Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


İbni Huzeyme ifadesi, Risalelerde yanlış mı geçmektedir?

Yazar: Niyazi BEKİ (Doç. Dr.), 29-8-2009

İtiraz Edilen Kısım:

“Başta meşhur İbn-i Huzem, Sahîhinde, raviler Hazret-i Ömer’den naklediyorlar ki: (...)”(1)

İddia:

Sahih’i olan bu İbn-i Huzem kimdir? Meşhur İbn Hazm mı? Eğer o ise, onun "Sahih" adında bir hadis kitabı yoktur. Yoksa İbn Huzeyme mi? İmam İbn Huzeyme’nin Sahih’i vardır.

İddiaya Cevap:

Elimizdeki nüshada (Envar Nşr. İst. 1994, s.124) “İbn-i Huzem” değil,  “İbn-i Hazm” olarak kullanılmıştır. Eğer bu farklı yazılışlar farklı nüshalarda söz konusu ise, bu yanlışın açıkça müellife ait olmadığı ortaya çıkar. Eğer itiraz edenler bunu yanlış yazmışlarsa, bu da onlara ayrıca bir derstir. Kaldı ki, Zehra Vakfı tarafından neşredilen Mektubat’ta (s.145) bu kelime “İbn Huzeyme” olarak yazılmıştır.
 
Böyle beş kuruşluk bir kıymet-i harbiyesi olmayan konularla meşgul olmak ve bunu ilmî bir keşif olarak ilim çevresine sunmak, gerçekten tuhaftır.

Bediüzzaman gibi sadece On Dokuzuncu Mektup’ta, tek bir konu olan mucize konusunda bir kısım  ravileriyle birlikte hadislerin değişik varyantlarıyla kaynaklarını gösterdiği üç yüzden fazla hadisi ezberinde yazdıran bir allamenin İbn Huzeyme’nin ismini doğru bilmediğini ilana çalışmak, insanlık formülünde çözülmesi zor bir bilmecedir.

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Sekizinci İşaret.

Okunma Sayısı : 4010


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

ihlasnur 30-Aralık-2011

İşin orijinal tarafı: Bu meslek, kendi şahsına münhasır kalmamış, talebelerine de kudsî bir mefkûre halinde intikal etmiştir. Nur deryasında yıkanmak şerefine mazhar olan bir Nur talebesinin istiğnasına hayran olmamak kabil değildir...

Bakınız, Üstad; Mektubat ünvanını taşıyan şaheserin İkinci Mektub'unda bu mühim noktayı altı vecih ile ne kadar asil bir iman ve irfan şuuru ile izah eder:

"Birincisi: Ehl-i dalalet, ehl-i ilmi; ilmi vasıta-i cer etmekle itham ediyorlar. İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Binaenaleyh bunları fiilen tekzib lâzımdır.

İkincisi: Neşr-i hak için Enbiyaya ittiba' etmekle mükellefiz. Kur'an-ı Hakîm'de, hakkı neşredenler اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ ٭ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ diyerek, insanlardan istiğna göstermişlerdir."

İşte Risale-i Nur Külliyatı'nın mazhar olduğu İlahî fütuhat, hep bu Enbiya mesleğinde sebat kahramanlığının şaheser misali ve hârikulâde neticesidir. Ve bu sayede Üstad, izzet-i ilmiyesini, cihankıymet bir elmas gibi muhafaza eylemiştir.

Asa-yı Musa ( 262 - 263 )