Lügatler :

adavet : düşmanlık
ahali : halk
baytar : veteriner
celb etmek : çekmek
cemâl : güzellik
ednâ : en aşağı, en basit
eşraf : ileri gelen büyükler
hacet : ihtiyaç
hürmet : saygı
içtima : toplanma
kaza etmek : yerine getirmek
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
kudretli : güç ve iktidar sahibi
mahvetmek : yok etmek
makarr-ı saltanat : saltanatın merkezi, başkent
maksut : istek, arzu
marzî : razı olunan şey
matlup : istek
menba : kaynak
meram : arzu, istek
meyletmek : eğilim göstermek
misilsiz : benzersiz
muhabbet : sevgi
mukteza : gereklilik
musibetzede : musibete uğrayan
muti’ : itaatkâr, emre uyan
muvakkat : geçici
müştak : düşkün
müteşekkir : teşekkür eden
nişan : alâmet, işaret
nutuk : konuşma
nümune : örnek
nüzhetgâh : seyir ve dinlenme yeri
perverde eden : besleyen
raiyet : halk, vatandaş
seyrangâh-ı daimî : devamlı gezinti yeri
şefkat : acıma, merhamet
tahkir : hakaret etme, küçümseme
tasavvur : düşünme, hayal etme
tasdik : doğrulama, onaylama
tazib etme : azaplandırma, eziyet verme
teb’îd : uzaklaştırma, kovma
teyid etmek : desteklemek
umum : genel, herkes
yâver-i ekrem : çok değerli, yüksek rütbeli memur
zevâl : geçip gitme, yok olma
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Sözler | Onuncu Söz
BEŞİNCİ SURET

Bak, bu işler içinde görünüyor ki, o misilsiz zâtın pek büyük bir şefkati vardır. Çünkü her musibetzedenin imdadına koşturuyor. Her suale ve matluba cevap veriyor. Hattâ, bak, en ednâ bir hacet, en ednâ bir raiyetten görse, şefkatle kaza ediyor. 1 Bir çobanın bir koyunu bir ayağı incinse, ya merhem, ya baytar gönderiyor. Şimdi gel, gidelim; şu adada büyük bir içtima var. Bütün memleket eşrafı orada toplanmışlar. Bak, pek büyük bir nişanı taşıyan bir yâver-i ekrem bir nutuk okuyor. O şefkatli padişahından birşeyler istiyor. Bütün ahali, “Evet, evet, biz de istiyoruz” diyorlar, onu tasdik ve teyid ediyorlar. Şimdi dinle; bu padişahın sevgilisi diyor ki:

“Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celb et. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zevâl ve teb’îd ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti’ raiyetini başıboş bırakıp idam etme” diyor ve pek çok yalvarıyor. Sen de işitiyorsun.

Acaba bu kadar şefkatli ve kudretli bir padişah, hiç mümkün müdür ki, en ednâ bir adamın en ednâ bir meramını ehemmiyetle yerine getirsin; en sevgili bir yâver-i ekreminin en güzel bir maksudunu yerine getirmesin? Halbuki, o sevgilinin maksudu, umumun da maksududur. Hem padişahın marzîsi, hem merhamet ve adaletinin muktezasıdır. Hem ona rahattır, ağır değil. Bu misafirhanelerdeki muvakkat nüzhetgâhlar kadar ağır gelmez. Madem nümunelerini göstermek için, beş altı gün seyrangâhlara bu kadar masraf ediyor, bu memleketi kurdu. Elbette, hakikî hazinelerini, kemâlâtını, hünerlerini makarr-ı saltanatında öyle bir tarzda gösterecek, öyle seyrangâhlar açacak ki, akılları hayrette bırakacak. Demek bu meydan-ı imtihanda olanlar başıboş değiller. Saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar.
aaaaaaaaa

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : bk. Mü’min Sûresi, 40:60.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Bu bölümde görmüş olduğunuz kaynaklı ve lügatli Risale-i Nur külliyatı Söz Basım Yayın tarafından hazırlanmış ve kendilerinin izni ile siteye eklenmiştir.
Sorularlarisale sitemizin kütüphanesine külliyat hediye eden; Söz Basım Yayın, RNK ve Sözler Yayınevlerine de teşekkür ederiz.
X