Lügatler :

beyan etmek : açıklamak, izah etmek
bîçare : çaresiz
cehil : cahillik, bilgisizlik
deva : ilâç, çare
ehemmiyet vermek : önem vermek, önemsemek
gaflet : gerçeklerden habersizlik
hafî kalmak : gizli kalmak
hakikat : asıl, gerçek
helecan : titreme, heyecan, kalp çarpıntısı
küfür : inanmama, inkâr etme; Allah’ın bildirdiği kesin olan birşeyi inkâr etme veya kabul etmeme
lümme-i şeytanî : şeytanın verdiği kalpteki kuruntu, vesvese yeri
mahiyet : esas yapı, nitelik, içyüz
maraz : hastalık, illet
maraz-ı vesvese : şüphe ve kuruntu hastalığı
musibet : belâ, sıkıntı, felâket
münafi-i edeb : edebe aykırı, edep ve terbiye dışı
müptelâ olmak : bağımlı, tutulmuş olmak
müteessif : hayıflanmış, eseflenmiş, üzüntülü
müteessir : tesir altında kalmış, etkilenmiş
mütezarrır olmak : zarar görmek, zarara uğramak
nev’i : çeşit, tür
Rab : her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
sû-i edep : kötü edep, edepsizlik
sûret : biçim, şekil
şetm : sövmek; sövgü içeren söz
tahayyül : hayal etme
tahayyül-ü küfür : küfrü hayal etme
tahayyül-ü şetm : sövmeyi, çirkin ve kötü şeyleri hayal etme
tahtında : altında
tard etmek : uzaklaştırmak, kovmak
tevehhüm etmek : sanmak, zannetmek
tevehhüm-ü zarar : zarar zannetmek
vecih : yön
vesvese : kuruntu, şüphe
ye’s : ümitsizlik
zira : çünkü
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | İlk Dönem Eserleri | Nur'un İlk Kapısı | Vesvese Bahsi
Maraz-ı Vesveseye

Müptelâ Olanlara Derstir


Ey maraz-ı vesvese ile müptelâ! Bilir misin vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Sen ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Demek büyük nazarla baksan büyür, küçük görsen küçülür. Korksan, ağırlaşır, hasta eder. Korkmasan, hafif olur, hafî kalır. Mahiyetini bilmesen devam eder, bilsen gider. Öyleyse, bu marazın devasından “Beş Vechini” beyan edeceğim. Belki, sana da şifa olur. Zira cehil onu dâvet eder. İlim onu tardeder.

Birinci vecih: Şeytan, şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, o şüpheden, şetme döner. Hayale karşı, şetme benzer bazı hâtıraları ve bazı münafi-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “eyvah!” dedirtir, ye’se düşürttürür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi Rabbisine karşı sû-i edepte bulunuyor. Müthiş bir helecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister.

Ey bîçare, telâş etme! Çünkü o, şetm değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tahayyül-ü şetm dahi şetm değildir. Zira şetm, hükümdür. Tahayyül, hüküm değildir. Hem onunla beraber, o sözler, senin kalbin sözleri değil. Çünkü kalbin o sözlerden müteessir ve müteessiftir. Belki o sözler, kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden gelen sözlerdir. Bunun zararı, yalnız tevehhüm-ü zararla mütezarrır olmaktır. Çünkü tahayyülü, hakikat tevehhüm eder. Şeytanın işini kalbine mâl eder. Zarar diye anlar, zarara düşer. Şeytanın dahi istediği odur.

İkinci vecih: Budur ki; mânâlar, kalbden çıktıkları vakit, çıplak olarak çıkarlar ve çıplak olarak hayale girerler. Sûretleri, hayalde giyerler. Hayal ise, her vakit bir sebep tahtında bir nev’i sûretleri dokur. Ehemmiyet verdiği şeylerin sûretlerini yol üstünde bırakır. Hangi mânâ geçse, ona giydirir. Ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer mânâlar münezzeh ve temiz iseler, sûretler mülevves ve rezil ise, giymek yoktur; fakat temas vardır. Vesveseli adam, teması telebbüsle iltibas eder: “Eyvah” der. “Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu hisset-i nefis beni matrud eder.”
aaaaaaaaa
Bu bölümde görmüş olduğunuz kaynaklı ve lügatli Risale-i Nur külliyatı Söz Basım Yayın tarafından hazırlanmış ve kendilerinin izni ile siteye eklenmiştir.
Sorularlarisale sitemizin kütüphanesine külliyat hediye eden; Söz Basım Yayın, RNK ve Sözler Yayınevlerine de teşekkür ederiz.