Lügatler :

Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
ehâdis : hadisler; Peygamber Efendimizin mübarek söz, fiil ve hareketleri veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranışlar
ehl-i kalem : eli kalem tutanlar, yazarlar
halâvet : tatlılık, hoşluk
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hal ve fiil
lâfz-ı Kur’ân : Kur’ân lâfzı, sözü
lâfz-ı Resûl-i Ekrem : Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm lâfzı, sözü
mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareket
mu’cize-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) mu’cizesi
mu’cize-i risalet : peygamberlik mu’cizesi
muttalî : bilgi sahibi olan, haberdar olan
müstensih : yazarak çoğaltan
nakil : aktarma, anlatma
nev : çeşit, tür
nüsha : kopya
risale : mektup, küçük çaplı kitap
Risalet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği
rivayet : Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi, aktarılması
sırr-ı gaybî : gizli sır; önceden bilinmeyen sır
şevk : şiddetli arzu ve istek
telif etme : yazma, kaleme alma
tesadüf : rastlantı, gelişigüzel olma
tevafuk : denk gelme, bir metinde harflerin veya kelimelerin birbirine denk gelmesi
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Mektubat | On Dokuzuncu Mektup
On Dokuzuncu Mektup

BU RİSALE, üç yüzden fazla mu’cizâtı beyan eder. Risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) mu’cizesini beyan ettiği gibi, kendisi de o mu’cizenin bir kerametidir. Üç dört nev ile harika olmuştur:

Birincisi: Nakil ve rivayet olmakla beraber, yüz sahifeden fazla olduğu halde, kitaplara müracaat edilmeden, ezber olarak, dağ, bağ köşelerinde, üç dört gün zarfında, her günde iki üç saat çalışmak şartıyla, mecmuu on iki saatte telif edilmesi, harika bir vakıadır.

İkincisi: Bu risale, uzunluğuyla beraber, ne yazması usanç verir ve ne de okuması halâvetini kaybeder. Tembel ehl-i kalemi öyle bir şevk ve gayrete getirdi ki, bu sıkıntılı ve usançlı bir zamanda, bu civarda, bir sene zarfında yetmiş adede yakın nüshalar yazıldığı, o mu’cize-i risaletin bir kerameti olduğunu, muttali olanlara kanaat verdi.

Üçüncüsü: Acemî ve tevafuktan haberi yok ve bize de daha tevafuk tezahür etmeden evvel onun ve başka sekiz müstensihin birbirini görmeden yazdıkları nüshalarda, lâfz-ı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kelimesi, bütün risalede ve lâfz-ı Kur’ân beşinci parçasında öyle bir tarzda tevafuk etmeleri göründü ki, zerre miktar insafı olan, tesadüfe vermez. Kim görmüşse kat’î hükmediyor ki, bu bir sırr-ı gaybîdir, mu’cize-i Ahmediyenin (a.s.m.) bir kerametidir.

Şu risalenin başındaki esaslar çok mühimdirler. Hem şu risaledeki ehâdis, hemen umumen eimme-i hadîsçe makbul ve sahih olmakla beraber, en kat’î hâdisât-ı risaleti beyan ediyorlar. O risalenin mezâyâsını söylemek lâzım gelse, o risale kadar bir eser yazmak lâzım geldiğinden, müştak olanları, onu bir kere okumasına havale ediyoruz.

Said Nursî
aaaaaaaaa
| Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Sekizinci Mektup / Sonraki Risale: Yirminci Mektup
Bu bölümde görmüş olduğunuz kaynaklı ve lügatli Risale-i Nur külliyatı Söz Basım Yayın tarafından hazırlanmış ve kendilerinin izni ile siteye eklenmiştir.
Sorularlarisale sitemizin kütüphanesine külliyat hediye eden; Söz Basım Yayın, RNK ve Sözler Yayınevlerine de teşekkür ederiz.