Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"Fakat seyyiâtı isteyen nefs-i insaniyedir: ya istidat ile, ya ihtiyar ile..." istidat ile istemek ve günah işlemeyi izah eder misiniz?

Yazar: Sorularla Risale, 14-4-2009

Bu ifadeyi, bir kaç şekilde anlamak mümkündür.

Birincisi: İnsan, hayrı tercih edip ve işleme istidadına sahip olduğu gibi, şerri de isteyip, işleme istidadına sahiptir. Mesela, Meleklerde; şerri taleb edip işleme istidadı olmadığı için şer işleyemezler.

İkincisi ise: İnsan, şerre meyyal olan istidadını sürekli şerri tercih ederek işlemesi neticesinde öyle bir hale gelir ki, artık ihtiyarını kullanmadan, sadece istidadın sevkiyle şer tarafına gider. Yani şerri, bozulmuş istidadı ile tercih etmiş olur.

Başta, ihtiyar ile tercih edilen şerler, daha sonra ihtiyar ve iradeye gerek kalmadan, istidadın sevkiyle işlenmiş olur. Kumara alışmış bir insan, evinden çıkarken, "Acaba nereye gitsem?.." ikilemine takılmadan ve ayrı iki tercih arasında kalmadan; âdeta ayakları, onu sürükleyerek kumarhaneye götürecektir. Bu gidiş ihtiyardan ziyade, bozulmuş bir istidadın sevkiyle olmuştur.

Üçüncüsü: İnsan, bir davranışı sürekli yapa yapa kendisinde ikinci bir fıtrat, yani kalıcı bir davranış meydana getirebilir. Mesela, insan bünyesinin reddettiği içkiyi sürekli içen bir insan için, istidadını yanlış kullanmak suretiyle karşı konulması zor bir davranış kazanmış demektir. Buna 'içki mübtelalığı' diyebiliriz. Nitekim bu duruma düşen insanlara içki mübtelası, yani bağımlısı denmektedir. Bu, iradesini içkiye bağlamak demektir.

İnsandaki su içme ihtiyacı gibi, içki müptelası bir insanda da içki içme ihtiyacı, onu içki içmeye zorlayacaktır. Nitekim, içki mübtelalıları içkiyi istemese de içiyorlar. İşte bu içki içme olayı ihtiyardan ziyade istidat iledir. Zira bünye artık alışmıştır. Ve yanlış bir istidat ortaya çıkmıştır.

Bu yanlış davranışın bırakılamaması, kişiyi mesuliyetten kurtarmaz. Zira, bu alışkanlık, iradenin yanlış ve haram yollarda kullanılmasıyla meydana gelmiştir.

İkinci bir fıtrat hükmünde olan bu alışkanlıkları hayır adına yakalamak daha kolaydır. Zira, zaten fıtratta mevcut olan bir istidadı inkişaf ettirmiş oluyoruz.

İnsanın fıtratı bir tarla gibidir. Allah, bu tarlaya çok hikmetlerin tahakkuku için hayır ve şer tohumlarını ekmiştir. İnsan fıtrat itibari ile hayra da, şerre de kabiliyetli olarak yaratılmıştır. Bu hayır ve şer tohumların inkişaf ve tekemmül seçimini ise insanın kendi tercihine bırakmıştır. Yani insan fıtratına ekilmiş olan bu hayır ve şer tohumlarından birisine kuvvet verip, onu neşvünemalandırabilir. Seçim insanda olmasından dolayı, mesuliyet ve sorumluluk da insana aittir.

İnsanın şerre kabiliyetli ve eğilimli olması, insanı mesuliyetten kurtarmaz. Zira şerre olan bu kabiliyet ve eğilim insan iradesini selb edip ortadan kaldırmıyor; sadece ve sadece bir seçim alanı oluyor. Hatta insanın fıtratına ekilen hayır tohumu ve kabiliyeti şerden daha çoktur.

Ve bu hayır tohumlarını yeşertecek bütün imkanları da Allah seferber etmiştir. Yüz yirmi dört bin peygamber ve milyonlarca evliya ve asfiya, hepsi hayır tohumlarının inkişafı için seferber edilmişlerdir. Buna rağmen insan kendi iradesi ile şerre yönelmesi, cebir şaibesini tamamen ortadan kaldırıyor.

İstidat noktasından şerri istemesinden kasıt, insanın şerre kabiliyetli olmasına işarettir. Ama şerre olan kabiliyet tamamen insan iradesine ramdır. Yani insan kendi tercihini yapmadıkça, kimse zorla onu şerre sokamaz. İnsanın cinayet işlemesine olan kabiliyetinden dolayı kimse insanı muaheze edemez. Ancak o kabiliyetini fiiliyata dökerse o zaman mesul olur.

"Fakat seyyiâtı isteyen nefs-i insaniyedir: ya istidat ile, ya ihtiyar ile. Nasıl ki, beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiâtı, çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden yine Haktır. Demek, sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes'uliyeti o çeker. Hakka ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır."

İstidat; bir şeye kabiliyetli ve yetenekli olmak anlamındadır. İnsan kabiliyet noktasında günah işlemeye kabil ve hazır bir vaziyettedir. İnsanın günaha kabiliyetli olması ve bu şekilde yaratılması, Allah’ın bir fiil ve icraatıdır. Bu noktada çok maslahat ve hikmetler olmasından dolayı, Allah’ın günaha müsait bir fıtratı yaratması çirkin ve şer değildir. Bunu Üstad Hazretleri bahsi geçen yerin devamında şu şekilde izah ediyor:

"İşte, şu sırdandır ki, kisb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki, pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez, 'Yağmur rahmet değil.' Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz'î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz'î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz'î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir."(1) 

Yani şerri binlerce hikmete ve maslahata binaen yaratmak, şer ve çirkin değil, yaratılan o şerre bulaşmak ve onu irtikap etmek şer ve çirkinliktir. Bu sebeple insanın şerre ve günaha kabiliyetli yaratılması şer ve çirkin değil, bu kabiliyetin bizzat insan tarafından eyleme dönüştürülmesi şerdir. İnsanın bu kabiliyeti eyleme dönüştürmesi iki şekilde oluyor.

Birisi; bizzat kendi iradesi ile girmesidir, yani kendi özgür seçimi ile şerri tercih etmesi şeklindedir.

Diğeri ise; mizaç ve fıtratının bozulmasından hasıl olan bir icbar ile şerre girmesidir. Yani insan kendi temiz fıtratını kötülüğe ve şerre öyle bir alıştırıyor ki; artık o fıtratın hayra ve güzelliğe bir yeteneği ve kabiliyeti kalmıyor. Şer ve kötülük yaratılıştan gelen temiz fıtratın yerini alıyor ve o şekilde işleyip çalışıyor. Belki başlangıçta iradesi ile kötülüğe gidiyor; ama daha sonra fıtrat bozulup kokuşunca, artık irade onun emrine giriyor. Artık şerden ve günahtan başka kabiliyeti kalmayacak bir vaziyete düşüyor. İşte insanın istidat ile günahı işlemesi bu manadadır. Yoksa Allah’ın, insan üstünde bir cebir kurması yoktur. İnsan fıtri ve temiz istidatlarını, kesbi ve pis istidatlarla yer değiştiriyor. Onu onun yerine ikame ediyor. İkinci şerli bir fıtrat oluşturuyor demektir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Okunma Sayısı : 5876


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

nurefsane 14-Nisan-2009

Teşekkür ederim, Allah razı olsun, Cenab-ı Hakk istidatlarımızın hayra yönelmesini ve temizlenmesini, yenilenmesini nasib etsin.

alsancak33 09-Mayıs-2014 06:05:39

bir günahı işlemekte sıkılmayan, gayri ihtiyari o günahı işleyen de şerre istidat mı artmış oluyor? Bir de istidadımız yaratılışta hem şerre hem hayra mı meyilli yoksa sadece hayra meyilli de biz mi sonradan şerre dönüştürüyoruz?

Editör 24-Mayıs-2014 10:06:53

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmtihan gereği insan hem hayra hem de şerre kabiliyetli ve meyilli bir şekilde yaratılıyor. İnsan iradesini şerden yana kullanıp şerre kuvvet verecek şeylere tevessül ederse şer hayra galip gelip kuvvet kazanır. Gayr-ı ihtiyar günaha girmiş birisi zaten tövbe ve istiğfar ile günahın kökünü ve kuvvetini keser onun kuvvetlenmesine fırsat vermez. Yani günahların şerri kuvvetlendirmesini tövbe ve istiğfar ile halletmek mümkün.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör