Külliyat'ta Arama
Aranacak

Detaylı Arama

Lügatler :

Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
ârif : bilgide ileri olan
asliyet : asıl oluş
berzah : geçit
cilve : görünme, yansıma
cilve-i esmâ : isimlerin görünmesi
cüz’î : küçük, az
çendan : gerçi
derece-i hakkalyakîn : bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme derecesi
ehl-i hakikat : hak ve doğruluk üzere olan kimseler
enbiya : peygamberler
enbiya-yı sâlife : geçmişteki peygamberler
erkân : şartlar, esaslar
erkân-ı imaniye : imanın esasları
esmâ : isimler
esrar : sırlar
evliya : veliler
hak : doğru, gerçek
hakikat : gerçek, doğru
hakikî : gerçek, doğru
haşr-i cismanî : öldükten sonra bedenlerin ve vücutların dirilişi
hikmet : sır, bilimsel izah
ihtiyar : irade, dileme, tercih
iktidar : güç, kudret
inkâr : kabul etmeme, inanmama
inkişaf : açığa çıkma
istidat : yetenek, kabiliyet
itibarıyla : özelliğiyle
kasdî : bilerek, direkt
kemâl : mükemmellik
kemâlât : mükemmel özellikler, üstünlükler
kemâl-i etem : tam mükemmellik
keşif : açığa çıkarma
Kur’ân-ı Hakîm : sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân
külliyet : kapsamlılık
kütüb-ü mukaddese : kutsal kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân-ı Kerîm
mazhar : görünme ve yansıma yeri
medar : dayanak
mertebe-i âzam : en yüksek derece
meşrep : mânevî haz ve feyiz alınan yol, usül
muhtelif : çeşitli
mücmel : kısa, özet halinde
müstaid : istidatlı, yetenekli
mütefavit : farklı
reis-i enver : en nurlu başkan
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
server : reis, baş
şuhud : görme, şahid olma
tafsil : ayrıntılı olarak açıklama
tafsilât : ayrıntılar
taharrî : araştırma
tebaiyet : tabi olma, uyma
tenevvü : çeşitlenme
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
ümmet : Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
vâzıh : açık, âşikâr
zılliyet : gölge tarzında tecellî
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | İkinci Dal
İKİNCİ DAL

Çok esrarın anahtarlarını tazammun eden iki sırrı beyan eder.

Birinci sır: Evliya ne için usul-i imaniyede ittifak ettikleri halde meşhudatlarında, keşfiyatlarında çok tehalüf ediyorlar. Şuhud derecesinde olan keşifleri bazan hilâf-ı vaki ve muhalif-i hak çıkıyor. Hem niçin ehl-i fikir ve nazar, herbiri kat’î bir burhanla hak telâkki ettikleri efkârlarında, birbirine mütenakız bir surette hakikati görüyorlar ve gösteriyorlar; bir hakikat niçin çok renklere giriyor?

İkinci sır: Enbiya-yı sâlife, niçin haşr-i cismanî gibi bir kısım erkân-ı imaniyeyi bir derece mücmel bırakmışlar, Kur’ân gibi tafsilât vermemişler; sonra ümmetlerinden bir kısmı, ileride o mücmel olan erkânı inkâra kadar gitmişler? Hem niçin hakikî ârif olan evliyanın bir kısmı yalnız tevhidde ileri gitmişler?

Hattâ derece-i hakkalyakîne kadar gittikleri halde, bir kısım erkân-ı imaniye onların meşreplerinde pek az ve mücmel bir surette görünüyor. Hattâ, onun içindir ki, onlara tebaiyet edenler, ileride o erkân-ı imaniyeye lâzım olan ehemmiyeti vermemişler; hattâ bazıları sapmışlar. Madem bütün erkân-ı imaniyenin inkişafıyla hakikî kemâl bulunur, niçin ehl-i hakikat bazısında çok ileri ve bir kısmında çok geri kalmışlar?

Halbuki, bütün esmânın mertebe-i âzamlarının mazharı ve bütün enbiyanın serveri olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve bütün kütüb-ü mukaddesenin reis-i enveri olan Kur’ân-ı Hakîm, bütün erkân-ı imaniyeyi vâzıh bir surette, pek ciddî bir ifadede ve kasdî bir tarzda tafsil etmişlerdir.

Evet, çünkü hakikatte hakikî kemâl-i etemm öyledir. İşte, şu esrarın hikmeti şudur ki:

İnsan çendan bütün esmâya mazhar ve bütün kemâlâta müstaiddir. Lâkin, iktidarı cüz’î, ihtiyarı cüz’î, istidadı muhtelif, arzuları mütefavit olduğu halde, binler perdeler, berzahlar içinde hakikati taharrî eder. Onun için, hakikatin keşfinde ve hakkın şuhudunda berzahlar ortaya düşüyor; bazılar berzahtan geçemiyorlar. Kabiliyetler başka başka oluyor; bazıların kabiliyeti, bazı erkân-ı imaniyenin inkişafına menşe olamıyor.
aaaaaaaaa
| Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Dal / Sonraki Risale: Üçüncü Dal
X