Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
âsâb : vücuttaki sinirler
asâ-yı Mûsâ : Hz. Mûsâ’nın (a.s.) taşa vurunca su çıkaran mu’cizeli deyneği
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
derecât : dereceler
düstur : kural, kanun
ehil olmak : maharetli olmak
esbab : sebepler
hâkezâ : bunun gibi
ihtar etme : hatırlatma, ikaz
inkısam : bölünme, kısımlara ayrılma
izah : açıklama
kemâl-i kudret : eksiksiz güç, kuvvet
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
letâif : lâtifeler; insanın mânevî yapısındaki ince duygular
massetmek : emmek
mesâil-i imaniye : imana dair meseleler
minhâc-ı hakikî : gerçek yol, metot
muhaliyet : imkânsızlık
muhtelif : çeşitli, değişik
nefis : can, bir kimsenin kendisi
nihayet-i âlem : dünyanın son bulması
sırr-ı icmâlî : özet olarak sunulan sır
suret : biçim, şekil
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
teselsül ve devir : zincirleme devam edip gitme ve dönüp dolaşıp aynı noktaya gelme
tevzi etme : dağıtma
ulemâ-i ilm-i kelâm : kelâm ilmi âlimleri
Vâcibü’l-Vücud : varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
vech-i tevfik : uygunluk yönü
vücud : varlık, var oluş
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Mektubat | Yirmi Altıncı Mektup | Dördüncü Mebhas
Bazı Sözlerde ulema-i ilm-i kelâmın mesleğiyle, Kur’ân’dan alınan minhâc-ı hakikînin farkları hakkında şöyle bir temsil söylemişiz ki:

Meselâ, bir su getirmek için, bazıları küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar altında kazar, su getirir. Bir kısım da, her yerde kuyu kazar, su çıkarır. Birinci kısım çok zahmetlidir, tıkanır, kesilir. Fakat her yerde kuyuları kazıp su çıkarmaya ehil olanlar, zahmetsiz herbir yerde suyu buldukları gibi, aynen öyle de:

Ulema-i ilm-i kelâm, esbabı, nihayet-i âlemde teselsül ve devrin muhaliyetiyle kesip, sonra Vâcibü’l-Vücudun vücudunu onunla ispat ediyorlar. Uzun bir yolda gidiliyor. Amma Kur’ân-ı Hakîmin minhâc-ı hakikîsi ise, her yerde suyu buluyor, çıkarıyor. Herbir âyeti, birer asâ-yı Mûsâ gibi, nereye vursa âb-ı hayat fışkırtıyor.

وَفِى كُلِّ شىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰى اَنَّهُ وَاحِدٌ 1 düsturunu herşeye okutturuyor.

Hem iman yalnız ilim ile değil; imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis, ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır. İşte, Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin Râzî’ye bu noktayı ihtar ediyor.

ÜÇÜNCÜ MESELE

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِۤى اٰدَمَ 2 âyetinin اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً 3 âyetiyle vech-i tevfiki nedir?

Elcevap: On Birinci Sözde ve Yirmi Üçüncü Sözde ve Yirmi Dördüncünün Beşinci Dalının İkinci Meyvesinde izahı vardır. Sırr-ı icmâlîsi budur ki:

Cenâb-ı Hak, kemâl-i kudretiyle, nasıl birtek şeyden çok şeyleri yapıyor, çok vazifeleri gördürüyor, bir sahifede bin kitabı yazıyor.
aaaaaaaaa

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : Herşeyde Allah’ın birliğini gösteren bir delil vardır.
2 : “And olsun ki biz Âdemoğullarını şan ve şeref sahibi kıldık.” İsrâ Sûresi, 17:70.
3 : “Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir.” Ahzâb Sûresi, 33:72.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Üçüncü Mebhas / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Mektup
X