Külliyat'ta Arama
Aranacak

Detaylı Arama

Lügatler :

acip : şaşırtıcı, hayret verici
âlem : dünya
bâb : kapı
cami’ : kapsamlı
cilve : yansıma, görüntü
emsal : benzerler, örnekler
envâ : çeşitler, türler
envâ-ı mahlûkat : yaratılmışların türleri, çeşitleri
enzâr : bakışlar
ezcümle : özetle
hâşâ ve kellâ : asla ve asla, kesinlikle öyle değil
haşir ve neşretmek : yeniden diriltip toplamak ve yaymak
haşr-i ekber : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
haşr-i baharî : bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi
hayvanat : hayvanlar
Hayy-ı Kayyûm : her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah
ibâd : kullar
ihata-i ilmiye : ilminin kuşatıcılığı ve genişliği
ihtilât : karışıklık
ihyâ : diriltme, hayat verme
imâte : öldürme
irade : dileme, tercih, istek
işârât : işaretler
ittihaz : edinme, kabullenme
Kadîr-i Rahîm : sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve herşeye gücü yeten Allah
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
kudret : güç, kuvvet, iktidar
Mahkeme-i Kübrâ : öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme
meydan-ı kıyamet : kıyamet meydanı
Muhyî : bütün canlılara hayat veren Allah
musahhar kılmak : boyun eğdirmek
nazenin : ince, narin, duyarlı
nazik : ince, zarif
nebatat : bitkiler
niyazdar : dua eden, yalvarıp yakaran
nümune : örnek
rû-yi zemin : yeryüzü
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
semavî ferman : vahiyle gelmiş emir ve tebliğler
tefrik : fark, ayırma
vaad etmek : söz vermek
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Sözler | Onuncu Söz | Mukaddime
DOKUZUNCU HAKİKAT

Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir.

Hiç mümkün müdür ki, ölmüş, kurumuş koca arzı ihyâ eden; ve o ihyâ içinde, herbiri beşer haşri gibi acip, üç yüz binden ziyade envâ-ı mahlûkatı haşir ve neşredip kudretini gösteren; ve o haşir ve neşir içinde, nihayet derecede karışık ve ihtilât içinde nihayet derecede imtiyaz ve tefrik ile ihata-i ilmiyesini gösteren; ve bütün semavî fermanlarıyla beşerin haşrini vaad etmekle bütün ibâdının enzârını saadet-i ebediyeye çeviren; ve bütün mevcudatı baş başa, omuz omuza, el ele verdirip, emir ve iradesi dairesinde döndürüp birbirine yardımcı ve musahhar kılmakla azamet-i Rububiyetini gösteren; ve beşeri, şecere-i kâinatın en cami’ ve en nazik ve en nazenin, en nazdar, en niyazdar bir meyvesi yaratıp kendine muhatap ittihaz ederek herşeyi ona musahhar kılmakla, insana bu kadar ehemmiyet verdiğini gösteren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Hakîm, kıyameti getirmesin, haşri yapmasın ve yapamasın, beşeri ihyâ etmesin veya edemesin, Mahkeme-i Kübrâyı açamasın, Cennet ve Cehennemi yaratamasın? Hâşâ ve kellâ!

Evet, şu âlemin Mutasarrıf-ı Zîşânı, her asırda, her senede, her günde bu dar, muvakkat rû-yi zeminde haşr-i ekberin ve meydan-ı kıyametin pek çok emsalini ve nümunelerini ve işârâtını icad ediyor. Ezcümle:

Haşr-i baharîde görüyoruz ki, beş altı gün zarfında, küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan, üç yüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihyâ edip iade ediyor.
aaaaaaaaa
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz