Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


Bediüzzaman’ın, Sekine duası hakkındaki tespitlerine yönelik bazı eleştiriler almaktayız. Bunlardan aşağıya aldığımız bir tanesi cevap vermenizi ve Sekine duasının mahiyeti hakkında bilgi vermenizi rica ederiz.

Yazar: Niyazi BEKİ (Doç. Dr.), 02-5-2009

İtiraz Edilen Kısım:

"Hz. Cebrail’in, Alâ Nebiyyina (A.S.M.) huzur-u Nebevîde getirip Hz. Ali’ye (r.a) Sekine namıyla bir sahifede yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’nin (R.A.) kucağına düşmüş. Hz. Ali (r.a) diyor: "Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâim-üs-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sahifeyi aldım, bu isimleri buldum."(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, On Sekizinci Lem'a)

İddia:

Said Nursî; uydurulmuş, düzülmüş metinleri vahye izafe etmeye oldukça meraklıdır. O, bir şeyin vahiy olup olmadığı konusunda ilmî disiplinden ve ciddiyetten o kadar uzaktır ki, işine gelen her metni vahiy diye takdim etmeye hazırdır. Ne üdüğü belirsiz bu sahife nerededir? Kim rivayet etmiştir? Sünnetin neresinde yer alır?

İddiaya Cevap:
Bu ifadelere, bizzat Hz. Ali (r.a) tarafından meşhur Urcuze kasidesinde yer verilmiştir. (bk. Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî, Mecmuatü’l-Ahazab, Şazelî cildi, s. 590). Bu kasidede Abbasî devletinin başına gelen yıkım felaketine “tarih vererek” işaret ettiği gibi, yine ebced hesabıyla “1348 / 1928” tarihinde İslam harflerinin kaldırılıp yerine Latin harflerinin konulacağına -sarahate yakın bir tarzda- işaret etmiştir. Başkasına ait olduğuna en ufak bir bilgi kırıntısı olmadığı, üstelik her yiğidin kârı olmayan istikbalden gaybî haberler veren bu kasideyi, tarih boyunca bize kadar Hz. Ali’ye (r.a) ait olan bir kaside olarak geldiği halde, hangi ilmî vicdan, hangi zımnî irfan bu kasidenin Hz. Ali’ye (r.a) olan aidiyetini elinin tersiyle itebilir.
Binlerce tarihî bilgiler vardır ki, hadis kaynaklarında yer almamıştır. Bütün bu bilgilerin doğruluğuna kalem mi çekeceğiz? “Sünnetin neresinde yer alır?” deyip, binlerce bilgiyi sil-baştan mı yapacağız? Özellikle, haricî zihniyetin oldukça ağır bastığı Emevî devrinde, bilhassa ehl-i beyt yoluyla gelen pek çok rivayet, onların siyasî amaçlarına ters düştüğü için “uydurma” damgası yemekten kurtulamamıştır.

İmam Gazalî de “Cünnetu’l-Esma” (Allah’ın isimlerinin oluşturduğu zırh) adıyla, Hz. Ali’nin (r.a) “Sekîne” ismini verdiği söz konusu altı ism-i azamla beraber, münasip birkaç ayetle birlikte vird edinmiş ve bunların değişik hastalık ve düşmanlara karşı okunmasını tavsiye etmiştir. (bk. Gümüşhanevî, a.g.e, s.471-474).

Bunun şöyle birkaç hikmeti olabilir:

a. İleride bir çok yönden değişik fırkalarla, özellikle haricilerle yapacağı mücadele esnasında, kendisine hususî bir teselli kaynağı olacağına bir sinyal olabilir. (İlginçtir, bu asrın müceddidi ve Hz. Ali’nin (r.a) reisi olduğu Al-i beyt dairesinin bu zamandaki hakikî bir temsilcisi olan Bediüzzaman Said Nursi; bir yandan Kur’an’a, İslam’a doğrudan hücum eden zendeka komitelerine karşı mücadele ederken, bir yandan da, Hz. Ali’nin (r.a) piri bulunduğu ehl-i tarikat ve ehl-i velayete hücum ederek, keşif ve kerametleri inkâr ederek, bu dinsiz komitenin ekmeğine yağ sürenler, akıllarının ermediği her şeye “hurafe” diyen ve müslümana yakışmayan tavırlarıyla İslam ümmetini rencide eden bu gruplarla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ve Hz. Ali’den (r.a) sonra belki de en çok Sekîne adındaki ism-i azam duasını okuyan bir zattır.

b. Tarih boyunca, her milletten daha çok musibetlerle karşılaşan, en hunhar zalimlere karşı hakkı haykırmaktan çekinmeyen ehl-i beytin başına gelen sıkıntı anlarında, onlar için özel bir manevî zırh olduğuna bir işaret de olabilir. Nitekim, bu konu daha çok ehl-i beyt tarikıyla bize gelmiştir.

c. Ahir zamanda ortaya çıkacak ve seyyidler cemaatinin başına geçecek olan Hz. Mehdinin de, ceddi Hz. Ali (r.a) gibi din uğrunda çetin bir mücadeleye gireceği ve bu Sekîne’nin onun özel virdi ve koruyucu bir zırhı olacağına bir işaret olabilir. Nitekim, hadiste, Efendimiz (a.s.m.) Hz. Ali’ye (r.a) “Ben Kur’anın tebliği için mücadele ettim, sen de onun tevili için mücadele edeceksin.” buyurmuştur. (Sahih olan değişik rivayetler için bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/186; 6/244; 9/133) Hz. Mehdi de Süfyan komitesinin Kur’an’a karşı takındığı tahrifkâr ve tahripkâr tutumuna karşı mücadele edecek, Kur’an’ın hakikî tevillerini gösterecek ve tahripleri tamir edecektir.

Bediüzzaman’ın -bu çerçevede yaptığı- harikalar harikası nuranî hizmetini görmeyenlerin gözleri acaba neleri görmektedir.

İddianın Devamı:

Hz. Peygamber’e vahiy olarak gökten, yazılmış hiçbir metnin inmediği Müslümanlarca bilinen ve üzerinde ittifak edilen bir konu iken, bu öyle bir uydurmadır ki, içinde hem vahye, hem vahyedene, hem de vahyedilene karşı saygının kırıntısı bile yoktur. Vahyin tek muhatabı Hz. Peygamber olduğu hâlde, hem de onun huzurunda, getirdiği yazılı bir vahiy metnini Cebrail (a.s.)’e Hz. Peygamber’in değil de Hz. Ali’nin kucağına düşürttüren bu uydurukçuların alçaklıkları ve hain ve pis emelleri o kadar barizdir ki, Hz. Ali’nin değil Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamber olduğuna inanan her Müslümanın bunu fark etmesi gerekir. Allah, bu kezzap ve deccalları kahretsin!

Cevabın Devamı:
Allah’ım! İslam ümmetinin, manevi önder olarak kabul ettiği mehdilere deccal, sıdkın zirvesinde olan sadıklara kezzap, aklının ermediği en büyük hakikatleri bile tekzip etmekten çekinmeyen, bu gibi insanları da ıslah eyle! Âmin, elfu elfi âmin!

İddia:

Böylece Said Nursî’nin; adları Bâtınî, Rafızî, Hurufî, Karmatî kardeşlerinden sonra Gurabî adında bir kardeşi daha olduğunu öğrenmiş olduk... Evet, Said Nursî’nin bu sözleri onun bir Şiî, üstelik Gulâttan bir Şiî olduğunun en açık göstergesidir. Bu fırkaya Gulât denmesi, Hz. Ali konusunda aşırılığa gitmelerindendir. Ona bir taraftan ulûhiyet, bir taraftan nübüvvet ve bir taraftan da nübüvvette ortaklık nisbet etmektedirler.

İddiaya Cevap:
- Daha önce arz edildiği üzere, İmam Gazalî ve Şeyh Ziyaeddin Gümüşhanevî gibi sünni alimlerin bununla meşgul olması, bu konuyu sadece bir şia uydurması olduğunu iddia edenlerin yüzlerine vurulan sünnice bir şamardır.
- Hz. Ali’nin (r.a) bildirdiğine göre, “Sekine” duası, Bedir Gazvesinde Hz. Peygamber (a.s.m)’e vahiy olarak gelmiştir. Ancak, ehl-i beytin reisi olarak veraset-i nübüvvet noktasında bulunan ve o anda Efendimiz (a.s.m.)’in yanında olan Hz. Ali’nin (r.a) kucağına düşmüştür. Hz. Cebrail tarafından bunun Hz. Ali (r.a) için sırlı bir tılsım, bir sekine olarak verilen ilahî bir hediye olduğu ifade edilmiştir. (bk. Urcuza kasidesi, ilgili yer)

SEKİNE DUASI HAKKINDA

Okunma Sayısı : 19562


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

Levent Bağ 09-Nisan-2010

Sual eden vehhabi zihniyetli, mealci taifeden olsa gerek.. Kardeşim yeterli cevap vermişsiniz fakat tarafıma gelen bir sual münasebetiyle bu mevzuya dair birkaç ikaza mecbur oldum.. Evvela : Bu tarz mesaili, ilim mesaili içinde tahkik etmeye Üstadın rızası olsaydı, bizzat kendisi Osmanlıca değil belki Türkçe olarak neşrini tensib ederdi.. Bunları kim çıkarıyor? Neden medar ı bahs oluyor? Maksadları nedir? Dikkatle dinleyiniz ibret alınız.. Şimdi bu sual sahipleri, Risale i Nurun neşredilen parçalarını mütalaa etmişler de, bunlar gibi gaybi mevzular mı kalmış?.. Kaldı ki bu tarz bahisler hem hususi, hem ehline mahsus iken, ilmi bir tarzda beyan ve izahat istemek, şahsın hamakatine ve niyetinin sahih olmadığına işaret eder.. Onlarla meşgul olmak hatadır.. Risale i Nuru okusunlar kardeşim, bizim dersimiz orasıdır.. Ben yirmi seneden beridir daha o tarz parçaları tahkik edip okumamışım. Bunlar hemen feylesof kesilip burada ne demiş diye tenkid edecek bir menfez arıyorlar, ta ki içlerindeki kini oradan kussunlar.. Kardeşim o tarz mesail ise hususi ehline mahsusdur. Zira imani mesail gibi kati hüccetle isbat edilmez belki teslimiyetle ilişmemektir.. Üstadımız değil o tarz parçaları, Sikke i Tasdik ı Gaybi mecmuasını bile haslara tavsiye ediyorken şimdi böyle bahisler hem herkese lazım değil hem anlamazlar, yanlış mana verip ilişirler.. Zaten maksadları da hakikatin tahkiki değil, belki tenkid ve reddetmektir.. İşte okuduğunuz eser bu! diyecekler.. Heyhat değil bunlar gibi ahmaklaşmış insan suretinde mahluklar, hakiki ehli velayetin dahi onları reddetmeye hakları yoktur.. Hem sualin gelişinden, niyetin sıhhati tebarüz eder.. Ehli dikkatin nazarından kaçmaz fakat onlar yuttururuz zannederler.. Bunlara karşı cevap, Risale i Nurun neşredilen parçalarını dikkatle okumalarıdır. O vakit böyle suallere ihtiyaçları kalmaz.. Zira o tarz mesaildeki şüpheler imanın zaafından, hem Üstada ve Risale i Nura karşı teslimiyetle, insafla bakmamaktan tevellüd eder.. Elhasıl: Biz gaybi parçaları ancak Nurun has talebeleri mabeyninde tahkik edebiliriz. Hariçten gazel okunmaz.. Şeytan böylelerin akıllarını elinden alır, giremediği o muhkem kalaya bir yol bulup girerim zanniyle, bunları o tarz mesaile teşvik edip sevk eder.. Bize düşen o kapıyı kapatmaktır. Onlara deyiniz ki: “Biz böyle meseleler ile uğraşmıyoruz.. Geliniz imani bahisleri beraber mütalaa edelim” denilmelidir. Niyeti halis olan bu teklifi kabul eder. Niyeti bozuk olan ise razı olmaz, şeytanın peşine düşer.. Şimdi bir iki kelamda iyi niyetle neşriyat yapan bu kardeşlerimize edelim. Kardeşim yanlış yapıyorsunuz!. Şeytanın vekillerine fuzuli olarak kapı açıyorsunuz!.. Siz zannediyor musunuz ki, bu neşriyatınızla Üstada gelen hücumu def ediyorsunuz?.. Bunları muhatap edip kapı açmak ne kadar yanlış olduğunu Üstadımız içtihada dair risalenin başında izah ediyor.. “İçtihad kapısı açıktır fakat şu zamanda oraya girmeye altı mani var” ila ahir.. Elhasıl: Risale i Nuru anlamak, derinlemesine anlamak.. Her mevzuya balıklama dalmamak icab eder.. Selametle..

iLLeGaLTM 19-Mayıs-2010

Anladım ki niyetleri halis değilmiş.. Cevap veren abilerimdende sizdende allah razı olsun..

recul-i facir 13-Haziran-2012 09:43:32

TENKİD EHLİ HER MESELEYİ TENKİD EDER. ÜSTADIMIZ NEŞRİNİ İSTEMİŞ. HERKES HER YERİNİ OKUSUN. HİÇ BİR ŞEY GİZLİ KALMASIN. ON SEKİZİNCİ LEM'A DA MAHREM DEĞİL HERKES OKUSUN. O KEREMATİN HAKKANİYETİNİ VE PEYGAMBER EFENDİMİZ ASM'IN BİLİNMEYEN BİR MUCİZESİNİ İZHAR EDİYOR. OKUMAYAN OKUSUN. MERAK İLMİN HOCASIDIR. بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ Bu Sikke-i Gaybiye risâlelerini mahrem tutuyorduk. Yalnız hâs kardeşlerime mahsûstu. “Ben vefat ettikten sonra neşiredilsin” demiştim. Fakat zâbıta geldi, adliye hesabına onları sakladığımız yerden çıkardı. İki sene ellerinde kaldı. Üç mahkeme tedkîk ettikten sonra iâde edildi. Bize muhâlif olan gayet nâmahremler dahi beraber okudular. Bize çok yabânî olan insanlar gördüler. Hem bu iki def‘adır, Isparta Adliyesi’nin eline geçti. Başka risâlelerle beraber almışlardı. Hiçbir i‘tirâz edilmeden geri verildi. Madem umumun nazarına istemediğimiz halde gösterilmiş. Ve madem Risâle-i Nûr’un ehemmiyetini isbat edip şâkirdlerini şevke getiriyor, kuvve-i ma‘neviyelerini ziyâdeleştiriyor; elbette Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının neşrine karar vermelerine ben de iştirâk ederim. Saîdü’n-Nûrsî

talisman 19-Ağustos-2012 10:50:37

http://www.sorularlarisale.com/makale/2157/ercuze.html Meşhur tarihi ercuze diye tabir edilen kitabın tarihçesi : Gümüşhanevî Hazretlerinin (1813-1893) bu tarih ile mi başlıyor anlayamadım?

Editör 05-Eylül-2012 12:25:54

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Gerek sekine ve gerekse ercuze adlı eserlerden onlarca islam alimi bahsetmiştir. Ancak zamanla perdelenmiş ve daha sonra Gümüşhanevi hazretler ile terkrar gündemek getirilmiştir. Mesela Celcelutiye kasidesi Ramuzu’l-ahâdis adlı eserinin de sahibi olan büyük âiim ve mutasavvıf Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhânevî’nin “Dersaat-1311 neşir tarihli” Mecmuatu!l-Ahzab adlı üç ciltlik eserinin, “Şazeli” adını taşıyan cildinin 499-531 sayfaları arasında yer almaktadır. -İmam Gazalî, Clecelutiye kasidesi için bir şerh yazmıştır. Bu da Mecmuatu!l-Ahzab’ın aynı cildinin -derkenarda-508- 526 sayfaları arasında yer almaktadır.. İkinci bir şerhi de bir Kutb-u azam olan Muhyiddin İbn Arabî hazretleri yazmıştır. Bu da aynı kitabın 527-551 sayfaları arasında bulunmaktadır. -İmam gazali, Şeyh Ahmed el-Bunî’den naklettiğine göre, bu kasidenin aslı vahiydir. Hz. Peygamber İmam-ı Ali’ye yazmasını emretmiştir. Ve nebevİ emrine gereği olarak Dört raşit halife ve Hz. Hasan hilafeti döneminde bunu taşımışlardır. Daha sonra Halife Harun Reşid’in eline geçmiştir... Ondan sonra da büyük âlim ve velilerden Şeyh İmam Nureddin el-Isfahanî’ye intikal etmiştir. Ondan da İmam Gazal’ye ulaşmıştır(bk. Mecmuatu!l-Ahzab, Şazeli cildi, 511-12). -Bediüzzaman hazretleri de bu konuda şunları söyler: “...Gerçi elimde bulunan Celcelutiye nüshası en sahih ve en mutemeddir. İmam-ı Gazalî (R.A.) gibi çok imamlar Celcelutiye'yi şerh etmişler. Fakat bu Süryanî kelimelerin manasını tam bilmediğimden ve nüshalarda ihtilaf bulunduğundan, herbirisinin vech-i işaretini ve münasebetini şimdilik bilmediğimden bırakıyorum.(Sikke-i Tasdik-i Gaybi ( 126 ) Yukarıda zikrettiğimiz büyük alimlerin kabul ettiğine göre, bu kasidenin aslı vahiydir. Aslı vahiy olmakla beraber umum insanları ilgilendiren bir emir ve yasaklar gibi bir muhtevaya sahip değildir. Onun için bunu herkese tebliğ etme zorunluluğu yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

talisman 11-Eylül-2012 22:01:00

Sorun bu cümlenin devamında, kendisine Dünyanın başından sonuna kadar ki tüm ilimlerin verilmesinden bahsedilmiş ve söylediğinden şüpheye düşenlerin zelil olacağıyla ilgili kısımdadır...

mustafa kayapalı 20-Temmuz-2016 17:25:23

Bir arkadaşımızın yazdığı gibi zihinlere ister istemez takılan bu suallerden kaçmak asla çözüm olamaz. Herkes sizin gösterdiğiniz teslimiyeti gösteremez. Bugün bütün bir dünya bu eserleri okuyorsa bu sorularda sorulacaktır.Arkadaşlarımız da güzel cevap vermişler. ancak benim dikkat çekmek istediğim başka bir mevzu var. Sual soranlar acımasızca ve insafsızca saygısız ifadelerle üstad ve risaleler hakkında zihinleri bulandıracak bir tarzda soruyorlar. Cevaplar bazen kifayetli olur bazen de olmayabilir." Batılı tasvir safi zihinleri idlal eder." kaidesince keşke bu zehir zemberek sorular bu şekilde aynen tekrar edilmese de, sadece sorunun kendisi yazılsa derim. Zaten risalenin de üslubu budur. Ben risalelerin hiçbir yerinde bu tarz soru ifadeleri bilmiyorum.

mustafa kayapalı 22-Temmuz-2016 15:02:01

Üslup hakkında bir şeyler yazdım. Editörden cevap bekliyorum.

Editör 26-Temmuz-2016 11:44:36

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Soru açık isim ve adres üzerinden sorulduğu için cevapta mecburen ona göre verilmek durumunda kalıyor. Yoksa genel anlamda sizin tespitiniz doğru.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör