Lügatler :

(k.s.) : kuddise sırruhu; ilâhî hikmetten öğrendiği şeyler pak ve mübarek olsun
acaip : şaşırtıcı, hayret verici şeyler
arz-ı beyzâ : beyaz dünya, kötülüklerden arınmış dünya
asfiya : Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi büyük zâtlar
ehl-i hak ve hakikat : hak ve doğruluk üzere olan kimseler
ehl-i keşif ve şuhud : gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah’ın lütuf ve ihsanıyla bilen ve gören kimseler
ehl-i şuhud : gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gören kimseler
ehl-i velâyet ve şuhud : mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip insanlar, velîler
evliya-yı meşhure : meşhur evliyalar, Allah dostları
Fütûhât-ı Mekkiye : Muhyiddin-i Arabî’nin meşhur tasavvufî eseri
hâlet-i şuhud : İlâhî hakikatleri seyir hali
hilâf-ı hak : hakka ters
hilâf-ı vaki : gerçeğe aykırı
hüküm : yargı, karar
ihata : kavrayış, kavrama
irşad : doğru yolu gösterme
küre-i arz : yerküre, dünya
mesele-i mühimme : önemli mesele
meşmeşiye : bazı evliyanın keşfen gözlemledikleri gaybî veya misâlî bir âlem
muhakkik : gerçekleri araştıran, hakikatleri delilleriyle bilen âlimler
rüyet : görme
sünnet : Peygamberimizin söz, emir ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
tabakat-ı seb’a : yedi tabaka
tabir : açıklama, yorumlama
tashih : düzeltme
veli : Allah dostu
veraset-i nübüvvet : peygamberin vârisliği makamı
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Mektubat | On Sekizinci Mektup
2 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ1 بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Bu Mektup, Üç Mesele-i Mühimmedir.

BİRİNCİ MESELE-İ MÜHİMME

Fütûhât-ı Mekkiye sahibi Muhyiddin-i Arabî (k.s.) ve İnsan-ı Kâmil denilen meşhur bir kitabın sahibi Seyyid Abdülkerim (k.s.) gibi evliya-yı meşhure, küre-i arzın tabakat-ı seb’asından ve Kaf Dağı arkasındaki arz-ı beyzâdan ve Fütuhat’ta “meşmeşiye” dedikleri acaipten bahsediyorlar, “Gördük” diyorlar. Acaba bunların dedikleri doğru mudur? Doğru ise, halbuki bu yerlerin yerde yerleri yoktur. Hem coğrafya ve fen onların bu dediklerini kabul edemiyor. Eğer doğru olmazsa, bunlar nasıl veli olabilirler? Böyle hilâf-ı vâki ve hilâf-ı hak söyleyen nasıl ehl-i hakikat olabilir?

Elcevap: Onlar ehl-i hak ve hakikattirler, hem ehl-i velâyet ve şuhuddurlar. Gördüklerini doğru görmüşler; fakat ihatasız olan hâlet-i şuhudda ve rüya gibi rüyetlerini tabirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için, kısmen yanlıştır. Rüyadaki adam kendi rüyasını tabir edemediği gibi, o kısım ehl-i keşif ve şuhud dahi rüyetlerini o halde iken kendileri tabir edemezler. Onları tabir edecek, “asfiya” denilen veraset-i nübüvvet muhakkikleridir. Elbette o kısım ehl-i şuhud dahi, asfiya makamına çıktıkları zaman, kitap ve sünnetin irşadıyla yanlışlarını anlarlar, tashih ederler, hem etmişler.
aaaaaaaaa

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
2 : “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
| Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Yedinci Mektup / Sonraki Risale: On Dokuzuncu Mektup
Bu bölümde görmüş olduğunuz kaynaklı ve lügatli Risale-i Nur külliyatı Söz Basım Yayın tarafından hazırlanmış ve kendilerinin izni ile siteye eklenmiştir.
Sorularlarisale sitemizin kütüphanesine külliyat hediye eden; Söz Basım Yayın, RNK ve Sözler Yayınevlerine de teşekkür ederiz.