Külliyat'ta Arama
Aranacak

Detaylı Arama

Lügatler :

Âyetü’l-Kübrâ : en büyük delil anlamına gelen ve Risale-i Nur’da yer alan bir bölüm; Yedinci Şua
beyan etme : açıklama
burhan : kuvvetli delil
cemaat : topluluk, grup
cihet : yön, taraf
def etme : ortadan kaldırma
divan : şiir ya da manzume kitabı; şiirlerin toplândığı kitap
ekser : çoğunluk, pek çok
erkân : rükünler, esaslar
erkân-ı iman : imanın esasları, şartları
esasat : esaslar, temel prensipler
evliya : Allah’ın sevgili kulları, veliler
evvel : önce
feyiz : ilham; bolluk, bereket
fıkra : bölüm, kısım; belli bir düşünceyi anlatmak üzere kaleme alınan yazı; makale
has : özel
hülâsa : özet
ihtiyarsız : irade dışı, istemeden
inbisat : genişleme, yayılma
inkişaf etme : gelişme, açılma
inşirah : ferahlık, sevinç
iz’an : şüphesiz, kesin şekilde inanma
makamat : makamlar, mertebeler
mârifet : Allah’ı bilme ve tanıma
mevcut : var olan
misal-i musağğar : küçültülmüş nümune
mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey
muhafaza : koruma
mübarek : hayırlı, değerli
mütalâa : dikkatle okuma, inceleme
mütefekkirâne : tefekkür ederek, düşünerek
nam : isim, unvan
risale : küçük çaplı kitap
Risaletü’n-Nur : Risale-i Nur’un diğer bir adı
suret : biçim, şekil
şehadet-i tevhidiye : tevhidle ilgili şahitlik, Cenâb-ı Hakkın varlığına ve birliğine şahitlik etme
şübehat : şüpheler, tereddütler
taarruz : saldırı
tahkik : doğruluğunu araştırma
ulema : âlimler
velî : Allah dostu
ziyalanma : aydınlanma
aziz : izzetli, çok değerli, saygın
cemaat : topluluk, grup
elhamdü lillâh : “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”
:
evc-i âlâ : en üst derece
evliya : Allah’ın sevgili kulları, veliler
evvel : önce
galibâne : galip gelerek
hak ve hakikat mesleği : doğrular ve gerçekler üzerine işleyen meslek; Kur’ân yolu
hakaik-i imaniye : iman haikatleri, esasları
hakikat : gerçek, doğru
hâlis : içten, katıksız, samimi
imtizac : birleşme, kaynaşma
itikad : inanç
ittihad : birleşme
izale eden : gideren, ortadan kaldıran
keşif : kalb gözüyle görme; mânevî âlemlere ait bazı olayları ve hakikatleri görme
letâif : lâtifeler, duygular
makam : konum
medâr-ı tesellî ve sürur : teselli ve mutluluk kaynağı
metanet : sağlam duruş, kararlılık
misillü : gibi
misli : benzeri; katı
mu’cize-i Kur’ân : Kur’ân’ın mu’cizesi
mukabele etme : karşılık verme
mükerrer : tekrarlanmış
münasebet : bağlantı, ilişki
müşahede etme : görme, gözlemleme
mütalâa etme : dikkatle okuma, inceleme
mütemerrid : inatçı, dikkafalı
nazar : bakış
nefs : kişinin kendisi
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un bölümlerinden her birisi
Risaletü’n-Nur : Risale-i Nur’un diğer bir adı
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
sair : diğer
sebat : kararlılık
sıddık : çok doğru ve bağlı
şahs-ı mânevî-i dalâlet : dalâleti mânen temsil eden mânevî şahıs; sapkınlığın tüzel kişiliği
şakirt : talebe, öğrenci
şakk-ı kamer : Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
taarruz eden : saldıran
tahammül : katlanma, yüklenme
tasdik : onaylama, kabul etme
teavün : yardımlaşma
ulema : âlimler
vesvese : şüphe, kuruntu
zelzele : deprem, sarsıntı
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Kastamonu Lâhikası | ( 5 )
Bir suale cevap olarak yazdığım bir fıkrayı, size de fâidesi olur ihtimaliyle beyan ediyorum:

Evliya divanlarını ve ulemanın kitaplarını çok mütalâa eden bir kısım zâtlar taraflarından soruldu: “Risaletü’n-Nur’un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz’ân onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?”

Elcevap: Eski mübarek zâtların ekseri divanları ve ulemanın bir kısım risaleleri imanın ve mârifetin neticelerinden ve meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında imanın esasatına ve köklerine hücum yoktu ve erkân-ı iman sarsılmıyordu. Şimdi ise köklerine ve erkânına şiddetli ve cemaatli bir surette taarruz var. O divanlar ve risalelerin çoğu has mü’minlere ve fertlere hitap ederler; bu zamanın dehşetli taarruzunu def edemiyorlar.

Risaletü’n-Nur ise, Kur’ân’ın bir mânevî mu’cizesi olarak imanın esasatını kurtarıyor ve mevcut imandan istifade cihetine değil, belki çok deliller ve parlak burhanlarla imanın ispatına ve tahkikine ve muhafazasına ve şübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden, herkese bu zamanda ekmek gibi, ilâç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar hükmediyorlar.

O divanlar derler ki:Velî ol, gör; makamata çık, bak, nurları, feyizleri al.”

Risaletü’n-Nur ise der: “Her kim olursan ol; bak, gör. Yalnız gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar”.

Hem Risaletü’n-Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı mânevî-i dalâlet karşısında tek başıyla galibâne mukabele eder.

Hem Risaletü’n-Nur, sair ulemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermez; ve evliya misilli yalnız kalbin keşf ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letâifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i âlâya uçar. Taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişmediği yerlere çıkar, hakaik-i imaniyeyi kör gözüne de gösterir
• • •
aaaaaaaaa
Önceki Risale: ( 4 ) / Sonraki Risale: ( 6 )