Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

Mahlukatın en mükemmel varlığı Allah'ın ezelî ilmindeki mevcudiyetidir. O halde ilmindeki hakiki ve mükemmel vücutlardan başka, yaratılanları seyir ve onları müşahede edenlerin nazarıyla bakmanın hikmetini anlatır mısınız?

Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.), 12-5-2009

Eşyanın İlâhî ilimde planlanmış şekline “mahiyet” deniliyor. Bunu Muhyiddin-i Arabi hazretleri “ayan-ı sabite” olarak adlandırır. Bu mahiyetler, yaratılmaları halinde “hakikat” olurlar.

İlim dairesindeki bu varlıklarda kudret tecelli etmemektedir. Yaratılmaları halinde daire-i ilimden daire-i kudrete geçerler, onlarda hem ilim, hem kudret, hem de irade birlikte tecelli etmiş olur.

Allah’ı tanımak ve O’na ibadet etmek için yaratılan insana, İlâhî marifet için gerekli bütün cihazlar en mükemmel şekilde verilmiştir. Bu konu Otuzuncu Söz olan ene bahsinde tafsilatıyla açıklanmıştır. Burada konumuzla ilgili olan bir noktasına işaret etmek yeterli olacaktır:

“İnsan şuun-u İlâhîyenin bir mikyasıdır.” buyruluyor. Birçok İlâhî hakikatleri bir drece anlayabilmemiz için bize bir takım özellikler takılmıştır. Allah’ın ilmindeki varlıkların yaratılmasındaki hikmeti anlama konusunda da biz kendimizdeki bir halden, bir kabiliyetten faydalanabiliriz. Şöyle ki:

Biz bir cümleyi zihnimizde kurduğumuzda o cümle yokluktan kurtulup var olmuştur. O cümleyi yazdığımızda ilim dairesinden kudret dairesine geçer, başkaları da o bilgiden faydalanabilirler. Yazmadığımızda o bilginin mükemmelliğinde bir noksanlık olmaz. Ancak, biz birisine yardım etmeyi, mesela aç bir kişiyi doyurmayı ilmimizde kurduğumuzda, ona nasıl yardım edeceğimizi planladığımızda durum çok farklıdır; biz bu planla, bu programla ve bu niyetle o muhtaç kişiyi doyurmuş olmuyoruz.

Planımızın ilim dairesinde kalmayıp kudret dairesine geçmesi gerekir ki o muhtaç kişiler bizim yardımımızdan faydalanabilsinler.

“İlim maluma tabidir.” Rezzak isminin tecelli etmesiyle muhtaçlar o rızıklardan faydalanacaklardır. Bu hal “malum”dur. Bunun böylece bilinmesi de ilimdir. Eğer muhtaçlar yaratılmasa ve onlara rızık verilmese  onlarını rızıklandırılmalarına ilim denmez, ancak plan ve porgram denir. Üstad Bediüzzaman Hazrelerinin aşağıda naklettiğimiz ifadeleri bu gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır:

“Cenâb-ı Hakk'ın Vâcib-ül Vücud ve Mevcud ve Vâhid ve Ehad isimlerinin hakikî cilveleri ve daireleri var. Belki âyineleri, daireleri hakikî olmazsa; hayalî, ademî dahi olsa, onlara zarar etmez. Belki vücud-u hakikînin âyinesinde vücud rengi olmazsa, daha ziyade safî ve parlak olur. Fakat Rahman, Rezzak, Kahhar, Cebbar, Hallak gibi isimleri ise, tecellileri hakikî olmuyor, itibarî oluyor. Halbuki o esmâlar, Mevcud ismi gibi hakikattırlar, gölge olamazlar; aslîdirler, tebaî olamazlar.”  (Mektûbat, On Sekizinci Mektub)

“Esmâ-i İlâhîyenin herbiri, ayrı ayrı birer âyine ister. Hem meselâ: Rahman, Rezzak hakikatlı, asıl oldukları için, kendilerine lâyık, rızka ve merhamete muhtaç mevcudatı ister. Rahman nasıl hakikî bir dünyada rızka muhtaç hakikatlı zîruhları ister; Rahîm de, öyle hakikî bir Cennet'i ister. Eğer yalnız Mevcud ve Vâcib-ül Vücud ve Vâhid-i Ehad isimleri hakikî tutulup öteki isimler onların içine gölge olmak haysiyetiyle alınsa, o esmâya karşı bir haksızlık hükmüne geçer.” (a.g.e.)

Okunma Sayısı : 3068


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sonuç

Yorum yok !

X