Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
amel etmek : çalışmak, iş görmek
bâki : kalıcı, sürekli
cihet : yön, taraf
edviye-i Kur’âniye : Kur’ân’ın devâları, ilâçları
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
esâsât-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın esasları
esrar : sırlar
evham : vehimler, kuşkular, kuruntular
faraza : varsayalım ki
fena : kötü
feyiz : bolluk, bereket, nimet
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, gerçekleri
hakikat : gerçek, doğru
hâlis : içten, katıksız, samimi
hamletme : yükleme, yorumlama
haşr : yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
huruf : harfler
huzûzât-ı nefsaniye : nefsin hoşuna giden zevk ve hazlar
içtinap : çekinme, kaçınma
inhisar : tekel, yalnız birşeye ait kılma
inşaallah : Allah’ın izniyle
istihkak : hak etme
kesb : kazanma
medar-ı maişet : geçim kaynağı
menfi : sürgün
mevhibe-i İlâhiye : Cenâb-ı Hakkın ihsan ve hediyesi
muamelât : davranışlar, işler
mukàbil : karşılık
musibet : belâ, büyük sıkıntı
nazar : bakış, göz
nefis : kişinin kendisi; insanı zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
nefy : sürgün, gönderilme
nevi : çeşit, tür
risale : küçük çaplı kitap
riya : gösteriş
sadakat : bağlılık
saniyen : ikinci olarak
suret : şekil, biçim
tab etmek : basmak
tayin : görevlendirme
teberri : uzaklaşma
tecerrüd : soyutlanma, sıyrılma
tenkit : eleştiri
tetkik : inceleme, araştırma
usul : kural, yöntem
vesika : belge
zâhiren : görünüşte
ziyade : çok, fazla
zulmetmek : haksız yere kötülük etmek
Ana Sayfa | Risale-i Nur Külliyatı | Mektubat | On Altıncı Mektup
İKİNCİ MESELE: Ehl-i dünya diyorlar ki: “Bize ahkâm-ı diniyeyi ve hakaik-i İslâmiyeyi talim edecek resmî bir dairemiz var. Sen ne salâhiyetle neşriyat-ı diniye yapıyorsun? Sen madem nefye mahkûmsun; bu işlere karışmaya hakkın yok.”

Elcevap: Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz. İman ve Kur’ân nasıl inhisar altına alınabilir? Siz dünyanızın usulünü, kanununu inhisar altına alabilirsiniz. Fakat hakaik-i imaniye ve esâsât-ı Kur’âniye, resmî bir şekilde ve ücret mukàbilinde, dünya muamelâtı suretine sokulmaz. Belki, bir mevhibe-i İlâhiye olan o esrar, hâlis bir niyetle ve dünyadan ve huzûzât-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir.

Hem de sizin o resmî daireniz dahi, memleketteyken beni vaiz kabul etti, tayin etti. Ben o vaizliği kabul ettim, fakat maaşını terk ettim. Elimde vesikam var. Vaizlik, imamlık vesikasıyla her yerde amel edebilirim. Çünkü benim nefyim haksız olmuştur. Hem menfiler madem iade edildi; eski vesikalarımın hükmü bâkidir.

Saniyen: Yazdığım hakaik-i imaniyeyi doğrudan doğruya nefsime hitap etmişim. Herkesi davet etmiyorum. Belki ruhları muhtaç ve kalbleri yaralı olanlar, o edviye-i Kur’âniyeyi arayıp buluyorlar. Yalnız, medar-ı maişetim için, yeni huruf çıkmadan evvel, haşre dair bir risalemi tab ettirdim. Bunu da, bana karşı insafsız eski vali, o risaleyi tetkik edip, tenkit edecek bir cihet bulamadığı için ilişemedi.

ÜÇÜNCÜ MESELE: Benim bazı dostlarım, ehl-i dünya bana şüpheli baktıkları için, ehl-i dünyaya hoş görünmek için benden zâhiren teberri ediyorlar, belki tenkit ediyorlar. Halbuki, kurnaz ehl-i dünya, bunların teberrisini ve bana karşı içtinaplarını, o ehl-i dünyaya sadakate değil, belki bir nevi riyaya, vicdansızlığa hamledip o dostlarıma karşı fena nazarla bakıyorlar.

Ben de derim: Ey âhiret dostlarım! Benim Kur’ân’a hizmetkârlığımdan teberri edip kaçmayınız. Çünkü, inşaallah benden size zarar gelmez. Eğer faraza musibet gelse veya bana zulmedilse, siz benden teberriyle kurtulamazsınız. O hal ile, musibete ve tokada daha ziyade istihkak kesb edersiniz. Hem ne var ki evhama düşüyorsunuz?
aaaaaaaaa
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Beşinci Mektup / Sonraki Risale: On Yedinci Mektup