Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"Kader, ilim nev’indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa, malûm, ilme tâbi değil." cümlesini devamıyla izah eder misiniz?

Yazar: Sorularla Risale, 13-4-2009

Kader, Allah'ın ilmidir. Yani başımıza gelecekleri bilmesidir. Ancak bilmek bilinen şeye tabidir. İlim, bilmektir. Malum ise bilinendir. Bilmek bilinene tabidir.

Mesela; parmaklarımın altındaki şu cihazın ismini klavye olarak biliyorum. Benim bilmem ilim, klavye ise malumdur. Ben, cihaza klavye dediğim için, cihazın ismi klavye olmadı. Adı klavye olduğu için ben klavye dedim ve bildim. Benim bilmem, maluma bağlı oldu.

Yani, Allah'ın bizimle ilgili ilmi, bizim ne yapacağımızdır. Allah bildiği için biz yapıyor değiliz. Bizim ne yapacağımızı Allah, ezel ilmiyle biliyor.

Yani, Kader, Cenâb-ı Hakk’ın ilminde eşyaya biçilen bir plân ve projedir. Bir şeyi bilmek ise o şeyi vücuda getirmek, demek değildir.

Meselâ, siz kafanızda bin tane binanın plânını tutsanız, yüzlerce fabrikanın fizibilitesini tasarlasanız bunlardan hiçbiri sırf kafanızda tuttuğunuzdan dolayı vücuda gelmez. Onların vücuda gelmesi için, irâde ve kudrete ihtiyaç vardır. Aksi halde, kafanızda tasarladığınız bina veya fabrikayı sadece siz bilirsiniz. Hayalen onun içinde dolaşır durursunuz ve hayalinizdeki en küçük bir kesinti de o fabrika veya o binayı ortadan kaldırıverir. Hatta, muhayyileniz yardımını kestiğinden dolayı hiç düşünmemiş ve tasarlamamış gibi olursunuz.

Kader ilim nev’indendir. İlim ise daima ma’lûma tâbidir. Yani bir şey nasılsa ve nasıl olacaksa öyle bilinir. Yoksa, ma’lûm ilme tâbi değildir. Durum böyle olunca, bizim ne yapacağımızı, iradelerimizi nasıl kullanacağımızı Cenâb-ı Hakk biliyor ve takdirini de bildiği istikamette yapıyor. O’nun ilmi muhittir, her şeyi kuşatmıştır. “Cenâb-ı Hakk’ın ilmine, maluma tâbidir.” şeklinde bir ifade kullanmak sû-i edeptir. Biz bu tâbiri sadece meseleyi akla ve anlayışımıza yaklaştırmak için kullanıyoruz.

Cenâb-ı Hakk’ın ilmi, manzarı a’lâdan (çok yüksek bir nokta) olmuş ve olacak bütün eşyaya bir anda ve bir noktaya baktığı gibi bakar. O’nun ilminde, sebep-netice, illet-ma’lûl, başlangıç ve sonuç iç içedir ve hepsi tek noktanın içine sıkıştırılmıştır. O’nun için orada evvel-âhir, önce ve sonra diye bir şey yoktur. Yani Cenâb-ı Hakk’ın ilmi her şeyi, bütün yönleriyle kuşatmıştır. Takdirini de bu ilmiyle yapmaktadır. Öyleyse bu takdir, iradî fiillerde, irade devre dışı tutularak yapılmamıştır.

Okunma Sayısı : 6253


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

k.toprak 13-Nisan-2009

Buyurmuş olduğunuz bu karede, konunun mahiyetini bir nebze olsada kavradım Alah rası olsun. İhtiyari kader noktasında bakacak olursak, durumun ızdırari kader gibi olmadığını görüyoruz. Zira bizim irademiz söz konusudur. Biz tercih ederiz, Rabbimiz yaratır. Bizim tercihimizi Allah, önceden belirlemiştir. biz de mecburen onu tercih ediyor değiliz. biz hür irademizle istediğimizi tercih ederiz.