Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)

"Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarikindeki Dört Hatvenin izahatı, hakikatin ilmine, şeriatin hakikatine, Kur’ân’ın hikmetine dair..." Yirmi Altıncı Sözün, Zeyl'inin Hatime'sini açar mısınız?

Yazar: Sorularla Risale, 13-10-2017

Hatimede nazara verilen bu dört hatve yani acz, fakr, şefkat ve tefekkür yolu, Risale-i Nur'un da aynı zamanda bir tarikatı ve seyrü sülûk tarzıdır. Bunun için Külliyat'ın hemen hemen birçok yerlerinde bu dört hakikat sıkça nazara verilerek Nur talebelerinin yolu ve mesleği hatırlatılmıştır.

Bu yol; tasavvufta zikri hafi ve zikri cehli olarak genel manada izah edilen yollara ve tarikatlara göre daha kısadır. Çünkü dört adımdır ve dört hatvedir.

Zira; acz elini nefisten çekse Cenab-ı Hakk'a teveccüh eder. Yani insanın acziyeti nefsinden bir çıkar, bir imdat veya bir medet beklemez ise  doğrudan soğruya Kadir-i Zülcelale yönelir ve O’ndan bekler. Halbuki eski meslekler de ve seyrü sülûklerde en keskin yol olan aşk, nefsinden elini çeker, fakat mecazi mahbuba veya maşuka yapışır. Bunun da zevalini gördükten sonra ancak hakiki mahbuba intikal edebilir.

Bu intikaller bazen müşkülatla seyreder. Salik, kuvvetli bir sebebe rast gelir, esna-i tarikten dönebilir.

Ayrıca bu dört tarik diğer mutat yollara göre daha selametlidir. Çünkü nefsin şatahat yani gurur, enaniyet ve temayüz etmek gibi davaları bulunmaz. Zira acz, fakr ve kusurdan başka kendinde bir şey görmez ve göremez ki o davalara ve riyakarlıklara tenezzül etsin. Fakat mutat tariklerde ve yollarda nefsin ve hevesin şatahatlı ve balapervazane davaları bulunabilir. Tasavvufta ve tarikattaki vartaların sebebi bu noktaya dayanır.

Hem bu tarik daha umumi ve daha geniştir. Çünkü bu dört hatve herkesin gidebileceği ve hedefine varabileceği en geniş ve umumi bir cadde-i kübradır. Mutat tariklerin herbirisi ona ait ve ona müstait fıtratlara uygun olup, umumi ve geniş cadde-i kübra olamamışlardır.

Mutat yolda gidenler varlıktan sıyrılıp, nefsin keyfi hallerinden uzaklaşıp helale bile tahdit getirip, nefsin makam ve arzularını reddederek bir nevi alemle mücadele ederek terakki etme mecburiyetindedirler. Yani atın suyunu, arpasını keserek mecalsiz hale getirip öylece binip muvaffak olmaya çalışırlar. Bu ise zaman, mesai ve eleman israfına sebebiyet verir. Bu tarz bir terbiye bu asrın ilcaatına ve ihtiyacatına cevap veremz. Fakat Risale-i Nur'un kurandan aldığı yolda ve tarikte ise atı hasta edip öldürmek değil, ata iyi binecek er yetiştirmek tercih edilmiştir. Yani makam sahiplerini makamlarında, servet sahiplerini imkanları içerisinde terbiye etmektir.

Teamül üzere gidenler "la mevcude illahu" veya "la meşhude illa hu" deyip Allah’tan maada / gayri bütün mükevvenat, huzuru taammı kazanmak için ya inkar ederler veya unuturlar. Üstadımızın tavsiye ettiği dört hatvede ise; alemi unutmak veya inkar etmek değil, bütün mükevvenatı ve alemi bir varlık kabul ederek orada hikmetin ve rahmetin izini, özünü ve yüzünü görerek âdeta Hz. Musa (as)'ın asası gibi, her yerde marifet nuru çıkartmaya müstait olanlar, o teamüldeki yollarda giymeye muhtaç değillerdir.

Netice itibariyle, mevcudatı kendi nefsinde ve bizzat mahiyetinde hiç olduğunu kabul ederek Allah hesabına ve O’nun mana-yı harfi ile bakmak bu yolun icabatındandır...

Okunma Sayısı : 930


Pdf Olarak Kaydet - Word Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

cemdemir 15-Ekim-2017 12:37:33

"acz elini nefisten çekse" ifadesini anlayamadım biraz daha açabilir misiniz?

Aczin elini nefisten çekmesi konusu; aciz kalan bir insan, yardıma, sığınmaya, bir yere dayanmaya muhtaçtır. Bu durumda ya kendine, yani nefsine veya Rabbine güvenecektir. İşte bu "acz" duygusu nefse değil de Allah'a dayansa ve güvense maksat hasıl olmuş olur ve terakki eder. Kaldı ki, aciz yaratılmamızın asıl nedeni de budur.

Ubudiyet ise; aczimizi ve fakrımızı bilip Rabbimize mütezellilane dayanmaktan ibarettir. Ancak nefis bazen istikametimizi şaşırtır ve sebeplere tevcih eder bizi.