delikanlılık dönemine dikkat çekerek güzel bir delikanlı olduğunu anlatır. Güzel bir siîması vardır. Saçları omuzuna kadar dökülmüş, yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselmiştir. Onun sakalsız olacağı rivayeti de bulunmaktadır: Şüphe yok ki said [bahtiyar> fitnelerden uzak kalandır (Resûl-ü Ekrem (a.s.m.), bu cümleyi üç defa tekrarlamıştır.) Fakat fitnelere mübtelâ olur ve sabreder. Ona müjdeler, onu o hale düşürenlere de yazıklar olsun." Bu hadiste geçen, üç defa tekrar edilen ve yukarıda müjdeler olsun diye mânâlandırılan “fevâhen kelimesinin değişik mânâları, Aliyyü'l-Karî'nin Mirkatü'l-Mefatih'inde Rumuz ve Levamî'de izah edilmektedir. Rumuz'un kenarında "fevâhen" kelimesine el-vehyü, yani sakalı tıraş edilmiş mânâsının da verildiği görülmektedir. Tezkire-i Kurtubî'de de aynı mânâya yer verilir. Hadislerde Hz. Mehdî'nin başına da dikkat çekilmiş, sünnet olan sarığı başından çıkarmayacağı bildirilmiştir. Bir rivayet de şöyledir: "Hz. Mehdî, çıktığında başında bir sarık olacak ve bir münadî, 'Bu, Allah'ın halifesi olan Mehdî'dir. Ona uyunuz" diye seslenecektir." Bir rivayetten onun kırk yaşlarında vazifeye başlayacağını da öğreniyoruz. C.FAZİLETİ Hz. Mehdînin mânevî makamı o kadar büyüktür ki dört halife ve Sahabeden sonra ilk sırayı alır. Bu konuda icma bile vardır. İmam-ı Rabbanî ise Mektûbât'ında, "Mehdînin makamı Sahabenin makamından da önde görünüyor" ifadesini kullanmaktadır. Mehdî'de, Sahabede olduğu gibi velâyet-i kübrâ denilen veraset-i nübüvvet sırrı inkişaf etmiştir. Bu sır, berzaha uğramaksızın doğrudan doğruya zâhirden hakikate geçer, akrabiyet-i İlâhiyenin, yani Allah'ın kuluna olan yakınlığının inkişafı şeklinde kendini gösterir. Velâyet-İ kübrâ gâyet kısa olduğu halde gâyet yüksektir. Harikaları az, fakat, meziyetleri çoktur. İmam-ı Rabbanî, Hz. Mehdî'nin, bu makam münasebetiyle hiçbir tavassut, engel ve vasıta olmaksızın feyz ve bereketlere mazhar olduğunu söyler. Hâkim'in Müstedrek'inde Hz. Ali'den gelen bir rivayette, Hz. Mehdî ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir: Selef onları geçemediği gibi halef de onlara ulaşamaz. Hz. Mehdî velâyetin en yükseğindedir. Zamanında yeryüzünün en hayırlısıdır. Hz. Hüseyin'e Hz. Mehdî'nin ne ile tanınacağı sorulduğunda Sekîne ve vakarı, helal ve haramı bilmesi, insanların kendisine muhtaç olup onun kimseye muhtaç olmamasıyla tanınır cevabını verir. Hz. Mehdî, Resûl-ü Ekremin (a.s.m.) "Benim Ehl-i Beytim, benden sonra katle, belâya ve sürgüne maruz kalacaklardır" sırrından payını fazlasıyla alan bir cefakârdır. Onun içindir ki Hz. Mehdî'nin asıl faziletini Hz. Eyyüb gibi bu tip belâ ve sürgünlere sabrı teşkil eder. Bir rivayette şöyle buyurulmuştur: Mehdî'nin efdaliyeti, bütün kederlere ve şiddetli fitnelere gösterdiği azamî sabır cihetiyledir Deccalın muhasarası üzerinden kalkmayacaktır. Yoksa Mehdî'nin efdaliyeti, sevap ve Allah katındaki mertebesinin yüksekliği sebebiyle değildir. Hz. Mehdî mühim hizmetleri sebebiyledir ki, daha dünyadayken Âl-i Beytten bazıları gibi Cennetle müjdelenmiştir. Enes bin Mâlik der ki: Ben Resûlullahtan işittim: Biz Abdülmuttalip çocukları Cennet halkının büyükleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdî. Muhyiddin Arabî, onun dokuz önemli özelliğini nazara verir: O basiret sahibi, Kitap'ı iyi anlayan, mânâsını bilen, görevlendireceği kimselerin hal ve hareketlerini iyi kestiren, öfkelendiğinde merhamet ve adaletten ayrılmayan; varlıkların sınıflarını, işlerin girift yönlerini bilen, insanların ihtiyaçlarını iyi anlayan, bilhassa zamanının gâib ilimlerine vâkıf olan kimsedir. Hz. Mehdî son derece takvâ sahibidir. "Allah'tan çok korkan birisidir. Kartal cinsinden nesir kuşunun kanatlarıyla titrediği gibi Allah'tan korkar." Rivayetlerden Hz. Mehdî'nin hesabını çok seri bir şekilde yapacağını da öğreniyoruz. Ve işini sıkı tutacağını da. Öylesine azim ve kararlıdır ki, karşısına dağlar dikilse, onları ezip geçer, o dağlardan kendisine yol bulur. Hz. Mehdî'nin talebeleri de fazilet yönünden o kadar ilerdedirler ki, Sahabeden sonra ilk sırayı alırlar. D.İLMİ Hz. Mehdî ilminin üstünlüğüyle temayüz edecektir. Bir hadis-i şerifte belirtildiğine göre o, mevhibe-i İlâhiye olarak kendisine hikmet, yani ilim bahşedilmiş, tesiri geniş birisidir. Mâneviyat büyüklerinden Bayezid-i Bistamî, Cenab-ı Hakkın, ona daha çocukken çokça ilim ve amel ihsan edeceğini belirtir. Kitabü'n-Nihaye'de belirtildiğine göre ilim ve vakar Hz. Mehdî'nin ziyneti olacaktır. Onun uzun boylu ilim öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü o âhirzamanın en dehşetli döneminde alabildiğine önemli bir hizmetle vazifeli olarak gönderilecektir. Onun için de bu ilmine olağanüstü bir tarzda kavuşacaktır. Bunu, Allah, onu bir gecede ıslah eder. ve "Cenab-ı Hak, Mehdî'yi bir gecede kâmil mânâda hidayete ulaştırır." hadis-i şeriflerinden öğreniyoruz. Bu iki hadis-i şerifi açıklayan âlimler, Allah'ın onun tövbesini kabul edip onu feyiz, fazilet ve hikmetlerle dolduracağını, muvaffakiyet nasip edeceğini belirtmektedirler. Camiü's-Sağîr Haşiyesinde el-Hafnî, bu hadisi açıklarken Cenab-ı Hakkın ona bir gecede halk üzerinde hükümranlık vereceğini ve ilmî faziletlere kavuşturacağını belirtmektedir. Abdülkerim İbnü'l-Arabî, Hz. Mehdî'ye kendi sun'u olmadan en yüksek kutbiyet, içtihad yapma özelliği verileceğini, çalışıp kazanarak değil, emin makamında bunu elde edeceğini söyler. Muhyiddin Arabî ise Mehdî'nin bu özelliklerini anlatırken şu ifadeleri kullanır: "O, hiç yanılmayacaktır. Çünkü onun, görmediği yerde doğrultan bir meleği vardır." Fütûhât-ı Mekkiye, 366. Bab. Melek-i ilham olarak değerlendirdiği bu melekle olan münasebetini de şöyle anlatır: "Hadis-i Mehdî'nin işaret ettiği gibi, melek-i ilhamın kendisine ilkà ettiği esaslarla hükmeder. Melek, Şeriat-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) ilham eder; artık Mehdî de hükmünü icra eder. Hadis-i Mehdî'de, 'Eserime tâbi olacak ve onda hataya düşmeyecektir' buyurulmaktadır." Mehdî, irşadını vehbî olarak yapar. O, Allah'ın hususî inayetiyle yetişir. Kaynaklarda Hz. Mehdî'nin esrar-ı huruf, yani cifir ve ebced ilmini, müsbet ilimleri bileceği de belirtilir. İlimler ansiklopedisi yazarlarından birisi olan Taşköprülüzâde Ahmed Efendi de Mevzûâtü'l-İlim adlı eserinde Mehdî'nin cifir hesabını bileceğinden de söz etmektedir. E.FAALİYET SÜRESİ Ebû Davud'da yer alan bir hadiste, Hz. Mehdî'nin yedi sene hakim olacağı İbni Mâce'de yer alan diğer bir hadiste, kısa yaşasa yedi, yoksa dokuz sene kalacağı belirtilir. Ebû Saidi'l-Hudrî'nin rivayet ettiği Müsned'de yer alan bir hadis de aynı minvalde: Mehdî ümmetimdendir. Ömrü uzun veya kısa olsa; yedi, sekiz yahut dokuz sene yaşar. Bazı rivayetlere göre Hz. Mehdî kırk sene hükmedecektir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri de Marifetnâme'sinde Hz. Mehdî'nin kırk yıl adaletle hükmedeceğini söylemektedir. Hz. Mehdî hizmetlerini "ihlas, sebat ve sadakat"i esas alan bir cemaatle, onların şahs-ı mânevîsiyle yapacaktır. Ebû Davud'daki bir rivayette hak üzerine mücadele verecek bu cemaatin en son grubu Mesih-i Deccalle savaşacaktır. Bediüzzaman, Ümmetimden bir grup Kıyamet kopuncaya kadar hak uğrunda cihad yapmaya devam edecek hadis-i şerifini açıklarken, hadisin aslını Ebced hesabına vurmuş, Hz. Mehdî'nin şahs-ı mânevîsinin icraat dönemini çıkarmıştır. Buna göre hadisteki Zâhirîne ale'l-hakk=hak üzerine gâlibâne olarak ifadesinin Ebcedî değeri 1506'dır. Bu cemaat, Hicrî 1506 tarihine kadar zâhir, âşikâre, daha öte gâlibâne hükmedecektir. Daha sonraki hizmetler ise 1542'ye kadar gizli ve mağlubiyetle yürütülecektir. Hattâ ye'tiyellâhu biemrihî=Kıyamet kopuncaya kadar1545 ise kâfirin başında kopacak Kıyamete işaret etmektedir. Ayrıca Bediüzzaman, Şam Ümeyye Camiinde 1911 yılında yüzü aşkın ilim adamının bulunduğu bir topluluğa hitaben okuduğu hutbede, İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak ve hakim, hakâik-ı Kur'âniye ve îmaniye olacak, başka bir zaman da, İstikbal, semavât-ı zemin-i Asya/Bâhem teslim olur yed-i beyzâ-yı İslâma müjdelerini verirken, İslâmın bu hâkimiyet dönemlerine dedikkatleri çekmiş, bu saadet dolu günlere tarih düşürmeyi de ihmal etmemiştir.

abdurahmann 22-Şubat-2010

ustadin mehdi olmadigina hadis-i seriflerden delil gosteren kardesler icin 24-sozun 3-dalinin 8-aslina, yani sirr-i ibhama bakmasi tam yeterli cevap olsa gerek.

apparro 13-Nisan-2010

Mehdi bir şahıs değil bir şahs-ı manevidir. O şahs-ı manevi ise Risale-i Nur'dur. Üstadın mehdinin 3 büyük görevini iman-hayat-şeriat olarak yorumlaması şahs-ı maneviyi temsil eden 3 büyük şahsa işarettir. Bunlardan diğerlerine nazaran 3-5 kat daha önemli olan iman meselesini üstadımız yüklenmiştir. hayat ve şeriat meseleleri ise Risale-i Nur'u rehber edinen diğer büyük zatlara yüklenecektir. Üstadın "hayat" görevinin yerine getirilmesi için zemin hazırlaması ve "hayat" görevinin milyonlar nurlu şahıslarla yerine getirilecek olması bir kısım nur cematlerde bu ali vazifenin M.Fethullah Gülen Hocaefendiye verildiği yönündedir. Bu yanlıştır denilemez doğrudur denilse islama ve dine zararı yoktur. Söz konusu cemaatin sayısının milyonlara ulaşması ve dünyanın her yerinde nurların okunmasına vesile olması bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. "hayat" görevini yerine getiren şahıs ise kıyamet alametlerinden olan 2.gül devrinin yaşanacağı yani "şeriat"'tır. Bu şahıs henüz belli değildir. Bir kısım ehl-i Hak bu şahısın Hz.İsa olacağını savunmaktadır. Güneşin doğup battığı her yere ismin ulaşması da işte o zaman olacaktır. Selam ve dua ile...

abdullah ım 17-Nisan-2010

Dördüncü suâlinizin meâli: Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm Deccal’ı öldürdükten sonra, insanlar ekseriyetle din-i hakka girerler. Halbuki rivayetlerde gelmiştir ki: Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça kıyamet kopmaz.” Böyle umûmîyetle îmana geldikten sonra nasıl umûmîyetle küfre giderler? Elcevab: Hadîs-i sahihte rivayet edilen: “Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini ve şerîat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal’ı öldüreceğini” îmanı zaîf olanlar istib’ad ediyorlar. Onun hakîkatı îzah edilse, hiç istib’ad yeri kalmaz. Şöyle ki: O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri ma’na budur ki: Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak: Birisi: Nifak perdesi altında, risâlet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan nâmında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şerîat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nurânîsine bağlanan, ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nurânî, o Süfyan’ın şahs-ı ma’nevîsi olan cereyan-ı münâfıkaneyi öldürüp dağıtacaktır. İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vâsıtasiyle intişar ederek kuvvet bulup ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir pâdişâhı tanımayan ve ordudaki zâbitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabûl etmiyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nevi pâdişâhlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah’ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rubûbiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev’inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarâne surî hükümetini bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlûb olan ve bir sineğin kanadını bile îcad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet da’va etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık olduğu ma’lûmdur. İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i ma’nevîyesinden ibaret olan hakîki İsevîlik dîni zuhur edecek, yâni Rahmet-i İlâhîyenin semâsından nüzûl edecek; hâl-i hazır Hıristiyanlık dîni o hakîkata karşı tasaffi edecek, hurâfattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakâik-i İslâmiye ile birleşecek; ma’nen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâb edecektir... Ve Kur’ân’a iktidâ ederek, o İsevîlik şahs-ı ma’nevîsi tâbi’; ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûb olan İsevîlik ve İslâmiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak isti’dâdında iken, âlem-i semavâtta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sâdık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinâd ederek haber vermiştir. Mâdem haber vermiş, haktır; mâdem Kadir-i Külli Şey’ va’detmiş, elbette yapacaktır. Evet, her vakit semavâttan melâikeleri yere gönderen ve ba’zı vakitte insan sûretine vaz’eden (Hazret-i Cibrîl’in “Dıhye” sûretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer sûretine temessül ettiren, hatta ölmüş evliyâların çoklarının ervahlarını cesed-i misâliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ı, İsâ dinine âid en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsâ, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakîkaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil..belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va’detmiş ve va’dettiği için elbette gönderecek. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakîki İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nûr-u îman ile O’nu tanır. Yoksa bedâhet derecesinde herkes onu tanımayacaktır. (bir gün Zübeyir ağbey ra bu gün günlerden nediye sorar bir kardeş hemen cevap verir perşembe diye Ağbey sorar kardeşim takvime baktınmı?bakarak söyle ki kitabi olsun. Yukarıda 15. mekt. da geçen bu tarif ve ibareler müşterisi için GEREKTİĞİ kadar mukni ve açık değilmi? Baki selam)

Vbdestabe 19-Nisan-2010

Üstadın mehdi oldugu gökte yazmayana kadar inanınki kimse inanmaz onun için siz iyisimi bu konuyu herkese açmayın

Goncduvan 15-Eylül-2010

Biliyoruz ki Deccal iki çeşittir. Hz.İsa ve Hz.Mehdi ise bu iki Deccal'i yok edecek kişilerdir. Birisi tüm dünyaya zuhur edecek ve tüm dünyada dinî, ahlakî yapıyı derin tahribata uğratacak olan büyük Deccal... Onun karşısında duracak olan ise Hz.İsa... Diğeri ise İslâm Deccali olan Süfyan... Onun da karşısında duracak olan ise Hz.Mehdi... (Bknz; Beşinci Şua) Biri tüm dünyada, diğeri İslâm ülkeleri/toprakları nezdinde İslâmın bayraktarlığını yapan ve İslâmın başı yani Hilafet sahibi konumunda olan bir devlette baş gösterecek. Dolayısı ile Hilafet sahibi devletin sona ermesi, diğer tüm İslâm devletlerini/topraklarını başsız ve sahipsiz bırakacak. Eskiden, savaşların, diplomatik ilişkilerin, zaferlerin, yağmaların kısacası artı ve eksi hangi kutup var ise bunların doğal sonucu olarak bir ya da birkaç kahramanın ismi anılagelirdi. Örneğin, Osman Gazi'nin Osmanlı Beyliğini kurması; Fatih'in muhteşem zekası ile İstanbul'un fethedilmesi; Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs zaferleri gibi... Böyle birçok kahramanın ismi dillerimize pelesenk olmuştur. Diğer taraftan büyük tahribatlar yapan Moğol hükümdarı Cengiz Han gibi; Homeros'un destanında yer alan, filmi dahi çekilen Achileus gibi; Kartacalı Hannibal gibi; Spartacus gibi dünya literatürlerinde yer almış bir çok kahraman ya da kahraman olarak gösterilen kişiler, yaptıkları işler neticesinde, kurtarıcı ya da büyük gaddar, büyük zalim olarak anılagelmişlerdir. Sonuçta yapılan eylem, bir tek kişinin önderliğinde neticelendiğinden, o kişi, kahraman olarak gösterilmiştir. Fakat, teknoloji, lojistik, askeri ve diplomatik vs. sahaların en üst düzeyde olduğu günümüzün şartları içerisinde, artı ya da eksi kutup, hangisi olursa olsun, eline kılıç alıp, cemaatini, topluluğunu galeyana getirip, kaybedilmekte olan savaşı adeta karizmatik kişiliği ve kahramanlığı ile kurtaracak bir kahraman adayının çıkması, çıksa da var olmaya devam etmesi neredeyse imkansızdır. Günümüzde mümkün müdür ki bir silahlı çete reisinin , adamlarıyla beraber, işgalci ya da zalim bir devlete savaş açması? Zira geçmişte bu gibi vakalar oluyor ve kahramanvarî zatlar dahi çıkıyordu. Büyük Deccal olsun, Süfyan olsun ve hatta Mehdi olsun, günümüz şartları içerisinde, fert olarak zuhur etseler de tek başlarına değil, kendi şahsi önderliklerinde bir camaate, bir topluluğa ve fikir babası olacak bir akıma ihtiyaçları vardır. Aksi takdirde, Üstad Hazretlerinin buyurduğu gibi; "Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir... Şualar ( 581 )" düsturunca yokolup gider. İşte şu son yüzyılda, dünyadaki dinî ve ahlakî yapının çökmesinin ana kaynağı olan Marxizm, Kominizm, Ateizm, Darwinizm gibi tek bir fert kökenli olsa da virüs gibi bir anda dünyaya yayılan fikirler, akımlar, ideolojilerin hepsinin ortak adına, günümüz gözü ile bakarsak, rahatlıkla Büyük Deccal diyebiliriz. Yani Büyük Deccal, "şudur" diyemesek de bir ferttir. Diri ya da ölü olsa da onun bıraktığı ve dünyaya musallat ettiği fikir ve ideoloji devam ettiğinden, dolayısı ile Deccaliği de devam etmektedir. Aynı durum, İslâm Deccal'i olan, Süfyan'da da ve onu yok edecek Büyük Mehdi'de de böyledir. Büyük Mehdi'den kasıt ise asıl-beklenen Mehdi'dir. Büyük Mehdi'nin siyaset, diyanet ve saltanatın ıslahı olmak üzre üç ana görevi vardır ve bu üç görevi bizatihi kendi görecektir. Geçmiş tarihlerde Mehdivarî bir çok insan gelmiştir. Beklenen Büyük Mehdi'nin, ahirzamanda gelecek olması fikrine binaen, Peygamber Efendimiz'den (sav) sonraki her devrin ahirzaman olması münasebeti ile o tarihlerde büyük icraatler yapan ve Büyük Mehdi olduğu düşünülen Mehdi-i Abbasi Hz., Ömer bin Abdülaziz Hz. ve Abdülkadir Geylani Hz. gibi birçok zat gelmiştir. Fakat bunlar, bu üç ana görevden, üçünü de birarada yerine getiremediklerinden dolayı, Mehdivarî şahıs ya da Küçük Mehdi olarak anılmışlardır. Örn. Abdülkadir Geylani Hz. diyanet alanında öyle icraatler yapmıştır ki, Büyük Mehdi sanılmıştır. Fakat saltanat ve siyasete ilişmediğinden, Mehdivarî şahıs olduğu anlaşılmıştır. Beşinci Şuada, Üstad Hazretleri, Süfyan'ın tanımını ve icraatlarını birebir ölçülerince vermiştir. Bu tanımdan ve sözü edilen icraatlerden, Süfyan'ın kim olduğunu anladığımız takdirde zaten Büyük Mehdi'nin de kim olduğunu anlamış oluruz. O halde kabataslak olarak diyebiliriz ki, ortada madem bir Süfyan var ve Süfyanî fikirleri, akımı, ideolojisi, kendisi ölü ya da diri olsa da devam ediyor. Öyle de bu Süfyan'ın yani İslâm Deccalinin karşısında, onu yok edecek bir Büyük Mehdi olması gerekiyor. Hem de bu Büyük Mehdi ölü ya da diri olsa da yukarıda Süfyan ve Deccal örneğinde verdiğimiz gibi Mehdiyyeti; cemaati, fikri ve eserleri ile devam etsin. Ampulü icat eden kişi mi yoksa dağıtımını üstlenen kişi mi daha önemlidir? İstanbulu fethetti diye önce ve her zaman Sultan Mehmed Hz. ni, sonra da askerlerini anmıyor muyuz? Elbetteki Büyük Mehdi olan Üstadımız Hazretleri çığırı açan kişi olarak anılagelecek ve yapılan bütün icraatler, onun ismi altında çerçevelenecektir. Üstad Hazretleri sağlığında "iman esaslarını" açıklayarak, Diyanet alanında görevini yerine getirmiştir fakat yine tekrar edersek, Mehdiyyeti; fikirleri, cemaati ve eserleri ile devam ettiğinden, diğer görevler de tamamlanacaktır. Sabır göstermesi ve meyveleri toplaması da bizden inşallah. Üstad Hazretleri "Ben Mehdi'yim" dememiştir, zaten Mehdi olan Mehdiyyetini söylemez. Ben Mehdi'yim diye ortalıkta dolaşan varsa yalancıdır. Velilikte de bu hakikat geçerlidir. Hiçbir veli, ben veliyim, Allah Dostuyum demez. Derse, biliniz ki o yalancıdır. Kaldı ki Üstad Hazretleri, mücedditliği dahi Risale-i Nur'lara atfetmiştir. Elbetteki Mehdivarî şahıslar gelmeye devam edecektir. Zira bu Mehdivarî şahıslar da, Risale-i Nur yolundan gidip, çığır açan Üstadımızın şahs-i manevisi olarak diğer görevleri de tamamlayacaklardır. Bu yüzden ki Üstad Hazretleri "Bizlerde kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.." diye buyurmuştur. Allah'a emanet olunuz...

ömer faruk topçu 26-Ocak-2012

bu mevzuda risale-i nurlardan sikke-i tasdiki gaybi adlı eserin insafla mütala edilmesi bu meyandaki sullarin cevabı olabilir diye düşünüyorum