Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Haber Grubu
Mail adresiniz:
(Haftalık e-bülten aboneliği)


Risale-i Nur Nüshalarındaki Farklılıklar ve Bediüzzaman'ın Tasarrufları

Yazar: Sorularla Risale, 24-4-2010

Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hayattayken yazımı, tashihi ve kitap haline gelmesi tamamlanmış ve bizzat kendisinin onayıyla yayına sunulmuş eserlerdir. Zaman içinde farklı bazı yayınevleri tarafından orijinal nüshalar esas alınıp çoğaltılarak günümüze kadar gelmiş, inşallah istikbalde de Bediüzzaman'ın müjdelediği gelecek nesile bu şekilde ulaştırılacaktır.

Risale-i Nurlarda değişiklik yapıldığı iddiası zaman zaman bazı vesilelerle dile getirilmektedir. Bu iddiaları ilk defa Üstad'ın eski eserlerinde yaptığı bazı tasarruflarla gündeme getirmişlerdi. Üstad Hazretleri hayattayken “Eski Said” diye isimlendirdiği dönemde yazdığı eserlerini, yeniden neşrettiği zaman bu eserlerinde bazı tasarruflarda bulunmuş, zamanın ihtiyacına ve şartlara göre bazı bölümleri eklemiş veya çıkarmıştır. Dolayısıyla eski halleri ile Üstad'ın tasarrufundan sonraki hallerini görüp mukayese eden şahıslar bu konuda şüpheye düşmüşlerdi.

Üstad'ın orjinal el yazması eserlerdeki tasarruflarının, talebeleri tarafından ilgililerin nazarına sunulmasından sonra bu konudaki iddialar da büyük oranda kesildi.1

Bugünlerde Risale-i Nurlar hakkında benzer iddialar yine gündeme getirilmeye çalışılmaktadır. Bu defaki iddialar da ise, Risale-i Nur'da bazı mektupların aynı yayınevinin farklı nüshalarındaki kelime veya cümle farklılıkları veya farklı yayınevlerinin kitapları arasındaki bazı ufak tefek farklılıklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Risale-i Nurların basımını otuz yılı aşkın bir süredir devam ettiren ve şu an en yaygın okuyucu kitlesi bulunan Risale-i Nur Külliyatını neşreden Envar Neşriyat yayın sorumlularından Ahmet Özertan Bey'e bu farklılıkların nedenini sorduğumuzda aldığımız cevap özetle şöyle:

Risale-i Nur eserlerinde genel olarak yapılan bütün tasarruflar, bizzat Üstad tarafından yapılmıştır. Risale-i Nur'u basan bütün yayınevleri de Üstad tarafından tashih edilerek çoğaltılan nüshaları esas alarak bu eserleri basmaktadırlar.

Risale-i Nur Eserlerinin Tashih ve Neşir Aşamaları

Envar Neşriyat yetkilisi Ahmet Özertan Bey'in Risale-i Nurların tashih ve neşir safhaları ile verdiği bilgileri aynen aşağıya alıyoruz:

“Risale-i Nur’lar ilk te’lif zamanı olan 1920’lerden, Bediüzzaman Hazretlerinin vefat tarihi olan 1960’a kadarki süre içerisinde önceleri elyazısıyla binlerce nüsha yazılmış ve böylelikle neşredilmiştir. Bu yazılan nüshaların bir kısmı, Hz. Bediüzzaman tarafından kontrol edilmiş ve Tashihli Nüsha ünvanını almıştır. Malûmdur ki; beşeriyet muktezası olarak bu nüshaları yazanlar tarafından bazı harf ve kelimelerde hatalar olmuş, hattâ tevafuklu kelimeler yüzünden bazen satır atlanmıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu nüshaları tashih ederken, manaya zarar veren yanlışlıkları düzeltmiş ve gerekli harf, kelime ve cümleleri yerine yazmıştır. Bu şekildeki nüshalar, az önce de bahsettiğimiz gibi, yüzlercedir.

Bu tashihli nüshalarla ilgili birkaç nokta:

Bediüzzaman Hazretlerinin bir nüshada kaydettiği bir not veya kelime, diğer nüshalarda bulunmayabilmektedir. Onun için, şu anda neşredilen külliyatta bulunan bir kelime veya cümle, farklı bir yerdeki tashihli nüshada bulunmayabilir. Fakat bu noktada şu bilinmelidir ki: neşredilen tashihli külliyattaki o ilâve bizzat Hz. Bediüzzaman tarafından yapılmıştır.

Yine tashihli nüshalarda, bunun aksi de mevzubahistir. Meselâ: Bediüzzaman Hazretleri bir nüshada bazı kelime ve cümleleri çıkarmış, iptal etmiştir. Fakat başka nüshalarda o kelime ve cümleler aynen kalmış olabilir.

Tashihli nüshalarda göze çarpan üçüncü bir husus da şudur:

El yazısıyla yazılan nüshalardaki noksanları veya yanlış yazılmış kelimeleri düzeltirken, Bediüzzaman Hazretleri manayı düzeltecek bir kelime veya cümle yazar. Ta ki o kısımdaki mana yanlışlığı düzelsin. Fakat bu yazdığı kelimeler, diğer nüshalardaki (yani noksan veya yanlış yazılmamış diğer nüshalardaki) kelimelerle tıpkı tıpkısına olmayabilir. Çünki Hz. Bediüzzaman, manayı nazar-ı itibara almış ve tashihi ona göre yapmıştır. Onun için elinde herhangi bir tashihli nüsha bulunan bir kimse, neşredilen Külliyatt'aki herhangi bir yer, elindeki nüshaya lafız olarak aynı aynına denk gelmediği zaman, dememeli ki, bu cümle yanlıştır. Çünkü onun elinde bulunan nüshadaki farklılık, hattâ Bediüzzaman Hazretlerinin elyazısıyla yazdığı bir kelime veya cümle de olsa; asıl itibariyle yazıcının yaptığı bir noksanlık veya yanlışlıktan kaynaklanıyordur.

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur’u te’lif ve neşir faaliyeti ve hizmeti böyle el yazılarıyla devam ederken, 1940'lı senelerde bazı talebeleri teksir makinesi alıp bununla risaleleri çoğaltmak istemişlerdi. Bu haber Bediüzzaman Hazretleri tarafından büyük memnuniyetle karşılanmış ve bu vatan ve millet için çok menfaatli bir hizmet olarak beyan buyurmuşlardı.

«Evvelâ: Hüsrev’le bir ruh iki cesed ve kendisi, bahadır biraderiyle Nur hizmetinde çok ehemmiyetli mevki alan kahraman Rüşdü’nün acib bir el makinesini Nurlar için celbine çalışması, ehemmiyetli bir fütuhat-ı Nuriyenin mukaddemesidir. İnşâallah yine Nurlar, Nurcuların lâyık elleriyle kalemleri gibi tab’ ve neşredilecek; yabani ve lâyık olmayanlara muhtaç olmayacak. Fakat herşeyden evvel sıhhatlı ve yanlışsız ve güzel bir tarzda makine ile, mümkün ise evvel eski harfle yazılsa, sonra yeni harfle daha münasibdir. Sizlerin isabetli tedbirinize havale ediyoruz.»2

 «Kanaatım geliyor ki; bu sıralarda biz Zülfikar’ı ve Asâ-yı Musa’yı pek çok teksir etmeye mecbur olduğumuz hengâmda ve temiz olmayan matbaacılar dahi çekinmeleri aynı zamanda bu acib makine kolayca elimize verilmesi, o iki mecmuanın makbuliyetine bir işaret-i gaybiye ve inayet-i İlahiyenin bir hârika ikramıdır ve Nurların kerametidir."

 "Evet bir âdi mektubum için “Kim yazmış?” diye sekiz defa bana resmen sıkıntı ve eziyet verildiği aynı zamanda, sekizyüz sahifeyi binbeşyüz nüshaya ve bir milyon sahifelere çıkaran o makine, elbette gaybdan imdadımıza gelmiş Nurcu ve bin kalemli bir kâtibdir. Onun için bazı sahifeleri sönük çıksa, zarar yoktur. Parlak kısmı, bize şimdilik yeter. İyi okunmayan kısmı ayrı yapılsın; sonra elmas kalemliler, herbiri bir-iki nüshayı ıslah etsin.»3

Teksir makinesinde çoğaltılacak risaleler önce mumlu kağıtlara yazılıp Bediüzzaman Hazretlerine gönderiliyordu. Aynen el yazıları gibi, Hazret-i Üstad onları tashih edip tekrar iade ediyor ve öylece teksir makinesiyle çoğaltılıyordu. Böylece o zamanda teksirle çoğaltılan risaleler de bu “tashihli nüshalar” mesabesinde mevki almışlardır.

1956 senesinden itibaren de Risale-i Nur’un tamamının yeni yazıyla matbaalarda tabedilmesine teşebbüs edilmişti. Bediüzzaman Hazretleri, yeni yazıyla matbaada basılacak risaleye (mecmuaya) mehaz olacak kitabı hazırlıyor ve onu neşredecek talebesine gönderiyordu. Bu mehaz kitap, Hatt-ı Kur’an'la yazılmış ve neşredilecek/neşredilmeyecek yerleri Hz. Bediüzzaman tarafından işaretlenmiş bir kitaptı. Matbaada basılacak risale, ona göre yeniyazıya çevriliyor ve neşrine müsaade edilen kısımları yeni yazıyla neşrediliyordu.

Yeni yazıyla neşir işinde Hz. Bediüzzaman’ın istihdam ettiği nâşir talebeleri ve yine bu hizmette bilfiil çalışan çok kimseler halen hayattadırlar ve keyfiyetin böyle olduğunun canlı şâhitlerdirler.

Tashih ve neşir faaliyeti, Hz. Bediüzzaman’ın sağlığında böyle olmakla beraber; Hazret-i Üstad’ın vefatından sonra da vasiyetnameleri mûcibince nasıl yapılması lâzım geldiği, bu hizmetkâr ve nâşir talebeleri tarafından yakînen bilinmekte ve öylece hareket etmeye gayret gösterilmektedir.”4

Envar Neşriyat yetkililerinin verdikleri bilgiler ışığında; bugün ortaya Risale-i Nurların değiştirildiği doğrultusunda atılacak her iddiayı, biz yine o dönemdeki orijinal nüshalara müracaat ederek cevaplamaktayız.

Envar Neşriyat'ta, Üstad'ın tasarruflarından hariç olarak, bir tasarruf 2005 baskısında yapılmış, ancak bu baskıdaki değişiklik sonraki baskılarda geri alınarak eski haline döndürülmüş, mevcut bütün külliyat nüshaları ile aynı hale getirilmiştir.

Bu değişikliğin yeri Tarihçe-i Hayat'ta sayfa 630'da Eşref Edip Fergan'ın Üstad'la yaptığı röportajın son kısmında geçmektedir. Eski baskılarda “...yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun.ibaresi, 2005 baskısında “...yirmi beş milyon Türk cemiyetinin değil, yüzlerce milyon bütün İslâm cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun.şeklinde değiştirilmiştir.

Bu tasarrufun yapılma nedeni hakkında, Envar Neşriyat yetkililerinden Ahmet Özertan Beyin ifadeleri şöyle:

Eşref Edip Fergan'ın Üstad'la yaptığı bu röportajın orijinal nüshası bulunup oradaki orijinal ifade ile Tarihçe-i Hayat'taki eski ifade değiştirilip baskıya sunulmuştu. Ancak daha sonradan röportajdaki bu ibarenin dışında Tarihçe-i Hayat'taki metinle farklılık arzeden daha başka ibareler de olduğu anlaşılınca, bu tasarrufların Üstad tarafından yapıldığı kanaatine varılarak yapılan değişiklik geri alınmıştır.

Üstadın tashih örneği
Üstad'a ait bir tashih örneği. Altı kırmızı çizgili yerde Üstad anlamı bozmayacak hataları ve anlamı bozacak hataları tek tek ifade edip, anlamı bozanların doğrularının ne olduğunu söyleyip düzeltilmesini istiyor:

"Yalnız onikinci sahifesinin “serveti, kuvveti” yerinde sehven bir lâm ziyade edip “servetli, kuvvetli” yazılmış. O da zararı yok. Ondördüncü sahifenin onbeşinci ve onyedinci satırlarında “muallim” yerinde sehven “müellim” yazılmış. Yirmidördüncü sahifenin yirmisekizinci satırında “yüzer hikmetler” yerinde sehven “güzel hikmetler” yazılmış. Yirmialtıncı sahifenin yirmibeşinci satırında “zeminin yüz bin milyarlar” yerinde sehven “zemin yüzünün milyarlar” yazılmış. Yirmiyedinci sahifenin dokuzuncu satırında yeni hurufla هُوَ‮ ‬الظَّاهِر yazılmış, doğrudur. Üzerine eski hurufla هُوَ‮ ‬الظَّاهِر yerinde هُوَ‮ ‬اْلآخِر yazılmış, sehivdir." {El yazması bir lahika mektubu, Envar Neşriyat Arşivinden}

Bediüzzaman'ın neşriyatta varis olarak tayin ettiği şahısların5 bu şekilde Risale-i Nur'da tasarruf etme hakları var mıdır?

Üstad Hazretleri, Risaleleri telif döneminde talebelerine gönderdiği bazı mektuplarda yazılan mektubun veya risalenin tasarrufuyla ilgili gibi bazı konularda talebeleri ilemünasip görürseniz ...” , “....havale ediyorum6 ifadeleriyle başlayan veya biten pekçok cümlesinde talebelerine bazı konuları havale etmiştir. Bu verilen yetkilere nisbetle Hulusi Ağabey “Bazan verdiğiniz salâhiyetin manevî kuvvetiyle namınıza olarak bir harfin yerini değiştiriyor veya kaldırabiliyorum.7 şeklinde tasarruf yetkisini ne şekilde kullandığını Üstad'a arzetmiştir. Ancak merhum Hulusi Ağabeyin ifadelerinden de anlaşıldığı üzere; Üstad'ın talebeleri, kendilerine verilen tüm yetkilere rağmen Üstad'ın miras bıraktığı eserleri aynen muhafaza ederek yeni nesillere ulaştırma çabasında olmuşlardır.

Risale-i Nur Hakkında Bu İddiaları Ortaya Atanların Amacı Nedir?

Yukarıda zikrettiğimiz hususlar ışığında Risale-i Nurlarda kasıtlı olarak tahrifat yapılamayacağı, nüsha farklılıklarının da yine bizzat müellif Bediüzzaman tarafından yapıldığı ispat etmeye çalıştık.

Bazı kimseler, gördükleri bir iki tashihli nüsha ile şu anda yeni yazıyla neşredilen Külliyat arasındaki farklılıkları “Risale-i Nur’da tahrif yapılıyor” diye efkâr-ı ammeye neşretmekte ve safî zihinleri bulandırmaktadırlar. Buraya kadar zikrettiğimiz hususlar, onların bu meselede ne kadar haksız olduklarını göstermektedir:

Umum Âlem-i İslâm’ın, hattâ bütün beşeriyetin ebedî saadetlerinin anahtarı olan iman ve Kur’an hakikatlarının öğrenilmesine en müessir vesile ve bu zamanın bidat ve dalalet cereyanlarının tahribatlarına karşı en büyük tamirci olan Risale-i Nur hakkında böyle şüphe ve tereddütler vererek onlara itimadı sarsmak ve Bediüzzaman Hazretlerinin hayatından beri bu hizmette istihdam ettiği sâdık nâşirlerini iftiralarla çürütmeye çalışmak; acaba kimlerin emellerine hizmet eder?

Risale-i Nur’un tashih ve neşri konusunda çeşitli sualler, istifhamlar hatıra gelebilir. İyi niyet ve insafla bu konular sorulduğunda, cevaplandırılmaya çalışılmaktadır bundan sonra da çalışılacaktır.

Ayrıca aşağıdaki kaynaklara da bakılabilir:

Kastamonu Lahikası'nda “... ta ahirzamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri...” ifadesinden “... yani Mehdi ve şakirtleri ...” ibaresinin kaldırıldığı iddia edilmektedir. Bu konuda ne dersiniz?

Kastamonu Lahikası'nda “...faraza hakiki beklenen o zat dahi...” ifadesinden “...ve bir asır sonra gelecek...” ibaresinin kaldırıldığı iddia edilmektedir. Bu konuda ne dersiniz?

 
Dipnotlar:

1. Üstadın bu tasarrufları ile ilgili kendi eliyle yaptığı düzeltmelerden örnekleri sitemizde “HAZRET-İ ÜSTAD'IN TASHİH VE TASARRUFLARI HAKKINDA” isimli makalede bulabilirsiniz.

2. Envar Neşriyat, Emirdağ Lahikası - I, S:168

3. Envar Neşriyat, Emirdağ Lahikası - I: S:178

4. Tırnak içerisindeki ifadeler Envar Neşriyat yetkilisi, Ahmet Özertan beyin ifadeleridir.

5. Bu şahısların kimler olduğu ile ilgili bk. Söz Basım-Yayın, Emirdağ Lahikası – ı, 81. Mektup

6. Örnek olarak bakılabilir: Söz Basım-Yayın, Barla Lahikası 272. Mektup, Emirdağ Lahikası 1, 20. 26. 162. Mektuplar, Emirdağ Lahikası 2, 15. Mektup, Oneşinci Şua, Elhüccetü'z Zehra,

7. Söz Basım-Yayın, Barla Lahikası, 63. mektup

Okunma Sayısı : 42782


Pdf Olarak Kaydet

Paylaş |

Yorumlar / Yeni Yorum Ekle

Soru ve cevap hakkında yorumlarınızı, cevaba katkılarınızı ve önerilerinizi bize bu alandan gönderebilirsiniz.
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız veya eğer üye iseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Gelen Yorumlar

Vbdestabe 24-Nisan-2010

Günümüzdeki insanları anlamak zor binlerce sene önce telif edilen kitaplarda tagyir olmadıgına inanıyorlarda. yakın çagımızda yaşamış bir zatın kitabında degişiklik var diyorlar böylelerine verilecek cevap dahi bulamıyorum

ozsenur 25-Nisan-2010

Sayın yetkili benim bu konuda tek anlamadığım şu: Üstadımızın hayatta iken bizzat kendisi nurları belli şekil ve üslupla yayınlamış. Ve üstadın yanındaki abilerde bu tarzı muhafaz ediyorlar. Örn: Envar,sözler,rnk, ihlasnur neşriyat.. Peki neden bazı yayınevleri arapça ibarelerin altına meal yazıyor açıklama yapıyor? Ne üstad ne de abiler bu konuda hiç taviz vermezken niye bu şekilde basma? Acaba üstadın bilinmeyen bi cevazı mı var bu konuda? Şimdiden teşekkürler..

kbeyazgolge 26-Nisan-2010

İşarat'ül İcaz'da Fatiha Suresi bahsinin sonlarında "...nifaka düşen bir kısım nasara'dır" ibarelerinin yanlış yazıldığı, Arapça orijinal İ.İ. kitabında ilgili bahsin bütün hristiyanları kapsayacak şekilde yer aldığını iddia edilmektedir. Bu fark nereden kaynaklanmaktadır.

Editör 28-Nisan-2010

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu ve bunun gibi bir takım farklılıkların nereden kaynaklandığı sorusunun cevabı yukarıda izah edilmiştir. Bu vesile ile ilgili cümleleri tekrar buraya almak istiyoruz:

"Bediüzzaman Hazretlerinin bir nüshada kaydettiği bir not veya kelime, diğer nüshalarda bulunmayabilmektedir. Onun için, şu anda neşredilen külliyatta bulunan bir kelime veya cümle, farklı bir yerdeki tashihli nüshada bulunmayabilir. Fakat bu noktada şu bilinmelidir ki: neşredilen tashihli külliyattaki o ilâve bizzat Hz. Bediüzzaman tarafından yapılmıştır. Yine tashihli nüshalarda, bunun aksi de mevzubahistir. Meselâ: Bediüzzaman Hazretleri bir nüshada bazı kelime ve cümleleri çıkarmış, iptal etmiştir. Fakat başka nüshalarda o kelime ve cümleler aynen kalmış olabilir. Tashihli nüshalarda göze çarpan üçüncü bir husus da şudur: El yazısıyla yazılan nüshalardaki noksanları veya yanlış yazılmış kelimeleri düzeltirken, Bediüzzaman Hazretleri manayı düzeltecek bir kelime veya cümle yazar. Ta ki o kısımdaki mana yanlışlığı düzelsin. Fakat bu yazdığı kelimeler, diğer nüshalardaki (yani noksan veya yanlış yazılmamış diğer nüshalardaki) kelimelerle tıpkı tıpkısına olmayabilir. Çünki Hz. Bediüzzaman, manayı nazar-ı itibara almış ve tashihi ona göre yapmıştır. Onun için elinde herhangi bir tashihli nüsha bulunan bir kimse, neşredilen Külliyatt'aki herhangi bir yer, elindeki nüshaya lafız olarak aynı aynına denk gelmediği zaman, dememeli ki, bu cümle yanlıştır. Çünkü onun elinde bulunan nüshadaki farklılık, hattâ Bediüzzaman Hazretlerinin elyazısıyla yazdığı bir kelime veya cümle de olsa; asıl itibariyle yazıcının yaptığı bir noksanlık veya yanlışlıktan kaynaklanıyordur."

İşte yukarıda yapılan bu açıklamalar sizin sorunuzun da cevabını teşkil etmektedir. Arapça nüshasında tüm hıristiyanları kapsayan bir ifade varken, Üstadın kardeşi olan Abdulmecid Ağabeyin tercüme ettiği İşaratül icaz'da ise "bir kısım nasara" ifadesi geçmektedir. Ancak yukarıdaki açıklamalarda da geçtiği üzere, Abdülmecit Ağabeyin tercümesini de yine üstadımız tashih etmiş ve son şeklini vermiştir. Üstad bu farkı gördüğü halde dokunmamış veya bizzat kendisi bu ifadeyi değiştirmiştir. Her iki durumda da bu ifade meşruluğunu ortaya koymaktadır. Yani eserin sahibi olan üstad böyle uygun  gördükten sonra, elbetteki olduğu gibi yayınlanacaktır. Yoksa birilerinin iddia ettiği gibi, sonradan değiştirilmiş değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Editör 29-Nisan-2010

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadın elinden geçen külliyat orijinaldir. Üstadın bu külliyatta yapacağı her ilave ve çıkarım da orijinal olacaktır ve olmuştur. Ancak daha sonraki bir takım çalışmalar, mesela meal verme, lugat manaları ver vs. çalışmaları orijinal değildir ve orijinal risalelere de alternatif iddiasıyla ortaya çıkmamışlardır. Küllliyatın daha iyi anlaşılmasını sağlamak için zamanın tekniğinden istifade edilerek bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu sadece risalelerde deği, Kuranı Kerimde de yapılmaktadır. Kadimden beri Kuran surelerinin yan taraflarına açıklamalar yazılmıştır ve yazılmaktadır. Ama bu çalışmalar Kuranın orijinalliğini bozmak veya ona alternatif iddiasıyla yapılmamıştır. Kaldı ki, üstadın risalelerde veya hatıralarda arapça, farsça ibarelerin veya ayet, hadislerin meallerini yazmayı menneden bir ifadesine de rastlayamadık.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

defneci 30-Nisan-2010

üstad hazretlerinin yazısından diyorsun ama üstad hazretlerinin yazısı yoktu o söyle talebeliri yazırdı yani üstad kendizi bir kısım kardeşlerime hususi bir mektupdur bahsinde kendisinin ümmü ve kalemsiz olduğunu söylüyor ve bütün külliyatı talebeleri eski yazıyla yazmışlar nasıl olur da eserleri kendi yazdı diyorsun

Editör 01-Mayıs-2010

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Üstad eserlerini kendisi yazmıştır" şeklinde bir ifade kullanmadık. Eserlerini tashih ederdi. Onlarca mektupta ifade edildiği üzere, üstad, çoğaltılan risaleleri gözden geçirir, ya çıkarmalar yapar veya ilaveler yapardı. Yükarıda resimli örneklerini vermiş bulunmaktayız. Üstad, hiç yazı yamasını bilmiyor değil, yazısı güzel değildir. Tarihçei hayatta üstadın bizzat kendisinin yazdığı mektuplar vardır. Oraya bakabilirsiniz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

ihlasnur 06-Kasım-2014 07:43:54

Tahrif iddiaları (ekleme-çıkartama-değiştirme) Risale-i Nur'a güveni kırma projesinden öte bir şey değildir. Mesela elinde bir külliyat var. Açıyorsun sonra "acaba bunda da değişiklik yapılmış mıdır" demeye getirerek okunana kuşku ile bakmaya sevk etmektir. ifrat ve tefritten azade olup istikamet üzere olmak temennisiyle..

ihlasnur 25-Mayıs-2015 07:28:34

http://yozgatnur66.blogcu.com/risale-i-nur-kulliyatindaki-nusha-farklarinin-sebebi-nedir/20065104 buna dair düşüncelerim..

hamditas 03-Eylül-2015 10:13:24

Hüsnü Bayram Abiden bir hatıra "Atıf Ağabey, çok muhlis ve çok kahraman bir Nur Talebesiydi. Üstadımızın ziyaretine gelmişti. Üstadımıza "Üstadım siz bizlere müsade ettiniz bu eserleri basıyoruz. Neşrediyoruz. Biz şimdi sizden bir şey istemeye geldik." Üstadımız "buyurun" der, Atıf Ağabey cevaben, "Üstadım genç nesil bu eserlerden istifade etmelidir. İmanlarını kurtarmalıdırlar. Fakat Nurlarda bazen geçen kelimelerin manalarını bilmezler. Bize izin verirseniz mecmuaların alt kısımlarına ve yanlarına o kelimelerin manalarını yazacağımız bir lugatçe hazırlayalım" demiş. Üstadımız Atıf Ağabeyi dinledikten sonra, "olur kardeşim" dedi. (Yine bu olur kelimesinin anlaşılması için Hüsnü Abi diyor ki, yani Üstadımız Atıf Ağabeyin anlattığı hikmetlere "olur" diyor, yani hakikaten Nurlarda geçen bazı kelimelere yeni nesil muttali olmayabilir doğrudur gibi bir mana.) Ardından, "Fakat Nurlarda gayet ulvi marifet ve yüksek tefekkür-ü imani olduğundan, bu lugat ise okuyanın zihnini o tefekkürden alıp dağıtacağından ben müsade edemiyorum" beyan buyurdular. Atıf Ağabeyler de bu meseleden vazgeçtiler.